Giriş
Werner Herzog’un 1972 yapımı Aguirre, the Wrath of God filminin sonunda, Amazon’un suları üzerinde sürüklenen bir sal görürüz. Seferin insanları tükenmiştir. Açlık, hastalık ve saldırılar, büyük fetih hayalini bir enkaza çevirmiştir. Salı maymunlar kaplar. Klaus Kinski’nin canlandırdığı Aguirre ise hâlâ ayaktadır. Çevresindeki ölüm, zihnindeki imparatorluğa ulaşamamıştır. Yeni fetihlerden, kurulacak egemenlikten, kendisinin yazacağı tarihten söz etmeyi sürdürür. Kamera onun çevresinde döner; dünya küçüldükçe iddiası büyür. [1]
Bu sahneyi unutulmaz kılan, yenilgi ile yenilginin kabulü arasındaki uçurumdur. Aguirre, hükmetme iradesini korumuştur. Fakat hükmedeceği topluluk ortadan kalkmıştır. Emrin varlığı, emri yerine getirecek insanların; fetih sözünün varlığı, ulaşılabilecek bir ülkenin yerini tutmaz.
Ekim 2026’da Washington’dan gelen haberler, Herzog’un bu karanlık sahnesini yeniden hatırlatıyor. Rusya ile yapılan dizel anlaşması ve Zelenskiy üzerindeki baskı, bir infazın canlı yayımlanması planı, ekonomi yönetimine güvenin aşınması… Ayrı alanlarda yaşanan bu gelişmelerin birlikte sordurduğu bir soru var: Kendisini olağanüstü bir kudretin sahibi olarak sunan lider, gerçeklik iradesine uymadığında nasıl davranır?
Trump: The Wrath of God başlığı, bu soruya açılan sinemasal bir kapıdır. Trump’ın geleceğini önceden bildiren bir hüküm değildir. Herzog’un filmi, siyasi davranışın belirli bir biçimini görmemize yardım eder: Liderin kendi kudret anlatısını korumak uğruna, yönettiği dünyanın verdiği işaretleri giderek daha az dinlemesi.
El Dorado: Vaat edilen büyüklüğün bedeli
Herzog’un filminde İspanyol fatihler, efsanevi altın ülkesi El Dorado’yu ararlar. Aguirre, nehir boyunca ilerleyen öncü grubun yönetimini ele geçirir; İspanyol kralını tanımadığını ilan eder ve beraberindeki bir soyluyu bulunamamış ülkenin imparatoru yapar. Yolculuk ilerledikçe grubun imkânları daralır, tehlikeleri büyür. Yine de büyük hedef, geri dönmeyi düşünmenin önüne geçer. [2]
El Dorado’nun siyasetteki karşılığı, gerçekleşmesi beklenen büyük vaattir. Refahın yeniden kurulması, kaybedilmiş saygınlığın geri alınması, ülkenin eski kudretine kavuşması… Bunlar seçmenlerin gerçek ihtiyaçlarına seslenebilir. Sorun, vaadin sonuçlarla sınanma imkânının ortadan kalkmasıyla başlar. Her başarısızlık, hedefe biraz daha yaklaşmak için katlanılması gereken yeni bir fedakârlık olarak sunulursa, yolculuğun hesabı bir türlü görülemez.
Büyük bir ülkeyi yönetmenin gerektirdiği sabır, kişisel kudret anlatısının ritmine uymaz. Üretim zaman ister. Yatırım güven ister. Enflasyonla mücadele tutarlılık ister. Diplomasi, başka devletlerin iradesini ve toplumların tarihini hesaba katmayı gerektirir. Liderin güçlü biçimde konuşması, bu süreçlerin tamamını hızlandırmaz.
Siyasi irade, gerçeklikle çalışabildiği ölçüde sonuç üretir. Gerçekliğin yerine geçmeye başladığında ise toplumun kaynaklarını kendi iddiasının doğrulanmasına tahsis eder. O noktada yurttaşın sıkıntısı, politikanın düzeltilmesi için bir bilgi olmaktan çıkabilir; büyük yürüyüşün önündeki sabırsızlık olarak değerlendirilebilir.
Gerçeklik başkana oy vermiyor
Financial Times’ın 11 Ekim’de yayımladığı FT–Focaldata araştırması, Trump’ın genel görev performansını onaylayanların oranını yüzde 34 olarak veriyor. İş ve ekonomi yönetimine destek yaklaşık dörtte bir düzeyinde; enflasyon yönetimine destek ise yaklaşık beşte bir. Ekonominin yanlış yönde ilerlediğini düşünenler, katılımcıların üçte ikisinden fazla. Bununla birlikte, 2024’te Trump’a oy verenlerin önemli bölümü Cumhuriyetçi Parti’ye bağlılığını sürdürüyor. [3]
Bu rakamlar bir seçim sonucunu önceden ilan etmez. Fakat siyasi gösterinin gündelik hayat üzerindeki sınırını görünür kılar. Seçmen, kürsüdeki kudret ile kendi satın alma gücünü karşılaştırabilir. Başkanın uluslararası görüşmelerdeki görüntüsü, faturanın büyüklüğünü küçültmez. Zafer dili, iş güvencesinin yerini doldurmaz.
Ekonomik hoşnutsuzluğun siyasete dönüşmesi de otomatik değildir. Parti aidiyeti, kültürel yakınlık ve karşı tarafa duyulan güvensizlik, başarısızlık değerlendirmesiyle birlikte yaşayabilir. Bir seçmen, liderini eskisi kadar başarılı bulmadan da partisine oy verebilir. Bu nedenle iktidarın aşınmasını ölçmek için hem kanaate hem davranışa bakmak gerekir.
Aguirre benzetmesinin burada sağladığı açıklık, maddi dünyanın emir kabul etmemesidir. Bir ekonomi, kendisine yöneltilen övgüye göre işlemez. Toplumun yaşadığı sonuçlarla iktidarın anlattığı sonuçlar arasındaki mesafe büyüdüğünde, yönetim önünde bir tercih belirir: Politikasını değiştirmek veya anlatısını daha yüksek sesle tekrarlamak.
Zelenskiy: Yolculuğu bozan kim?
Trump’ın Rusya ile dizel anlaşması, bu gerilimin dış politikadaki örneklerinden biri oldu. AFP’nin haberine göre Trump, Rus dizelinin dünya piyasalarına sunulmasını sağlayacak anlaşmayı duyurduktan sonra, Rus rafinerilerine saldıran Zelenskiy’i yakıt sıkıntısını ağırlaştırmakla suçladı ve Ukrayna’nın yeni bir lider seçmesini önerdi. Avrupa tarafında ise yaptırımları gevşetmenin Rusya’nın savaşını finanse edeceği itirazı yükseldi. [4]
Burada iki ayrı siyasi zaman karşı karşıya geliyor. Amerikan yönetimi, enerji fiyatlarına ve yaklaşan seçime bakıyor. Ukrayna yönetimi, ülkesinin savunmasına ve Rusya’nın savaş kapasitesine bakıyor. Washington için kısa vadeli rahatlama sağlayabilecek bir adım, Kiev açısından uzun vadeli güvenlik kaybı yaratabilir.
Müttefiklik, tam da böyle anlaşmazlıklarda sınanır. Güçlü ortak, kendi önceliğinin herkes için aynı öncelik olduğunu varsaydığında, diğer tarafın gerekçeleri görünmez hale gelir. İtiraz, çıkarların farklılığından doğan bir tutum olarak değerlendirileceğine, liderin otoritesine karşı bir davranış gibi okunabilir.
FT muhabiri Christopher Miller’ın aktardığı, rafineri saldırıları sürerse Amerikan istihbarat paylaşımının kesilebileceği tehdidi, anlaşmazlığın somut ağırlığını gösteriyor. [5]
15 Ekim’de yayımlanan FT söyleşisinde Zelenskiy, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine saldırılara verdiği üç günlük arayı sonlandıracağını açıkladı. Rus saldırıları sürerken Amerikan balistik füze erken uyarılarını alamadıklarını ve Starlink hizmetinin yavaşladığını ileri sürdü. Böylece destek kesintisi tehdidi, Ukrayna liderinin anlatımında sahada yaşanan aksamalara dönüşmüş oldu. [13, 15]
Musk, Starlink teknolojisine dayanan askerî Starshield ağının Amerikan yönetiminin kontrolünde olduğunu, kullanım sınırlarını Washington’ın belirlediğini söyledi. Bu açıklama tek başına bütün kesintilerin nedenini ortaya koymuyor; kapsam ve sorumluluk konusundaki iddialar ayrıca doğrulanmayı gerektiriyor. [15]
Aynı gün AP, Rus makamlarına dayandırdığı haberinde Ryazan bölgesindeki bir rafineride Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırısının ardından yangın çıktığını aktardı. Saldırının ayrıntıları hakkındaki bu bilginin kaynağı Rus makamlarıydı. [14]
Bu gelişmeler, ilan edilen diplomatik başarı ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılıyor. Bir başkanın ateşkes duyurması, karşılıklı yükümlülükleri belirlenmiş ve uygulanması izlenen bir ateşkesin kurulduğu anlamına gelmiyor. Tarafların mutabakatı, ihlallerin tespiti ve bunların sonuçları tanımlanmadığında, başarı açıklamasının güvenilirliği ilk çatışmada aşınabiliyor. Amerikan iç siyasetinin enerji fiyatlarına ilişkin öncelikleriyle Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları arasındaki gerilim de bu noktada açığa çıkıyor.
Aguirre benzetmesinin bu gelişmelerle güçlenen yanı, liderin sözü ile dünyanın işleyişi arasındaki mesafenin bedelini başkalarının ödemesidir. Bununla birlikte Zelenskiy’in saldırılara yeniden başlama kararı, benzetmenin sınırını da gösteriyor: Gerçek dünyadaki diğer aktörlerin kendi iradeleri, güvenlik ihtiyaçları ve siyasi sorumlulukları var. Washington’dan ilan edilen senaryo, onların kararlarını kendiliğinden belirlemiyor.
Edward Luce, Zelenskiy’e yönelen baskıyı Trump’ın sonuç alamadığı süreçlerin sorumluluğunu başka bir aktöre yükleme eğilimiyle ilişkilendiriyor. Bu yorum, niyetin kanıtı sayılamaz. Fakat önemli bir siyasi soruyu gündeme getirir: Bir lider başarısızlıkla karşılaştığında, kendi kararlarını hangi ölçüde sorgulayabiliyor? [6]
Sorumluluğun sürekli dışarıya taşınması, yönetimin öğrenme kapasitesini aşındırır. Çünkü politikanın düzeltilmesi için önce politikanın sonuçlarının kabul edilmesi gerekir. Her olumsuz sonuç bir başkasının engellemesiyle açıklanabiliyorsa, yanlış kararı değiştirecek gerekçe de ortadan kalkar.
Gazabın ekrana taşınması
Pentagon’un Nidal Malik Hasan’ın infazını canlı yayımlama planı, iktidar ile gösteri arasındaki ilişkinin daha ağır bir örneğini oluşturuyor. Hasan, 2009’da Fort Hood’da 13 kişiyi öldürmekten mahkûm edildi. Hegseth, kurşuna dizilerek yapılacak infazın kamuya açık biçimde izlenebilmesini istediğini açıkladı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi ise canlı yayının kamuya açık infaz niteliği taşıyacağını ve işkence yasağını ihlal edeceğini belirtti. [7]
Suçun ağırlığı, devletin davranışını tartışma dışına çıkarmaz. Hukukun temel sınavlarından biri, ağır suç karşısında cezalandırma yetkisinin hangi ölçüler içinde kullanılacağıdır. İnfazın ekrana taşınması, ölüm cezasına ilişkin tartışmaya yeni bir boyut ekler: Devlet, verdiği cezayı seyirlik bir olay haline getirmek istemektedir.
Michel Foucault, Surveiller et punir’e, 1757’de Damiens’in kamuya açık cezalandırılışını anlatarak başlar. Kitap, bedene yönelen görünür şiddet ile modern disiplin yöntemleri arasındaki dönüşümü inceler. Bu dönüşüm, iktidarın ortadan kalktığı veya toplumların geri dönülmez biçimde insanileştiği anlamına gelmez. [8]
Bugünkü canlı yayın planı, bu açıdan okunabilir: Dijital teknoloji, egemenliğin eski gösteri biçimlerine yeni bir erişim alanı sunuyor. Meydanın yerini ekran alıyor. Cezanın izleyicisi, dünyanın herhangi bir yerinde bulunabiliyor. Teknik imkânın genişlemesi, ahlaki sınırın kendiliğinden güçlendiğini göstermiyor.
Bir ölümün görüntüsü, adalet hakkında düşünmeyi teşvik edebileceği gibi, cezalandırma arzusunu tüketilen bir heyecana da çevirebilir. Bu risk, kamu gücünü kullananların sorumluluğunu artırır. Devlet, toplumsal öfkenin en güçlü olduğu anda bile kendi sınırlarını korumakla yükümlüdür.
Tanrısal görev ve siyasi hesap
Hegseth’in 30 Eylül’de Pentagon’da yeni bir Din İşleri Ofisi kurulacağını açıklarken kullandığı dil de bu bağlamda dikkat çekiyor. Bakan, fiziksel savaşın yanında asıl mücadelenin ruhani olduğunu söyleyerek Tanrı’nın zırhını kuşanma benzetmesine başvurdu. [9]
Askerlerin din özgürlüğünü korumak ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak, kamu yönetiminin meşru görevleri arasındadır. Bunun yanında, devletin askerî gücüne dinî bir görev anlamı yükleyen dil, ayrı bir değerlendirme gerektirir. Çünkü siyasi karar, kutsal bir doğruluk iddiasıyla çevrelendiğinde eleştirinin konumu değişebilir.
Demokratik düzende savaş kararı; amaçları, maliyeti, hukuki dayanağı ve sonuçları üzerinden tartışılır. Bu tartışmaya katılanların aynı inancı paylaşması gerekmez. Yurttaşların ortak zemini, devletin hesap verebilirliğidir.
Aguirre’nin kendisini Tanrı’nın gazabıyla özdeşleştiren iddiasını bugüne taşıyan bağlantı burada bulunuyor. Benzetmenin konusu, belirli bir kişinin inancı değil; iktidarın kendi iradesine hangi türden bir meşruiyet verdiğidir. Liderin kendisini olağan denetimin üzerinde görmesi, siyasi hatayı düzeltmeyi zorlaştırır. Bir kararın kutsallıkla çevrelenmesi, o kararın sonuçlarına bakma ihtiyacını azaltmamalıdır.
Salda kimler var?
Herzog’un son sahnesi, iktidar üzerine düşünürken dikkatin yalnızca lidere yönelmesinin yetersizliğini gösterir. Salın üzerinde bir topluluk vardı. Yolculuğun bedelini o topluluk ödedi. Aguirre’nin hükmetme hayali ayakta kaldığında, insanların hayatları çoktan tükenmişti.
Bugünkü karşılığı, liderin çevresindeki karar ve sorumluluk ilişkilerinde aranmalıdır. Bakanlar, parti yöneticileri, bürokratlar, askerî yetkililer, ekonomik çıkar grupları ve seçmenler, yönetimin gidişatına farklı biçimlerde katılır. Liderin gücü, bu ilişkilerin içinde büyür.
Her itirazın yüksek sesle yapılması gerekmez. Kurumların görevi, kararın uygulanabilirliğini sınamak, maliyetini hesaplamak, hukuki sınırını hatırlatmak ve gerektiğinde durdurmaktır. Bu işlevler zayıfladığında, yönetime gerçeği taşıyan kanallar da daralır. Lider, kendi sözlerinin yankısını toplumun cevabı sanabilir.
Bu yüzden bir iktidarın çevresindeki sessizlik, başarı göstergesi olarak okunamaz. Sessizlik; bağlılığı, çekingenliği, çıkar hesabını veya etkisizleşmiş denetimi ifade edebilir. Hangisinin geçerli olduğunu anlamak için kurumların söylediklerinden çok, kararlar karşısında ne yapabildiğine bakmak gerekir.
Amerikan filminin sonu henüz yazılmadı
Aguirre’nin yolculuğu ile bugünkü Amerika arasındaki fark, makalenin en önemli noktasıdır. Amerikan toplumu hâlâ seçimlere, mahkemelere, yasama organına, eyalet yönetimlerine, basına ve örgütlü itiraz imkânlarına sahiptir. Bu araçların gücü tartışılabilir; varlıkları, gidişatın değiştirilebilmesi için bir alan açar.
Canlı infaz planı hakkındaki tepkiler de sürecin tamamlanmış olmadığını gösteriyor. Axios’un 13 Ekim tarihli haberine göre Trump’ın da yayın konusunda tereddütleri bulunuyor. [10]
Ara seçimler, aynı açıdan değerlendirilmelidir. Cook Political Report’un Demokratların Temsilciler Meclisi’nde net 9–19 sandalye kazanabileceği yönündeki tahmini gerçekleşirse, yönetimin karşısındaki denetim gücü değişecektir. Bu tahmin kesin sonuç değildir; seçmenin iktidarın hareket alanını değiştirebilme imkânına işaret eder. [11]
Bununla birlikte, seçim yenilgisinin kendiliğinden öz değerlendirme yaratacağı varsayılamaz. Sonucu kabul etmek, sorumluluk üstlenmek ve politika değiştirmek de siyasi tercihlerdir. Bir lider, seçmenin uyarısını yeni bir düşmanlık anlatısına çevirebilir. Demokratik dayanıklılık, sandığın kurulmasının yanında, sandıktan çıkan sonucun yönetimi sınırlandırabilmesine bağlıdır.
Gazabı sınırlandırmak
Herzog’un filminden alınacak ders, güçlü iradenin her durumda felaket getireceği değildir. Toplumlar, zor zamanlarda karar verebilen yöneticilere ihtiyaç duyar. O iradenin bilgiyle, hukukla ve kamusal denetimle ilişkisi, ortaya çıkacak sonucu belirler.
Aguirre’nin salında kaybolan, liderin büyük sözleri ile insanların gerçek ihtiyaçları arasındaki bağdır. Açlık sürerken fetih konuşulur. Topluluk tükenirken egemenlik tasarlanır. Sonunda hayalin büyüklüğü, yaşanan yıkımı örtemez.
Washington’da bugün izlenmesi gereken de bu bağın durumudur. Ekonomik sıkıntı politika değişikliğine yol açabiliyor mu? Müttefiklerin itirazı karar süreçlerine ulaşabiliyor mu? Hukuki ve ahlaki sınırlar, gösteri arzusunu durdurabiliyor mu? Seçmen, iktidarı değiştirebildiği kadar davranışını da değiştirebiliyor mu?
Filmin sonu kötüdür. Bugünün sonu henüz yazılmamıştır.
Aguirre’nin çevresinde dönen kamera, salın ne kadar küçüldüğünü gösterir. Lider ise gözlerini kendi geleceğine dikmiştir. Bir demokrasinin görevi, o bakışın dışında kalan insanları yeniden görünür kılmaktır: Savaşın bedelini ödeyenleri, geçim sıkıntısı yaşayanları, hakları aşınanları, kararların sonuçlarıyla yaşamaya mecbur olanları.
Liderin iradesini hukukla sınırlamak, kamusal gücü hesap vermeye bağlamak, insanların hayatını büyük vaatlerin önüne koymak… Salı kurtarabilecek olan, bu ortak sorumluluktur.
Kaynakça
[1] Fuller, G. (2025, 12 Eylül). Aguirre, the Wrath of God: Real history and Herzog’s otherworldly allegory of empire. British Film Institute. Bağlantı
[2] Goethe-Institut. (2022, 28 Temmuz). Aguirre, der Zorn Gottes (Aguirre, the Wrath of God). Film kataloğu. Bağlantı
[3] Hodgson, I. (2026, 11 Ekim). Trump is failing to arrest decline in popularity, FT poll shows. Financial Times. Bağlantı
[4] AFP. (2026, 10 Ekim). Trump, Zelensky clash over diesel deal as Russian strikes kill 21. Bağlantı
[5] Miller, C. (2026, 10 Ekim). ABD’nin Ukrayna üzerindeki rafineri saldırıları ve istihbarat paylaşımı baskısına ilişkin haber paylaşımı. Bluesky; Financial Times haberi. Bağlantı
[6] Luce, E. (2026, 13 Ekim). Why Trump is going for Zelenskyy’s jugular. Financial Times. Bağlantı
[7] UN News. (2026, 9 Ekim). Livestreaming US execution would breach prohibition of torture, UN rights office warns. Global Issues üzerinden yeniden yayımlanan haber. Bağlantı
[8] Foucault, M. (1975). Surveiller et punir: Naissance de la prison. Gallimard. İngilizce çeviri: Discipline and Punish, A. Sheridan (Çev.). Eserden alıntı, SAGE Publications. Bağlantı
[9] Scanlon, K. (2026, 1 Ekim). Hegseth announces Office of Religious Affairs in speech on Pentagon policy. OSV News. Bağlantı
[10] Lotz, A. (2026, 13 Ekim). Public execution opposition grows as Trump expresses private misgivings. Axios. Bağlantı
[11] Cook Political Report. (2026, 9 Ekim). Eighteen more House race ratings move in Democrats’ favor. Bağlantı
[12] Luce, E. (2026, 9 Ekim). Trump and Hegseth’s execution-type deal. Financial Times. Bağlantı
[13] Financial Times. (2026, 15 Ekim). Ukraine to resume strikes on Russian refineries, Zelenskyy says. Bağlantı
[14] Associated Press. (2026, 15 Ekim). Ukraine abandons truce and attacks Russian oil refinery as Zelenskyy says he feels betrayed by Trump. Bağlantı
[15] Financial Times. (2026, 15 Ekim). FirstFT: Ukraine to resume strikes on Russian refineries, Zelenskyy says. Bağlantı
(*) Tükel Araştırma ve Proje Danışmanlığı.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


