‘Mühim’ insanlar, incelikli hesaplar…

‘Mühim’ insanlar, incelikli hesaplar…

Büyük dağları yaratan büyük siyasetçilerden “Kurtlar Vadisi”ne doğru bir iniş. Değişen dilimiz ve değişmeyen avanta(j)lar. Tertemiz paralar!..

‘Mühim’ insanlar, incelikli hesaplar…
Kurtlar Vadisi dizisi ve Kaşif Kozinoğlu

Küfürlü versiyonu (sondan bir önceki kelimesiyle) daha meşhur olan “Dünyayı su basmış ördeğin umurunda değil” deyişi, ülkemizde kimi insan türleri için de geçerlidir. Atalarımızın bu özlü sözü, anlaşılacağı üzere özellikle ülkemiz erkekleriyle ilgilidir. Koca köpeklerini tasmasız gezdiren, koca arabalarını ikinci sıraya parkeden, koca kelimelerini kamusal alan ve telefonda bağırarak sarfeden bu tür özellikle memleketimizde yaygındır. Parayla biçimsizleştikleri için, özgüven sandıkları bir kendini beğenmişlikle arz-ı endam ederler.

Neredeyse her konuda bir fikri olan bu zevat, genellikle yere sigara izmariti atmaktan, “kökü dışarıda mihraklar”dan söz etmekten, sürekli 1. tekil şahıs kullanmaktan ve kendini methetmekten hoşlanır. Mazhar Alanson’un bundan 41 sene önce yazdığı-öngördüğü “Peki Peki Anladık” şarkısındaki bu “Sen neymişsin be abi”ler, maalesef özellikle son 10 yılda iyice serpilip gelişmiştir. Hapşırırken-aksırırken eliyle ağzını kapat(a)mayan bu zevat, şimdilerde çift katlı “ayfon”ları ve suni zekalı “paylaşım”ları ve bilumum görgüsüzlükleriyle varolmakta.

Denebilir ki “Dünya böyle oldu artık.” Evet, kısmen doğru ama bizdeki hâller ne Batı’yla ne Doğu’yla mukayese kabul etmez seviyededir. Mesela bu hafta başı ilköğretim okullarının açılması vesilesiyle Didim’de düzenlenen törende, belediye başkanının adı ilçe milli eğitim müdüründen sonra anons edilmiş. Kabul edilemez! Başkan da protokole arkasını dönerek bunu protesto etmiş; taraftarları da aynı hareketi yapmış. Bu kendini önemseme hâli, bizde ne yazık ki iktidar ve muhalefetin biraraya geldiği nadir durumlardan biridir (diğeri de, malum para-pul konularıdır). Sosyal medya üzerinde herhangi bir Bakanlığın resmî sitesine bakınız mesela. İfadeler şöyledir: “Bakanımız Sn. …… ……, Aydın’da Bakanlığımıza bağlı kuruluşların toplu açılış töreninde hitaplarını gerçekleştiriyor”. Yani “Bakanımız bugün şurada, şuranın açılışını yaptı; şöyle dedi” yazılamıyor nedense. Bu “mühim” insanlardan 3. şahıs gibi bahsetmenin literatürdeki adı illeizm (tazim / ululama). Böylelikle güya (s)empatik bir bağ kurulmuş gibi gösteriliyor ama asıl anlamı “mesafeni bil kardeşim; koskoca Bakan var burada; ayağını denk al”. Bunun halkımız arasında bir başka versiyonu daha var. Burada belki kendini mühimsemek yok ama, yine de yaygın: kimi anne ve babaların çocuklarına hitap ederken “annecim” veya “babacım” demeleri! Yahu çocuğun bir adı var; neden kendinizi işin içine katıyorsunuz?

Güzel Türkçemizin yine son zamanlarda özellikle politikacılar ağzından sıklıkla duyulan kimi deyimleri, artık sadece dilimizin değil kafamızın da enteresan bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Hayır; eski başbakanlardan Binali Yıldırım’ın Çanakkale Köprüsü açılırken “ne oldu? ‘Geçilmez’ diyordunuz hani?” demesinden bahsetmiyorum. Daha yeni olan durumda, dilimizde olumsuz anlamda kullanılan çeşitli deyimler, olumlu kullanılıyor artık. “Taş üstüne taş koyduk”, “Ak akçe, gelecek aydınlık günler içindir”, “Düşenin dostu olduk”, “kargayı beslemedik, gözümüzü koruduk” (ben uydurdum), vesaire. Tabii “devletin malı deniz, yemeyen domuz” atasözünde anlam ve uygulamada bir değişiklik yok asırlardır.

Yine literatürde bizi yakından ilgilendiren diğer bir kelime de “récentisme” (recentism). Pek yeni bir tabir sayılmaz; Türkçeye “yakın dönemcilik” diye tercüme edilebilir. Bizdeki en meşhur örnek, rahmetli Süleyman Demirel’in (1924-2015) “dün dündür, bugün bugündür” lafıdır. Daha önce defalarca çeşitli örnekleriyle yazdığımız bu hâl, biz Türklerin dünyayı ve kendimizi algılama/ifade etme konusunda, yani şimdiki zamanın sonsuzluğunda nasıl varolduğumuzu tanımlar. Sonuçları bakımından insana ağır hasar vermesi bir yana, tarihle ilgili şişinme ve abartma ve hesaplaşmama ve hataları tekrarlama yolunu açar. Şimdilerde de “barış süreci” vesilesiyle Apo beye sunulan statüler ve villalarla birlikte post-post-modern bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Ülkemizin doğu bölgelerinde, daha önceki operasyonlarda öldürülen PKK’li militanlar için anma törenlerinin düzenlendiği şu günlerde,  artık şizoid ötesi denebilecek vaziyetlere tanık oluyoruz. Veya Karadeniz’de iki Türk limanı arasında seyreden gemiler bile artık güvende değil (bu coğrafyadan geçen günlük gemi sayısı 200’den 30’lara düşmüş durumda. Onlarca gemi Silivri açıklarında bekliyor haftalardır. Kıyı balıkçılığına dönüş!).

Bir okurumuz (Çağatay Candan) “mühendislik, temel bilimler, hukuk, tıp gibi dallar yapay zeka tarafindan teker teker fethedilirken, üniversitelerimizde emeklilik yaşı 75’e yükseltildi. Herkes memnun; öğrencilerin bir beklentisi zaten kalmamıştı. Hâlimizi böyle yazın” demiş. Evet, hâlimiz böyle.

Yine de Allah’tan umut kesilmez veya göklerden gelen bir işaret veya “Hiç değilse çocuklarımızı koruyalım” civarlarında milletçe bir beraberlik tesis edemez miyiz gibi hafif umutlu ruh durumlarına doğru yönelmişken, birden “Kurtlar Vadisi”nin Fethullahçı organizatörleriyle tekrar karşılaştık. Abdullah Çatlı’dan Veli Küçük’e, onlarca mafya ve iş insanına uzanan, üstelik tüm bu kişileri dizide çok küçük nüanslarla adlandırarak “işin hakkını veren” bir efsane yapım! İşin başındaki “yapımcılar”ı, “senaristler”i, yancıları milyon dolarlar kazanmış yıllar içinde. Kaşif Kozinoğlu cinayeti sadece bir ayrıntı! İfadesine başvurulan baş kişiler, “Üzerinden zaman geçti, artık bu detayları hatırlamıyoruz” demişler. Cukkaladıkları paralar zaten çoktan başka isimler altında İsviçre-Dubai civarlarına transfer edilmiş.

Bu bakımdan, daha yakın zamanda, eşinin boynuna takılan külçe altınlarla gündeme gelen ve sonradan gözaltına alınan Vanlı Kara Haydar beye kızmayalım. Adam dizideki yaklaşık 20 yıllık bir geleneği hayatında sürdürüyor. Kapının önüne gelen polis aracına adamlarıyla birlikte yürümesi, o yakın çekimlerin muhteşemliği… Sonrasında memurlarla üst perdeden konuşması falan… Tamam, düğünde takılan altınlar kimi kaynaklara göre sahte çıkmış ama olsun; kardeşimiz bir tür samimiyet içerisinde.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler