Tarladaki bolluk sofraya neden ucuzluk olarak yansımıyor?

Tarladaki bolluk sofraya neden ucuzluk olarak yansımıyor?

İklim krizi tarımda yalnızca ürünün sürekli azalması anlamına gelmiyor. Yağışların zamanlaması, sıcaklık, don, dolu, sel ve kuraklık nedeniyle üretim giderek daha oynak hâle geliyor. Bir yıl uygun koşullarla yüksek rekolte alınırken, ertesi yıl aynı ürün aşırı sıcak veya kuraklık nedeniyle ciddi kayıp yaşayabiliyor

Tarladaki bolluk sofraya neden ucuzluk olarak yansımıyor?

Bu yıl tarladan, bağdan ve bahçeden peş peşe benzer sesler yükseldi; ‘Fiyat maliyetimizi karşılamıyor.’

Türkiye’nin ihracatta dünya lideri olduğu siyah incirde bu yıl tablo tersine döndü. İncir rekoltesi arttı ama çoğu alıcı bulamayınca depolarda çürümeye terk edildi. 

Kuru incirde de benzer sıkıntılar yaşanıyor bugünlerde. Üretici, geçen yıl 200 liranın üzerinde sattığı ürününe bu sezon kalitesine göre 50-130 lira arasında fiyat verilmesinden yakınıyor.

Erik ve elmada ise durum daha da kötü. Bazı bölgelerde eriğin kilogramının 3-5 liraya kadar düşmesi nedeniyle toplama ve işçilik maliyeti karşılanamayan ürünler dalında bırakıldı. Elmada da fiyat tepkisi nedeniyle dalları silkeleyip yerlere döken üreticilerin görüntüleri geliyor bahçelerden.

Üzüm hasadı başlayınca aynı tablo bağlarda ortaya çıktı. Tarsus’ta geçen yıl 35-40 lira bandında açılan tarla üzümünün fiyatı bu sezon 5-10 liraya kadar geriledi. Verim iyi olduğu hâlde üretici ürününü satacak alıcı bulmakta zorlandı. Bazı bölgelerde tarlalara dökülen tonlarca üzüm çürümeye terk edildi.

Geçtiğimiz hafta Bafra’da çeltikçiler yol kapattı, şimdi de zeytincilerin tepkisi yükseliyor. Zeytinde rekoltenin yüksek olmasının beklendiğini ve yüksek rekoltenin ürün satışını zorlaştıracağını birkaç ay önce, bu köşede dile getirmiştik. Maalesef beklenen oldu. Sofralık zeytinin başkenti Manisa Akhisar’da coğrafi işaretli Domat zeytinin alım fiyatının 60 TL’ye düşmesi, kalitesine göre 10 TL’ye zeytin alınması üzerine bazı mahallelerde üreticiler, elek kapatıp; hasadı durdurdu. 

Yalnızca toplama maliyetinin bazı bölgelerde kilogram başına 20 liraya ulaştığı düşünüldüğünde, 10 liralık alım teklifinin üreticide yarattığı kaygıyı anlamak zor değil.

Bu örneklerin ortak bir tarafı var: Ürünün bol veya verimin yüksek olduğu dönemler, üretici için kendiliğinden bereket anlamına gelmiyor.

Daha da ilginci, tarladaki bolluk tüketicinin sofrasına da aynı ölçüde ucuzluk olarak yansımıyor. Çiftçi ürününü maliyetinin altında satmaktan yakınırken tüketici pazara gittiğinde hâlâ yüksek fiyatlarla karşılaşıyor.

Bir tarafta dalında bırakılan meyve, diğer tarafta bütçesine meyve almakta zorlanan aile…

Türkiye’nin çözmesi gereken çelişki tam olarak burada.

Bereket neden refaha dönüşmüyor?

Tarımda yüksek rekoltenin hem üreticiyi hem tüketiciyi sevindirmesi beklenir. Üretici daha fazla ürün satar, tüketici de artan arz sayesinde gıdaya daha uygun fiyatla ulaşır.

Ancak tarla ile sofra arasındaki yol bundan çok daha uzun.

Ürün toplandıktan sonra sınıflandırılması, paketlenmesi, depolanması, işlenmesi, taşınması ve satılması gerekiyor. Bu zincirin herhangi bir halkası yetersiz kaldığında bolluk fırsat olmaktan çıkabiliyor.

Hasat kısa bir döneme sıkışıyor, piyasaya aynı anda çok miktarda ürün geliyor ve üretici karşısında yeterli sayıda alıcı bulamayınca fiyat hızla düşüyor.

Ürünün raf ömrü kısaysa bekleme şansı da bulunmuyor. Çiftçi ya önüne konulan fiyatı kabul ediyor ya da toplamanın satıştan daha pahalıya geleceğini hesaplayıp ürünü dalında bırakıyor.

Tüketici fiyatında ise yalnızca tarladaki ürünün bedeli yok. İşçilik, ambalaj, nakliye, enerji, kira, depolama ve fire maliyetleri fiyatın içinde kalmaya devam ediyor. Bu nedenle üretici fiyatındaki sert düşüş, market veya pazar etiketine aynı oranda yansımıyor.

Suçlu tüccarlar mı?

Sonuçta çiftçi ucuza satıyor ama tüketici yeterince ucuza alamıyor.

Bu tabloyu yalnızca aracılara bağlamak da meseleyi gereğinden fazla basitleştirir. Aracı zincirinin uzunluğu ve fiyat oluşumundaki şeffaflık elbette tartışılmalı. Ancak sorun aynı zamanda üretim planlaması, sözleşmeli alım, kooperatifleşme, soğuk hava deposu, ürün işleme tesisi ve ihracat kanalı meselesi.

