Türkiye kuruluşundan beri AİHM üyesi: AİHM karşıtlığı yeni çıktı
Tek adam rejimi Türkiye’nin uygar dünya ile mevcut bağlarını bir bir çözmeye çalışıyor. Ülkede zaten uzun zamandır demokrasi ve hukuk devleti namına bir şey kalmamıştı. İş şimdi uygar dünya ile kağıt üzerinde kalan son bağlarımızı koparmaya geldi. Memleket giderek otoriter Orta Asya ve Arap rejimlerine benzemeye başladı. İşin acı yanı bunlara bir zamanlar laiklik ve demokrasi dersi vermeye çalışmamız. Şimdi son hız onlara doğru koşuyoruz.
Bakanlar üstü güç ve otorite sahibi olduğunu her açıklamasıyla vurgulamaya çalışan Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkanvekili Mehmet Uçum bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında ikinci kez verdiği serbest bırakma kararına sert tepki göstererek bunun siyasi hesaplarla alınmış taraflı bir karar olduğunu öne sürdü.
Çünkü onun gözünde AİHM Türkiye aleyhine çalışıyor. Oysa AİHM bir zamanlar Türkiye’deki İslami kesimin haksızlıklara karşı adalet aramaya çalıştığı uluslararası bir yargı merciiydi.
Başdanışman Uçum açık anayasa hükmüne rağmen AİHM kararlarının Türkiye açısından esastan bağlayıcı olmadığını, sadece tavsiye niteliği taşıdığını öne sürerek, böyle giderse Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmasının ve AİHM’e bireysel başvuru hakkının gözden geçirileceğini buyurmuş.
Türkiye, kurucuları arasında olduğu Avrupa Konseyi tarafından insan haklarını ve siyasi özgürlükleri güvence altına almak üzere imzaya açılan AİHS’ni imzaladığında sene 1950’ydi. Sözleşme 1954 yılında Türkiye bakımından yürürlüğe girdi.
Bu tarihler Sayın Uçum’un dünyamızı şereflendirmesinden çok öncesine tekabül eder. Sayın Uçum’dan önce kimse, askeri rejimler dahil, kendilerine göre ne kadar sıkıntı yaşamış olsalar da AİHS’den çıkmayı akıllarına getirmemişti. Yoksa derdi AİHM’i bahane ederek Türkiye’yi Batı’dan koparıp Ortadoğu’ya eklemlemek mi?
Bireysel başvuru hakkı ve AİHM kararlarının bağlayıcılığı sağcılığı tartışılmayacak Özal zamanında kabul edildi
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları AİHM’ne bireysel başvuru hakkını 1987 yılında kazandılar. Türkiye mahkemenin zorunlu yargı yetkisini 1990 yılında kabul etti. Bunlar o zaman Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve bireysel özgürlükler yolunda attığı çok önemli adımlardı ve Türkiye’nin AB adaylığına giden yolun temel taşlarını teşkil ettiler. Dönemin Başbakanı Turgut Özel bir kesim tarafından haklı olarak liberal ekonomik politikaları ve özelleştirmeler nedeniyle ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, bu gibi konularda attığı cesur ve ilerici adımlarla olumlu bir siyaset izledi. Bu nedenle Türkiye’nin Batı dünyası ile bağlarının güçlendirilmesi konusunda kendisine kredi vermek gerekir.
AİHM kararları bizi bal gibi bağlar
Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre usulüne göre imzalanmış ve onaylanmış uluslararası sözleşmeler iç mevzuat hükmündedir ve yasalarla çatışmaları halinde uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü vardır. AİHS’nin 46’ncı maddesine göre sözleşmeye taraf ülkeler AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. Ama Türkiye şimdiye kadar AİHM’nin ne Selahattin Demirtaş ne de Osman Kavala kararlarına uymayı kabul etti.
Mehmet Uçum’un anlayışıyla Türkiye AİHM kararlarını bağlayıcı hükümler olarak değil, kozmetik tavsiyeler olarak gördü. Türk mahkemeleri yeni bir kararla AİHM’e uyacakları yerde, eski kararlarında ısrar ederek Türkiye’yi Avrupa Konseyi ile çatışma rotasına soktular. Selahattin Demirtaş kararı nedeniyle Türkiye’nin üyeliği zaten resmi olarak tartışılır hale gelmişti, son Osman Kavala kararından sonra bu süreç korkarım daha da hızlanacak.
Balık zaten baştan kokuyordu. Alt mahkemeler Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararlarını uygulamazlarsa kim takar kökü dışarıda AİHM’nin kararlarını? Yargıtay’ın ve alt mahkemelerin AYM kararlarını uymadığı bir ülke hukuk devleti değildir, AYM de ciddiye alınamaz. Bu gerçeğin altı AİHM tarafından AYM etkin bir başvuru mercii olarak kabul edilmeyince son Kavala kararıyla bir kere daha çizildi. Hukuk devleti olmayan bir ülkede en birinci hukuk politikaları danışmanı olsanız neye yarar? Yaldızlı ünvanınızın aleme had bildirmekten öteye bir yararı yok. Oysa vatandaşa ekmek-su kadar hukuk lazım, azar yemek değil.
Rusya çemberin dışına çıktı, Azerbaycan içinde kalmayı tercih etti
Türkiye AİHM kararları nedeniyle AK ile çatışan tek ülke değil. Bizim gibi Rusya ve Azerbaycan da benzeri sorunlar yaşadılar. Putin, Türkiye gibi AİHM’nde çok sayıda insan hakları ihlal başvurusuna muhatap olan ikinci ülke olarak Ukrayna’nın işgalinden sonra Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılmayı küçük düşürücü bir muamele olarak gördüğünden AK üyeliğinden kendi kararıyla çıkmayı şanına daha çok yakıştırdı. Rusya’nın AK üyeliğinden ayrılması için Putin’in iki dudağı arasından çıkan bir söz yetti de arttı bile.
Azerbaycan ise tam tersini yaptı. AİHM’nin haksız yere tutuklanan ve adil yargılanma hakkı elinden alınan gazeteci Ilgar Mammadov’un serbest bırakılma kararını kabul etmeyen Azerbaycan’a karşı Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu tarafından başlatılan ihraç süreci karşısında İlham Aliyev Mammadov’u serbest bırakmayı ve adıgeçene tazminat ödemeyi ülkesinin alî çıkarları bakımından daha uygun buldu.
Azerbaycan bu tavrı ile AK sistemi içinde kalmayı tercih etmiş oldu. Azerbaycan halen Karabağ’daki insan hakları ihlalleri konusunda zaman zaman AİHM’e başvuru hakkını kullanmaktan da geri kalmıyor. Ancak hukuk devleti ve demokrasi zaafları devam ettikçe Azerbaycan’ın AİHM’le ilişkileri bir küs bir barışık olarak sürüp gidecek. Bunun yegane çözümü insan hakları ihlallerine son vermek, muhalif kişilere tahammül göstermek, tüm vatandaşlara ayrım gözetmeksizin hukuk devleti içinde özgürce yaşam hakkı tanımak.
Türkiye’de geriye gidiş son günlerde iyice hızlandı
Azerbaycan kırık dökük çemberin içinde kalmaya çalışırken bir zamanlar alınan her ileri kararın altında imzası veya hasbelkader katkısı olan Türkiye’nin kendi mirasını reddetmesi ne acı!
NATO üyesi Türkiye’nin Mekke Paktı ile kaderini Ortadoğu ülkeleriyle birleştirmesinin gerekçeleri henüz açıklanmadı. Elbette Ortadoğu’ya bigane kalmamak lazım, ama bunu diplomasinin imkanlarını kullanarak çok daha farklı yapabiliriz. Türk diplomatları buna ehil, geleneksel dış politikamızın son dönem icraatı da bunun örnekleriyle doludur. Bilmediğimiz denizlerdeki fırtınalı ülkelere kamuoyunun bilgisi ve onayı dışında NATO’nun beşinci maddesini andıran savunma taahhütleri vermemizin gerekçeleri bir an önce TBMM’de açıklanmalı ve ortada ayrıntılı bir sözleşme metni varsa bu bir an önce Meclisin onayından geçirilmelidir.
Türkiye’nin AB rotasından çıkarılması son derece sakıncalı sonuçlar doğurur. AB-Türkiye ilişkileri ne kadar sorunlu olursa olsun halen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amaçları ile izdüşümlü bir uygarlık projesi olarak bizim stratejik önceliğimiz olmaya devam etmelidir. AB-Türkiye ilişkileri için daha bir güçle çalışmak yerine AİHS/AİHM taahhütlerimizi sorgulamak, bizi hem AB yolundan hem muasır medeniyetler hedefinden daha da uzaklaştıracaktır.
Geleceğe umutla bakmak en doğal hakları olan yeni nesillerin düşleri ellerinden alınmamalıdır. Onlar çok daha iyisine layıkken Türkiye hiç bu kadar umutsuz olamamıştı.
Yeni anayasa tartışmaları akla kuşku düşürüyor
Son yirmi yılda memlekette ne zaman anayasa değişikliği yapılsa demokrasi ve hukuk devleti bir adım daha geriye gitti. Şimdi “Çerçeve Yasa”nın 467 oyla kabul edilmesinden sonra iktidar yeniden anayasa değişikliği için atağa geçti.
Bugün ortada “yetmez ama evet”çiler yok ama DEM, butlancılar ve diğerleri var. 15 Temmuz sonrası damarlarımıza giren “Yenikapı Ruhu”nu da yabana atmayalım. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek veren, Yenikapı’da kürsüye çıkıp AKP-MHP iklisinin yanında saf tutan, mühürsüz oylara ses çıkarma cesaretini göstermeyen Kemal Kılıçdaroğlu yine sahnede.
Eğer iktidar istediği yeni anayasa değişikliklerini geçirmekte zorlanacaksa bu ancak muhalefetin armudun sapı, üzümün çöpü demeden şimdiden temel hedeflerde kenetlenme basiretini göstermesine ve aktif bir eylemsel tavır sergilemesine bağlı olacak. Bu konuda sadece Özgür Özel’in ve Yeni Parti’nin değil herkesin sorumluluğu bulunuyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


