1999’un son günü Boris Yeltsin görevinden istifa edince, 4 ay 22 gündür Rusya Başbakanı olarak görev yapan Vladimir Putin vekâleten Rusya Devlet Başkanı olmuştu.
Daha sonra Putin 5 kez başkanlık seçimlerini kazandı. Bir kez de (2008) kendisi yerine Dmitri Medvedev’i başa getirdi, kendisi 4 yıl Başbakanlık yaptı.
Rusya’da “Putin dönemi” denilen süreç, 26,5 yıldır devam ediyor.
Oldukça uzun bir süre...
Bu iktidar süresinin başlangıcında İkinci Rus-Çeçen Savaşı ve Yeltsin döneminde güçlenmiş olan bazı oligarklarla bağımsız medyanın haddinin bildirildiği politikalar vardı. İktidar giderek daraldı, merkezileşti ve özerk cumhuriyetlerle bölgelerin görece bağımsızlıkları budandı.
Dış politikada zikzaklarla geçen ilk yıllarda Kremlin’in başta ABD olmak üzere Batı ile iş birliği çabaları dikkat çekiyordu. Ancak Batı bu çabalara sadece sembolik adımlarla karşılık verdi, NATO genişlemeye ve Rusya’yı çevrelemeye devam etti.
Putin’in 2007 Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşması Batı’ya ciddi bir uyarı anlamına geliyordu. Mesajın alınmadığı sonucunu çıkaran Moskova, bu tutuma (2008 Rus-Gürcü Savaşı ve özellikle de 2014 Kırım işgali örneğinde olduğu gibi) güç gösterisiyle karşılık verdi. Sonrası giderek artan gerginlik dönemiydi…
Putin döneminin ilk 8 yılında petrol fiyatlarının yüksek seyretmesine de bağlı olarak Rusya ekonomisi iyi bir gelişme gösterdi. Sonrasında yaşanan durgunluk da fazla sürmedi ve ekonomi genel olarak iyi gitti. 2014’ten itibaren hem petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar hem de Batı’nın yaptırımları yüzünden sıkıntılar yaşandı. Ancak “idare edildi”.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla beraber ülke ekonomisi, savunma sektörü odaklı bir değişim geçirdi. Ne var ki son dönemde Rusya ekonomisinin önemli resmî yöneticilerinin de kabul ettiği gibi, durum pek parlak değil. Ekonomik gelişmeden söz etmek zor. Sıkıntılar giderek artıyor.
Toplum savaştan zarar görüyor mu?
Bu soru size garip gelebilir. Bir ülke neredeyse 4,5 yıldır savaşıyorsa toplum elbette zarar görüyor demektir, değil mi? Evet, haklısınız. Ama gelin biraz daha yakından bakalım.
Savaşta tahminen (iyimser, kötümser, çoğunlukla da yanlı ve güvenilmez çok tahmin var tabii) 400-500 bin Rusya vatandaşının hayatını kaybettiği söylenebilir. Buna ciddi yaralar alan ve vücut bütünlüğü bozulan yaklaşık 1 milyon kişiyi daha ekleyebiliriz. Bu (yaklaşık 1,5 milyon kişi), ülke nüfusunun yüzde 1’i yapıyor (genç erkek nüfusunun önemli bölümü). Ailesi ve yakınlarıyla birlikte sayılabilseler, halkın savaştan gördüğü en büyük zarar net olarak ortaya çıkabilir…
Ama toplumda sarsıcı güce sahip bir savaş karşıtı hareket yok. Ve bunun tek nedeni, tepkilerin devlet tarafından sert biçimde bastırılması değil. Genel olarak tepkiler az. Hem korkudan, hem de devlet-vatandaş ilişkisine bakıştan kaynaklı…
Burada önemli bir parantez açalım: 2022 Sonbaharı’nda seferberlik ilan edildiğinde hissedilir bir sosyal huzursuzluk gözlenmişti. Bundan ders çıkaran Putin, sonrasında işi “paralı asker” uygulaması ve başta Kuzey Kore olmak üzere yabancı askerler ile düzeltmişti.
Şu sırada Rusya ordusunda ciddi bir asker yetersizliği var ve 20 Eylül’deki Duma seçimlerinden sonra iktidarın zorunlu olarak yeniden seferberlik ilan edeceğini savunan çok sayıda yorum gündemde.
Rusya’da toplum, güçlü lider ister ve kendisi siyasete pek bulaşmaz. Demokrasi ve özgürlük ihtiyacından ziyade, huzur, ekmek, eşitlik talepleri yaygındır. Çarlık Rusyası tarihinde de, Sovyetler Birliği yıllarında da, Rusya Federasyonu döneminde de.
Toplum ile iktidar (veya lider) arasında şöyle bir yazısız anlaşma vardır: “Sen ülkeyi yönet, dış politikayı idare et! Ama benim huzurumu ve hayatımı bozma!”
Seferberlik bunu bozan bir uygulama oldu.
Son dönemde savaşa bağlı “zorunlu bir güvenlik önlemi” olarak yaygınlaştırılan internet kısıtlamaları da toplumsal ve ekonomik hayatı olumsuz etkilediği için tepki çekiyor. Üstelik bu “önlemlerin” ülkeyi Ukrayna İHA’larından koruyamadığı da açık…
Yaptırımların kısa vadede Rusya halkını zorlamayacağını, ancak uzun vadede etkilerinin artacağını daha önce birkaç kez belirtmiştim. O günler geldi. Ayrıca doğal kaynaklara bağımlı ekonomik yapının hantallığından dolayı iktisadi sıkıntıların çoğaldığı, enflasyonun giderek arttığı, toplumun bu gidişten belirgin olarak etkilendiği de ortada.
Buna önemli bir faktörü daha eklemek gerekiyor: Son dönemde Ukrayna’nın Rusya’nın petrol rafinerilerini vurması sonucu ülkede önemli bir benzin krizi yaşanıyor ve hemen hemen herkes bundan etkileniyor.

Rusya elitinden “çatlak sesler”
Rusya’yı yakından izlemeyenleri gülümsetebilecek bir konuyu aktarayım: “Lider Putin’in reytinginin yüzde 66’ya düşmesi, Kremlin’de kaygı yarattı.”
Bu veri (yüzde 66’lık destek) dünyanın pek çok ülkesinde liderler için ancak bir hayal olabilir. Ama reytingi genel olarak 70’lerde giden, bir ara 81’e yükselen Putin için son dönemdeki sürekli düşüş ve yüzde 66, gerçekten de kaygı verici olabilir. Bu arada anketi, iktidarla iyi geçinen bir Rus araştırma şirketi olan VTsIOM’un (Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi) yaptığını ekleyelim. (Bu paragraftaki en önemli kelimeler: “son dönemdeki sürekli düşüş”…)
Putin’in bu düşüşten korktuğunu hiç sanmıyorum. Medyanın neredeyse tümünü kontrol eden Kremlin, yeni propaganda kampanyalarının yardımıyla bu durumu değiştirebilir. Teorik olarak...
Ama Ukrayna’daki savaşı, “yenilgi” şöyle dursun, bir tür “beraberlik” ile bitirmek bile Putin’i zor duruma düşürebilir. Onun için halkın “zafer” olarak satın alabileceği bir sonuç gerekli.
Son aylarda Ukrayna’nın Rusya’nın derinliklerini vuran İHA ve füze saldırıları bunu zorlaştırıyor.
Kiev yönetimi ise bu hamlelerle ve “Rusya’nın Amazonu” olarak adlandırılan Wildberries şirketine ait çeşitli kentlerdeki depoları bombalayarak, milyarlarca dolar bedelindeki malları yok ederek Kremlin’e karşı toplumsal tepkiyi ve muhalefeti kaşımaya çalışıyor.
Birçok Batılı yorumcu, bu gidişin gerçekten de Putin’in aleyhine dönebileceği kanısında. Belki gerçekten de öyle olur. Ancak ben bundan emin değilim.
Rusya toplumunun önemli bölümü, “bu saldırılardan bıktık usandık, benzin krizinden yorulduk, neden Ukrayna’ya daha şiddetli ve etkili saldırılar düzenlenerek savaş bitirilmiyor?” çizgisine gelebilir. Hatta bazı Kremlin danışmanlarının “nükleer silah kullanma” önerilerini destekleyenler artabilir.
“Rusya halkının ayaklanarak iktidarı devirme ihtimali” ufukta görünmüyor. Zaten güçlü bir muhalefet ve muhalif lider de yok.
Ne var ki “fısıltı gazeteleri”nde, Rusya yönetiminden birçok önemli ismin “savaşın artık bitirilmesini istediği”söyleniyor. Bunlar elbette yüksek sesle telaffuz edilmiyor. Ne olur ne olmaz!
Ülkenin en önemli yöneticilerinden (ve olası lider adayları arasında adları geçen) Başbakan Mihail Mişustin ve Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin’den bugüne kadar savaş yanlısı tek bir ateşli konuşma duymadık.
Rusya’nın kurumsal olarak en etkili gücü olan haber alma kanadı içinde de farklı eğilimlerin olduğu söylentisi var. Ama orası da sessiz, herhalde bu kimseyi şaşırtmıyor…
Peki ya iş dünyasında durum nasıl? İşte bu soru önemli.
Varlığını “Putin’le iyi geçinerek sürdürebilen” iş insanlarından biri, Forbes’a göre 20 milyar doları aşkın servetiyle Rusya’nın 8. zengini Andrey Melniçenko geçtiğimiz günlerde The Ekonomist’e uzun bir söyleşi verdi. “Aman Kremlin’i kızdırmayayım” duygusunun neredeyse her satırına sindiği söyleşinin içinde, yine de “Ukrayna’daki savaşın bitmesi” ve “Batı ile Rusya ilişkilerinin düzelmesi” mesajları geçiyor. Tabii kime yönelik mesajlar olduğuna herkes kendisi karar verebilir…
Buna bazı Rus muhalif yayınlardaki “son yıllarda Rusya’da 60-70 milyar dolar büyüklüğünde millileştirmeler yapıldı” iddiasını ekleyelim. Birçok önemli Rus zengininin bundan zarar gördüğünü, örneğin, buna açıktan karşı çıkan milyarder Vadim Moşkoviç’in şu anda hapiste olduğunu da belirteyim.
* * *
Ve başlıktaki soruyu tekrarlayayım:
Ruslar Putin’den yoruldu mu?
Hangi Ruslar?
Halk mı? Belki biraz. Ama fazla değil. Kimse Kızıl Meydan’da kitlesel direnişe hazırlanmıyor.
Ya “Rus elitleri”? Onları öngörmek zor. Kremlin’de yüzyıllardır türlü entrikalar yaşandı…
Bugün de yaşanır mı?
Zor. Ama imkânsız değil…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