Tarsus’taki üzüm üreticisinin gözünün suma fabrikasında olması tesadüf değil. Sofralık olarak satılamayan üzümün sanayiye yönlendirilebilmesi, üreticinin tek bir pazara mahkûm kalmasını önleyebilir. Erik meyve suyu, püre veya kurutulmuş ürüne; incir katma değerli gıdalara; zeytin ise farklı kalite ve kullanım alanlarına dönüştürülebilirse yüksek rekolte fiyat çöküşü yerine yeni bir ekonomik değere dönüşebilir.

Bolluk zamanlarında eksikliği en fazla hissedilen şey, üründen çok onu değerlendirecek kapasite oluyor.

Bugünkü bolluk yarının üretimini belirliyor

Düşük fiyat yalnızca çiftçinin bu yılki kazancını azaltmıyor. Gelecek sezonun üretimini de etkiliyor.

Üretici emeğinin karşılığını alamadığında gübreyi azaltıyor, bahçenin bakımını erteliyor, sulama ve budama masrafından kaçınıyor. Birkaç kötü sezonun ardından ürünü değiştirmeyi, ağacını sökmeyi veya tarımdan tümüyle çekilmeyi düşünebiliyor.

Bu nedenle dalda kalan her ürün yalnızca bugünün kaybı değil. Gelecek yıllarda yaşanabilecek arz açığının da başlangıcı olabilir.

İşte iklim değişikliği meselesi tam bu noktada devreye giriyor.

İklim krizi tarımda yalnızca ürünün sürekli azalması anlamına gelmiyor. Yağışların zamanlaması, sıcaklık, don, dolu, sel ve kuraklık nedeniyle üretim giderek daha oynak hâle geliyor. Bir yıl uygun koşullarla yüksek rekolte alınırken, ertesi yıl aynı ürün aşırı sıcak veya kuraklık nedeniyle ciddi kayıp yaşayabiliyor.

Dolayısıyla asıl ihtiyaç, yalnızca kıtlık dönemine hazırlanmak değil; bolluk ile kıtlık arasındaki sert geçişleri yönetebilmek.

Dünyada iklim artık etikete yansıyor

Zero Carbon Analytics’in yayımladığı çalışma, son yıllardaki aşırı iklim olaylarıyla gıda fiyatlarındaki sıçramaları yan yana getiriyor.

Fransa’da 2026 yazındaki sıcak hava dalgasının ardından mısır, kabak, domates ve yeşil fasulye fiyatlarında yüzde 16 ile yüzde 32 arasında artış görüldü. ABD’de ocak ayındaki aşırı soğukların ardından domates fiyatı yüzde 40 yükseldi. Brezilya’daki kuraklığın ardından Arabica kahvesi yüzde 55, Batı Afrika’daki aşırı sıcakların ardından kakao yaklaşık yüzde 280 pahalandı.

Her fiyat artışını tek başına iklim değişikliğine bağlamak doğru değil. Enerji, gübre, savaşlar, ticaret politikaları ve döviz kurları da gıda fiyatını etkiliyor. Ancak bilimsel çalışmalar sıcaklık şoklarının artık enflasyon üzerinde ölçülebilir bir baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Maximilian Kotz ve arkadaşlarının 121 ülkedeki 27 binden fazla fiyat gözlemine dayanan araştırmasına göre iklim değişikliğinin 2035’e kadar yıllık gıda enflasyonuna küresel ortalamada 0,92 ila 3,23 puan arasında ek baskı yaratma ihtimali bulunuyor. Araştırma, 2022’de Avrupa’da yaşanan aşırı sıcakların o yılki gıda enflasyonuna 0,43 ila 0,93 puan eklediğini de hesaplıyor.

Bu bize önemli bir şey söylüyor: Bugün bol olan ürünün yarın da bol olacağının garantisi yok.

Bolluğu fırsata çeviremezsek…

Türkiye iklim kaynaklı üretim dalgalanmalarına, zaten yüksek gıda enflasyonu ve dövize endeksli üretim maliyetleriyle giriyor. Gübre, yem hammaddesi, mazot, enerji ve tarım makinelerindeki maliyet artışı, iyi geçen sezonda bile çiftçinin gelirini sınırlıyor.

Bu nedenle iklim değişikliğine hazırlığı yalnızca yeni barajlara, sulama yatırımlarına veya kuraklığa dayanıklı tohuma indirgeyemeyiz.

İyi bir sezonda ortaya çıkan ürünü depolayabilmek, işleyebilmek ve yeni pazarlara ulaştırabilmek de iklim uyumunun parçasıdır.

Üreticinin hangi ürünü ne kadar ekeceğini bilmesi, hasattan önce alım kanallarının oluşması, kooperatiflerin pazarlık gücünün artması ve ürün fazlasını değerlendirecek tarımsal sanayinin gelişmesi gerekir.

COP31, 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak. Dünya iklim krizini konuşmak üzere Türkiye’de buluşurken tarımın gündemde yalnızca “kuraklık” başlığı altında ele alınması eksik kalır.

Çünkü tarımda iklim direnci, yalnızca ürünün tarlada yetişmesini sağlamak değil. Aynı zamanda yetişen ürünün, üretim-tüketim döngüsünün de kalıcı değere dönüştürülebilmesi gerekiyor. Hem Türkiye hem de iklim krizinden daha fazla etkilenmesi beklenen diğer ülkeler için asıl soru şu: Ürünün bol olduğu yılları fırsata çevirmekte zorlanıyorsak, aşırı kuraklık veya donda sofrayı nasıl koruyacağız?


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler