Her yerde gerilim var, çözüm barış ve demokraside

Her yerde gerilim var, çözüm barış ve demokraside

Yemen saldırılarının devam etmesi halinde Türkiye kendini zor durumda bulabilir. Bu yüzden ortada bir anlaşma varsa bunun bir an önce TBMM’ye getirilmesinde sonsuz yarar var. İktidar içerde demokrasiyi ne kadar baltalamaya çalışırsa çalışsın, demokrasiye küçük bir şans tanıması onu dışarıda zor durumdan kurtarabilir. Demokrasi böyle bir ilaç işte. İyi-kötü demeden herkesin derdine derman oluyor

Her yerde gerilim var, çözüm barış ve demokraside

Orta-Doğu’da çatışmalar arttı 

Adamo’nun kulaklarımızdan hiç silinmeyen şarkısının Türkçe sözleri “Her yerde kar var” diye başlar. Oysa her yerde kar değil, kan, şiddet ve gerilim var.  Bu iklim şartlarında lapa lapa kar yağışı uzak bir hasret ama, ondan daha çok hem içeride hem dışarıda demokrasi ve barışa hasret kaldık.  

Trump tarafından birkaç haftada son bulacağı öne sürülen İran savaşı dokuzuncu ayında  Amerikan hava saldırılarıyla yeniden alevlendi. Bir ara 3 Kasım’daki ABD ara seçimleri öncesinde savaşın bittiğini ilan ederek Körfez’den elini eteğini çekeceği iddia edilen Trump yeniden İran’a saldırı emri verdi. ABD uçakları Hürmüz Boğazı’ndan geçmek isteyen İran tankerlerine ve Hark adasına yönelik saldırını ara vermeden sürdürürken, İran da ABD’nin bölgedeki askeri üslerine ve Körfez ülkelerinin petrol tesislerine füze saldırıları gerçekleştiriyor. 

Bu nafile savaşta sadece İran, ABD askeri tesisleri ve ABD’nin bölgesel müttefikleri zarar görmekle kalmıyor, dünya petrol fiyatları da yükseliyor. Dün petrolün fiyatı yüz dolar sınırına ulaşmıştı. Bu durumdan en çok zarar gören ülkelerden biri Türkiye. Ama Türkiye’deki ekonomik sorunların esas kaynağı savaş değil, kötü yönetim ve güven eksikliği. Bunun yegane çözümü yeni bir iktidar.  

Diğer taraftan, herkes gibi ABD’deki tüketiciler de savaştan zarar görüyorlar. Bu yüzden Trump’ın kamuoyu yoklamalarındaki destek oranı şu sıralar çok düştü.  

Zor durumdaki Trump uçuk seçim vaatlerinde bulunmaya başladı 

Savaşın yakında biteceği zira İran’ın takatinin kalmadığı söylemiyle ABD’li seçmeni uzun süredir oyalamaya çalışan Trump bu kez İran’ın kendisini zor durumda bırakmak ve ABD Kongresine acizlerin (Demokratların) dolmasını sağlamak için 3 Kasım’daki seçimlere kadar saldırılarını durdurmasını beklemediğini söyledi.  

Bu, İran’ın alt edilmesinin öyle başlarda iddia ettiği gibi kolay olmayacağının açık bir itirafıydı. Trump yine de İran nükleer belasını ancak kendisinin defedebileceğini öne sürerek seçmenden desteğini sürdürmesini ve biraz daha sabır göstermesini talep etti.  

Ama kurnaz politikacı kuru retoriğin yetmediğini biliyor. Bu yüzden ara seçimlerin kendi partisi Cumhuriyetçiler tarafından kazanılması halinde her yetişkine helalinden beş bin dolar seçim temettüsü vaadetti. Bu paranın kaynağının ne olduğu, nasıl ve ne zaman ödeneceği hakkında ortada tek bir ayırıntı yok. Demek ki, sadece bizimkiler bol keseden uçuk seçim vaadleri vermiyorlarmış. Ama yine belli olmaz,  belki Trump bu numaraları aya otoban vaadedecek kadar el yükselten bizimkilerden öğrenmiş olabilir. 

Yemenli Husiler Suudi Arabistan’a saldırdı, Mekke Paktı işleyecek mi?  

Öte yandan İran, ABD’nin artan saldırıları karşısında Yemenli müttefiki Husileri devreye soktu. Husilerin Suudi Arabistan’a son yıllarda gerçekleştirdiği en kapsamlı füze saldırıları Mekke Paktı nedeniyle bizim açımızdan da yeni bir durum ortaya çıkarıyor. Mekke Paktı çerçevesinde üçlü ittifakın bir üyesine yapılan askeri saldırının diğer ikisine de yapılmış sayılması ve onların saldırıya uğrayan üyenin savunmasına koşması gerekiyor. Ama öyle olmadı. Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan suya sabuna dokunmayan kınama açıklamasında Mekke Paktı’na atıfta bulunulmayarak mesele geçiştirildi. Oysa Pakistan  Savunma Bakanı Asıf ülkesinin anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine kesinlikle bağlı kalacağını ifade etti.  

Yemen saldırılarının devam etmesi halinde Türkiye kendini zor durumda bulabilir. Bu yüzden ortada bir anlaşma varsa bunun bir an önce TBMM’ye getirilmesinde sonsuz yarar var. İktidar içerde demokrasiyi ne kadar baltalamaya çalışırsa çalışsın, demokrasiye küçük bir şans tanıması onu dışarıda zor durumdan kurtarabilir. Demokrasi böyle bir ilaç işte. İyi-kötü demeden herkesin derdine derman oluyor. 

İsrail durumdan istifade Batı Şeria’daki saldırılarını arttırdı 

ABD İsrail’in İran’a saldırını şimdilik engelliyor olabilir ama İsrail’in Lübnan’daki saldırıları ve Batı Şeria’daki işgal eylemleri devam ediyor. Özellikle silahlı sözde Yahudi yerleşimcilerin ordunun desteğinde Batı Şeria’da yaptığı saldırılar iyice arttı. Çok sayıdaki Filistinli evlerinden ve köylerinden sürülürken, öldürülen sivillerin sayısı da giderek artıyor. Bu durum karşısında İngiltere’nin öncülüğünde birleşen 12 Batılı ülke İsrail’e yaptırım uygulama kararı aldı. Bu, kuşkusuz olumlu bir adım ama, İngilizcedeki ifadeyle “çok az ve çok geç” kalmış bir adım. Amerika ise her zamaki gibi sessizliğini koruyarak İsrail vahşetine kol kanat gerdi. 

Mısır, Yunanistan ve GKRY 8 Eylül’de El Alemeyn’de bir zirve gerçekleştirerek üçlü ittifaklarının kararlılığını vurguladılar 

Türkiye Mısır’ı Mekke Paktı’na katılmak için ikna etmeye çalışadursun, 2014’te Türkiye aleyhine bir ittifak oluşturan Mısır, Yunanistan ve GKRY’nin liderleri 8 Eylül’de El Alemeyn’de bir araya gelerek üçlü ittifaklarının (üçlü işbirliği mekanizması) 10’ncu zirvesini gerçekleştirdiler. Yayınlanan ortak bildiride  Mısır, Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye aleyhine olabilecek her politikasının altına imza atmaktan kaçınmadı. Yunanistan ve GKRY ısınan Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine olacak her fırsatı kullanmaktan geri kalmıyorlar.  

Baltıklar’da Türk uçaklarının devriye görevine başlaması ve bölgede artan savaş riskleri 

Mekke Paktı yükümlülüleri henüz TBMM’nin onayını almadığı için bundan  çıkış  yolu olabilir ama NATO’da böyle bir olanak söz konusu değil. Malum, Türkiye bu yakınlarda NATO'nun Baltıklar hava savunması devriye görevini üstlendi. Şu sıralar NATO’nun üç Baltık üyesinin semalarında beş Türk F-16’sı devriye uçuşları yaparak bu ülkeleri Rus hava saldırılarına karşı koruyorlar. NATO’nun Baltıklar, Polonya, hatta Almanya cephesi hiç tekin değil. Oralarda sürekli olarak aidiyeti bilinmeyen İHA ve SİHA’lar uçuyor. Gerçekte bunların çoğunlukla Rusya’ya ait olduğu biliniyor.  

Daha geçenlerde Almanya’nın Leipzig havalanında Ukrayna’ya silah ve mühimmat sevkiyatının yapıldığı, bu amaçla kullanılan antrepoların bulunduğu bir alanda kimliksiz bir SİHA etkisiz hale getirildi. Bu yüzden zaten kötü seyreden Almanya-Rusya ilişkileri iyice bozuldu. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov kızışan atışma ortamında Almanya’ya verdikleri dersi hatırlatarak bunu yeniden vermekten geri kalmayacaklarını söyledi. Lavrov’un üstü kapalı olarak bahsettiği ders İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yerle bir edilmesiydi. Lavrov açık açık Almanya’yı Üçüncü Dünya Savaşı’yla tehdit etti.  

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi 

Türk F-16’larının görev yaptığı bölgede gerilim ve savaş riskileri had safhada artmışken, bir Rus SİHA’sının Türk uçakları tarafından düşürülmesi veya bölgede ani bir kıvılcım çıkması bizi savaşın içine çeker ve NATO’nun 5’nci maddesinin işletilmesine yol açar.  

Ama belli olmaz, Avrupa’daki Rusya muhibi güçler, uluslarası gerilimler zirveye çıkmadan bakarsınız iktidara gelip duruma müdahale ederler. Lakin bu hayırlı çözüm olmaz. Böylesi bir olasılık insanlığı “kırk satır mı, kırk katır mı” gibi talihsiz bir ikilemle karşı karşıya bırakır.  

Almanya’da Alice Weidel’in AfD’si, İngiltere’de Nigel Farage’ın Reform UK Partisi ve Fransa’da Marie Le Pen’in Front National’i yükselişte. Bunların iktidara gelmeleri halinde Avrupa’da İkinci Dünya  Savaşı’ndan bu yana değişmeyen siyasi harita bu kez tepetaklak olur.  

Almanya’da AfD Sachsen-Anhalt seçimlerini açık farkla kazanarak bu gidişin ilk işaret fişeğini ateşledi. Alman merkez partilerinin AfD’nin yükselişini durdurmaları artık çok zor. Kendi düşen ağlamaz, bu manzarayı kendileri yarattılar.  

Diğer taraftan Andy Burnham’ın İngiltere’de başbakanlığa gelmesinin de çözüm olmayacağı, aşırı sağın yükselişinin devam edeceği anlaşılıyor. Dover ve Portsmouth’ta geçen hafta maskeli grupların yaptıkları gösteriler bir zamanlar Almanya’da Nazilerin estirdikleri terörü hatırlattı. Öyle veya böyle, demokratik güçler toparlanmadıkça Avrupa’yı hiç de hayırlı bir gelecek beklemiyor. 

Türkiye’de karanlığın panzehiri demokratik kitle mücadelesi 

Bu karanlık ortamda Üsküdar’da veya yurdun başka yerlerinde cereyan eden demokrasi katliamları dış dünyada Nacho Sanchez Amor gibi birkaç gerçek demokrat dışında kimseyi ilgilendirmiyor. Türkiye’nin önünde çok zor ve engebeli bir yol var. Türkiye’de ne başarılacaksa demokratların birliği ve kitlesel mücadeleyle başarılacak. Umut kaf dağının ardında değil, özverili kitlelerin ellerinde.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler