Kabzımal operasyonuyla gıda ucuzlayacak mı?

Kabzımal operasyonuyla gıda ucuzlayacak mı?

Çiftçilerin ya pazarda güçlenmek için birlik olması ya da aynı zamanda girişimci olması gerekiyor. Çünkü artık sadece üretmek yetmiyor. Üretileni işleyip katma değere dönüştürüp, kendi marka ve satış kanalını oluşturmak da çiftçiliğin gerekleri arasında anılmaya başlandı

Kabzımal operasyonuyla gıda ucuzlayacak mı?

Limonda üretici ile market arasındaki fiyat farkı 8,5 kat. Yani, çiftçinin 10 liraya sattığı limonu, biz marketten 85 liraya alıyoruz.

Havuçta 5 kat. Üreticinin kilosunu 10 liraya sattığı havucu, kilosuna 50 lira ödeyerek yiyebiliyoruz.

Üreticinin 18,75 lira ödediği elmayı da marketlerden ortalama 89 liraya satın alabiliyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, bu rakamlar İstanbul merkezli sebze ve meyve tüccarlarına yönelik soruşturma dosyasından yansıyan rakamlar değil.

Eylül ayının ilk haftasında Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin(TZOB) her ay düzenli olarak açıkladığı; “Üretici-market fiyat farkı” raporunda yer alıyor bu veriler.

Yani birkaç gündür manşetlere taşınan; “3’e alıp 9’a sattılar”, “Çiftçiden çok kazandılar” ifadeleri, tarım ve gıdayı yakından takip edenler için aslında hiç de şaşırtıcı değil.

Zaten sistem yıllardır böyle işliyor. Bizzat ben, son 1 yılda T24’e 2 kez, tarla ile market arasındaki astronomik fiyat farkına dikkat çeken yazılar yazdım.

Sorun yeni bir sorun değil. Hatırlarsanız bir dönem kentin meydanlarına tanzimler kurulmuştu. Soğan depoları basılmıştı.. Tarla ile market arasındaki fiyat makası, Türkiye tarımı için, iltihabı uzun süredir akan bir yara aslında. Ve bu yaraya şimdi bir neşter daha vuruldu. Gıdada fahiş fiyat artışına neden oldukları iddiasıyla, sebze ve meyve ticareti yapan 41 firmanın sahipleri için gözaltı kararı verildi. 

Soruşturma dosyasından yansıyan iddialara göre gözaltındaki kişiler, çiftçiden ucuza satın aldıkları meyve ve sebzeyi, yüksek fiyatla satın alınmış gibi pazarlıyor.  Böylelikle de sanal bir fiyat artışı yaşanıyor. Hatta ölmüş çiftçiler adına bile ürün satışları gerçekleştirilmiş.

Aslında dosyadan yansıyan rakamlar,  TZOB’un hemen her ay kamuoyuna açıkladığı fiyat farklarından çok daha düşük. Mesela mandalina. Çiftçiden 8 TL’ye alınmış, ortalama 32 TL’ye satılmış. Yani 4 kat artış var. TZOB’un sahadaki tespitleri ise artışın 8-10 kata çıktığına işaret ediyor.

Elbette soruşturma kapsamında iddialar incelenecek, savunmalar alınacak ve son kararı yargı verecek. Çiftçinin emeğinden haksız kazanç devşirenlerin, pazarda markette fiyat yükseltenlerin cezalandırılması son derece önemli. Ama bu tip soruşturmaların, fiyatları aşağı çekmeye yetmediğini de geçmişte yaşanan örneklerden biliyoruz.

Özgür Tort’un uyarısını hatırlayan var mı?

Çünkü, tarla ile market arasındaki fiyat farkı, sadece tüccar veya satıcının kâr marjıyla açıklanamıyor. Migros CEO’su Ömer Özgür Tort’un geçen yıl yaptığı konuşmayı hatırlayanlarınız olacaktır. Ne demişti o zaman Özgür Tort? Antalya’da 5 liraya satılan sebzenin maliyetinin, İstanbul’da markete geldiğinde 35 liraya yükseldiğini söylemişti. Çiftçinin 35 liraya satılan sebzeden 5 lira kazanarak üretime devam edemeyeceği uyarısında bulunmuştu.

Aradan 1 yıl geçti ama bugün hâlâ aynı sorunla karşı karşıyayız: Ne üretici memnun, ne de tüketici. Hatta satıcı bile ‘Bu düzen böyle gitmez’ diyor. 

Çünkü mevcut tabloda, hemen hemen tüm riski sırtlanan üretici oluyor. Fide alıyor, toprağa ekiyor, gübre veriyor, su veriyor, aylarca ürünün gelişmesini bekliyor; Selden dondan etkilenmezse hasat edip ürününü satışa çıkarıyor ve hem kendi masraflarını hem de gelecek yıl yapacağı üretimin maliyetlerini karşılamayı amaçlıyor. Ancak gel gelelim, öngörülen fiyatla pazarda oluşan fiyat, çoğu zaman birbirini tutmuyor. Diğer yandan depolayabileceği bir ürün değilse de satmak zorunda. Çaresiz ucuza satıyor.

Alıcı da firesini, yüklemesini, işçiliğini, nakliyesini, vergisini ödeyip markete ya da pazarcıya satıyor. Market de, ambalajlamasını, etiketlemesini, kalite kontrolünü, işçiliğini, mağaza işletme giderlerini ekleyip tüketiciye ulaştırıyor. Böylelikle Antalya’da tarlada 10 lira olan domates, İstanbul’daki pazara veya markete ulaştığında en az 20-30 lira oluyor.  Çok daha fahiş fiyat artışları ise işte bu hafta gerçekleşen operasyon gibi soruşturma dosyalarına konu oluyor.

Sebze meyve fiyatları neden yüksek?

Tabii sebze ve meyve başta olmak üzere gıda fiyatlarındaki artışı; sadece işçilik ve nakliye giderleri, aracı, tüccar ve market kârıyla bağdaştırmak da yanıltıcı olur.  Çünkü tarımsal üretimdeki girdi fiyatları da ciddi oranda artıyor. Mesela mazot. Mazotun 100 lirayı aştığı bir ortamda, gıda fiyatlarının yükselmemesinin imkanı yok.

TZOB’un bu ayki raporunda yer alan verilere bakalım... Geçen yılın ağustos ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresinin fiyatı, yüzde 61,2, amonyum sülfat gübresinin fiyatı yüzde 55,2, DAP gübresinin ise yüzde 25,3 oranında artmış.

Son bir yılda ise besi yeminde yüzde 34,5, süt yeminde yüzde 31,8 oranında fiyat artışı var. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 oranında artmış.

Ağustos ayında mazot fiyatı aylık olarak yüzde 7 oranında artarken, yıllık yüzde 57,9 oranında yükselmiş. Ki bu rapor açıklandığında mazot 90 lira civarındaydı. Şimdi 100 lira. Bir traktör deposunu dolduracak kadar mazot satın almak için çiftçinin 392 kilo buğday satması gerekiyor.

Sorunları anlattık, peki çözüm ne?

Çiftçi ürettiğinden nasıl daha fazla kazanabilir? Elbette kolay bir reçete değil ama aracıları ortadan çıkaran kooperatif modeli ve doğrudan tüketiciye ulaşılabilen aracısız modeller, çiftçiler için en doğru çözüm. Zira bunun başarılı örnekleri birçok ülkede sergileniyor.

Hollanda'da çiftçilerin üyesi olduğu kooperatiflerin tarımsal pazar payı, yaklaşık yüzde 70.  Avrupa genelinde de tarımsal üretimin pazarlanmasında kooperatiflerin payı ortalama yüzde 40'ı aşıyor ve 2025 verilerine göre dünyanın en büyük 300 kooperatifinin toplam cirosu 2,8 trilyon dolara yaklaşıyor. İskandinav ülkeleri (Danimarka, Finlandiya, İsveç), İrlanda, Hollanda, Fransa ve Avusturya'da kooperatiflerin pazar payı en üst seviyede.

Avrupa’da üreticiyle tüketiciyi aracısız buluşturan haftalık yerel dağıtım noktalarının sayısı 800’e ulaşmış durumda. Bu pazarlarda satış fiyatlarını çiftçiler belirliyor, kooperatif platformu ise işlem tutarının yüzde 20'sini komisyon olarak alıyor. Fransa'da bu şekilde satış yapan, 10 bin kayıtlı çiftçi var.

Aslında Türkiye’de de güzel bir örnek geçtiğimiz gün haberlere yansıdı. Sakarya'nın Karasu ilçesi Paralı köyünde 100'ün üzerinde üretici bir araya gelerek Kırsal Kalkınma Kooperatifi'ni kurdu. Amaçları, fındığı kabuklu haliyle tüccara satmak yerine köy içinde katma değerli hale getirip doğrudan marketlere ve tüketiciye ulaştırmaktı. Devlet desteği alınan projeyle önce kırma tesisi, ardından kavurma tesisi kuruldu. Yaklaşık 5 yıllık planlı çalışma sonunda da 20 farklı ürüne ulaşıldı. Ürünler Sakarya, Kocaeli ve Düzce'deki yerel zincir marketlerde satılırken, ürünlerin üretiminde çalışan kırsaldaki kadınlara da istihdam sağlandı. Hatta "Sakarya Çikolatası" markasıyla ABD'ye ihracat bile başladı. Bu, örnek aracısız satış, katma değerli ürün üretimi ve ihracat üçlüsünü aynı anda ortaya koyan güncel bir model.

Benzer başka örnekler de var. Mesela Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi. Onlar da, kendi zeytinlerini işleyip, markalaştırarak, tüccara satmak yerine doğrudan üreticiyle buluşturdukları bir modele imza attılar.

Görünen o ki, çiftçilerin ya pazarda güçlenmek için birlik olması ya da aynı zamanda girişimci olması gerekiyor. Çünkü artık sadece üretmek yetmiyor. Üretileni işleyip katma değere dönüştürüp, kendi marka ve satış kanalını oluşturmak da çiftçiliğin gerekleri arasında anılmaya başlandı.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler