Yüzleşememe hâli ve ‘Türk önde Türk ileri’

Yüzleşememe hâli ve ‘Türk önde Türk ileri’

Deniz kazalarıyla sarsılsak da fener alaylarını ve Malazgirt şahlanmalarını eksik etmedik. Artık sıra “barış süreci”ne “bilimsel-rasyonel-akademik” bir altyapı kazandırılmasına geldi

Yüzleşememe hâli ve ‘Türk önde Türk ileri’

Bir zamanlar “önce kadınlar ve çocuklar” diye bir deyim vardı hayatımızda. Girne açıklarında yaşanan son faciayla birlikte, artık bu anlayışın-uygulamanın da kadınlar ve çocuklarla birlikte boğulduğunu gördük. Kaptan ehliyetsiz, mürettebat etkisiz, insanlar çaresiz. Açık denizde değil, sahile sadece 3 mil mesafede. En az 20 yıllık ve satışa çıkarılmış bir köhne katamaran, neden tekrar çalıştırılıyor? Bu sakin deniz veya nehir aracı, Akdeniz’de nasıl yolcu taşıyabiliyor? Sefer düzenleme yetkisi verilen özel şirketin arkasında, Türkiye’den hangi siyasiler var?

Bu ve benzeri soruların cevaplanmayacağı; acı hadise küllenince tamamen unutulacağı, ölen insanlarımızın ailelerine bir tazminat falan verilmeyeceği belli tabii. 30 Ağustos bir millî bayram olabilir (ki insanların şehit düştüğü bir savaş zaferle sonuçlansa bile, sonrasında bir anma günüdür; kutlama değil); ama aynı gün böylesine elim bir hadise yaşanmışsa, akşamına eller havaya / fener alayına / “Türke durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri” olur mu? Ortadoğulu ve Arap krallar, din adamları ölünce millî yas ilan eden devletimiz, kendi vatandaşlarının uğradığı bu felaket karşısında hiç değilse bir 24 saat yas ilan edemez miydi?

Malazgirt’le, Çanakkale’yle, Büyük Taarruz’la övünelim evet; ama dövünmemiz-yüzleşmemiz gereken bir o kadar acı hadise ve kepazelik yok mu tarihimizde? Kendisiyle hesaplaşmayan bir millet, aynı hataları-yanlışları tekrarlamaz mı?

Hâl böyleyken, devletimiz YÖK aracılığıyla üniversitelere bir talimat yolladı bu hafta başı. Üniversitelerden “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen süreç için bilimsel ve akademik çalışmalar yapmaları istendi. Yani bu “barış süreci”ne “bilimsel”, “rasyonel” ve “akademik” bir altyapı da kazandırılması gerekiyor!

2019’da yine bu platformda yayımlanmış “Ülkenin Son Çivisi Çanakkale” başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada “Ülkemizin hâlihazırdaki en önemli ve büyük meselesi, ne ekonomi ne siyaset ne eğitim ne de adalettir. Türkiye’de yaşayan istisnasız herkes için en yakıcı ve birinci sıradaki konu; düşüncesi, tavrı, davranışı, inanışı, cinsiyeti, yaşı-başı ne olursa olsun, akıl sağlığıdır. Bu bakımdan ve daha fazla hastalanmadan yapılması gereken ilk iş bir Akıl Sağlığı Bakanlığı kurulması işidir… Amerikalı meşhur ve mevta bilimkurgu yazarı Philip K. Dick, 70’lerin başında kaleme aldığı We Can Build Youadlı uzun hikayesinde, böylesi bir Akıl Sağlığı Bakanlığı’ndan sözeder. Fransızcaya Şizoidlerin Balosu ismiyle çevrilmiş olan eser, bugün milletçe içinde bulunduğumuz vaziyetleri öngörmüş, müstesna bir edebiyat ürünüdür”.

Geçen yedi yıl içerisinde, ülkemizde “akıl sağlığı” yerinde olanlar henüz bu hikayedeki gibi hastaneye yatırılmıyor ama; “şunu dedi” diye hapse atılanların sayısında önemli bir artış olduğu kesin. Bu son “barış süreci”nin akıldışılığı ise, daha düne kadar asker-sivil öldürülmesi için talimat verenlerle aynı masaya oturulacak olması tabii. Yaklaşık 15 bin asker ve sivil şehitten bahsediyoruz. Devletin itibarını, devamlılığını geçtik diyelim; bu insanların eşlerinin-çocuklarının yüzüne nasıl bakacağız? Gazilerimize ne diyeceğiz?

“Dün dündür, bugün bugündür” ve yarına Allah kerim! Hiçbir inanç veya inançsızlık dinlemeyen bu uygulamalar ülkemizdeki insan kalitesizliğiyle birleşince, “değer” diye bir şey kalmıyor; herkes birbirine “üzülme değmez” diyor. İşin bir başka trajik tarafı da, iktisadi olarak berbat vaziyette bulunmamız. Yani yan gelip yatacak bir durumda da değiliz (rantiyeler ve beslemeler ve aracı-tefeciler hariç). Bu nedenle ağzında sigarayla yokuş-merdiven çıkmaya çalışanlar veya yük taşıyanlar gibiyiz. Gittiği yere kadar.

Gazeteci Şükran Soner ise bir başka âleme gitti. Türkiye’de birileri yatsın diye çalışan insanların sorunlarıyla ilgilendi; onları yazdı; onların mücadelesini sayfalara taşıdı. Cumhuriyet gazetesinin pikaj servisinde, elindeki son haberi son dakikaya yetiştirmek için kendisiyle yarışırdı. Emekçinin emekçisiydi kısaca Şükran abla.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler