Suçlar, cezalar ve vicdansızlıklar dünyası

Suçlar, cezalar ve vicdansızlıklar dünyası

Yüzlerce, binlerce insan, her sabah uyandığında “bugün kimlere ne kötülük yapsak da yarattığımız bataklıkta daha çok iyilik ve direniş potansiyelini boğsak” diye kafa patlatmaya başlıyor

Suçlar, cezalar ve vicdansızlıklar dünyası

Suç ve ceza kelimelerini yan yana gördüğümüzde kaçımızın aklına Dostoyevski’nin o ünlü romanı gelir?

Canım, 160 yıl önce yazılmış bir kitap, bugünün karmaşık dünyasında ne işimize yarayabilir ki?

Siyasetimize ve hukukumuza bakın! Neler suç sayılıyor? Hangi cezalar tartışılıyor?

Yolsuzluklar, belediye ve siyasi parti davalarıyla kayyım karmaşaları, uyuşturucu bağımlılığı, cinsel yönelim açısından “aileye tehdit sayılanlar”, borsada ve yatırım fonlarında döndürülen dolaplar, futbolda alengirli bahisler, kuşkulu otel ve fabrika yangınları, küfürler ve hakaretler… (Paragrafı tamamlayana kadar içim daraldı.)

Açıyı genişletelim.

2025 verilerine göre, önceki yıllardan devredenlerle birlikte savcıların önünde 13 milyon 295 bin dosya var. Dosyalardaki “şüpheli” sayısı 16 milyon 773 bin kişi. Toplam 22 milyon 900 bin suç isnadı yapılmış. Yani her 5 kişiden 1’i devlete göre “şüpheli”.

Herkesin suçlar ve cezalarla ilgili birçok iddiası ve pek çoğunun davası var.

Öyle bir toplum ki, herkes birilerinin şiddetle cezalandırılmasını istiyor.

Aslında suçun tanımı ve gerekçelendirmesi de o kadar da önemli değil. Ceza talebi çok kuvvetli.

Anlayacağınız, mümkün olsa “asacaksın şu meydanda, sallandıracaksın ibretiâlem için!..”

Nefretimiz güçlü. Bazen işlendiğini savunduğumuz suçlardan bile daha güçlü.

* * *

Siz, ey okurlar, hayatınızda herhangi bir suç işlediniz mi?

Cevabınızın olumsuz olduğunu duyar gibiyim.

Peki, “şartlar uygun olsaydı” suç işleyebilir miydiniz?

Yine olumsuz cevap veriyorsunuz ama bu sefer izninizle sizden şüphelenme hakkımı kullanmak istiyorum.

Rüşvet almadınız belki ama karşınıza, söz gelimi, milyonlarca dolarlık bir fırsat çıksaydı hiç düşünmez miydiniz?

Haydi işinizi kolaylaştırayım: Bu veya başka bir suçu işleyip menfaatleriniz açısından epeyce kazançlı çıkacaksınız ve bu arada hiç kimse sizin o suçu işlediğinizi görmeyecek, bilmeyecek…

Kabul edin ki, bu durum işin rengini değiştirebilir. En azından sorgulamaya değer…

Suç ve Ceza’da Dostoyevski’nin kahramanı Raskolnikov’a gelelim.

Bir baltayla faizci yaşlı kadını planlayarak, onun olaya tanık olan kız kardeşini ise istemeden öldüren Raskolnikov, eğer Türk olsaydı...

Büyük ihtimalle yakalanmadığı için hayatına gayet rahat devam ederdi...

Çünkü “Türk Raskolnikov” açısından temel sorun, “suç işlerken görülmemek”, ya da “hukuki süreçlerle zor duruma düşürülmemek”, sonuçta “devletle ve toplumla sorun yaşamamak” olacaktı...

Herhalde o, yakalanmadığı suçtan dolayı uzun süre acı çekecek ve sonuçta Sibirya sürgünü gibi bir cezayı kabullenecek kadar “enayi” olamazdı...

Ve hayatına gerektiğinde “bol miktarda ahlak ve din söylemleri” ile ama iç dünyasında vicdani kaygılardan, özeleştiri ve hesaplaşmalardan arınmış olarak devam edecekti…

Her şeyi “normal” ve “olağan” karşılayarak içinde bulunduğu ahlaki bataklıkta biraz daha derine inmekten hiç çekinmeyecekti...

Çünkü kazandığı paraya, toplum içindeki konumuna, durmadan kendini kıyasladığı zavallı benzerlerine bakarak hayatı gayet katlanılabilir ve hatta “uyanık olunursa” pekâlâ “fırsat yakalanabilir” rengârenk koca bir yelpaze olarak görecekti...

Dostoyevski’nin romanı Suç ve Ceza’dan uyarlanan tiyatro oyunundan bir sahne

* * *

Konu oldukça çetrefilli. Bir yanıyla günümüz dünyasında ve ülkemizde giderek yaygınlaşarak norm haline gelen birçok “kötülük” ile ilgili.

Hayatımız giderek daha fazla esir oluyor kötülüğe, yalana ve sahtekârlığa.

Yüzlerce, binlerce insan, her sabah uyandığında “bugün kimlere ne kötülük yapsak da yarattığımız bataklıkta daha çok iyilik ve direniş potansiyelini boğsak” diye kafa patlatmaya başlıyor...

Ve aslında işleri o kadar da zor değil. Neden mi?

Çünkü kötü olmak, kötülük yapmak çok daha kolay!

Bencillik ve şiddet doğamızda var.

Sineklerin Tanrısı romanında/filminde, bir uçak kazası sonucunda ıssız bir adada yaşamak zorunda kalan çocukların giderek ne kadar vahşileştiğini hatırlıyor musunuz?

Veya Stanford Hapishane Deneyi filminde aktarılan 1971’de yaşanmış bir olayda, 14 günlük bir hapishane simülasyonuna katılan ve mahkûm ya da gardiyan rolü üstlenen gençlerin kısa sürede nasıl bir zulüm ortamı yarattıklarını?

Sırp performans sanatçısı Marina Abramoviç’in 1974’te gerçekleştirdiği “Ritim 0” adlı 6 saatlik performansta, sıradan insanların karşılarında hiç hareket etmeden ve direnmeden duran bir kadına zamanla neler yapabildiğini?

Tekrarlıyorum, kötü olmak, kötülük yapmak çok daha kolaydır. Bununla baş edebilmek için güçlü bir vicdan gerekir.

Vicdan kişiseldir. Herhangi bir ırka, ulusa, ideolojiye, dine, partiye ait değildir.

Onun böyle bir vicdansızlık dünyasında peşinen bu “aidiyet kalkanlarının” kullanılmasının çok da anlamı olmadığı kanısındayım.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler