Brexit’in bumerangı: Avrupa’yı bölmek, Britanya’yı yalnızlaştırmak

Brexit’in bumerangı: Avrupa’yı bölmek, Britanya’yı yalnızlaştırmak

Avrupa’dan ayrılarak güç kazanma vaadi, Britanya’ya yeni ticaret engelleri ve daha dar bir karar alanı getirdi. Trump’ın desteklediği ayrılık, Avrupa’yı dağıtmadı. Birliğin dayanışmasını sınarken üyeliğin değerini, Britanya için de Avrupa için de yeniden görünür kıldı.

Brexit’in bumerangı: Avrupa’yı bölmek, Britanya’yı yalnızlaştırmak
Avrupa’dan ayrılarak güç kazanma vaadi, Britanya’yı üyeliğin değerini yeniden tartışmaya yöneltti. Yapay zekâ ile hazırlanmış kavramsal illüstrasyon.

Financial Times’ın 11 Ekim 2026 tarihli haberi, Brexit’in onuncu yılında çarpıcı bir tartışmayı gündeme taşıyor: Britanya, Avrupa Birliği’ne sanıldığından daha hızlı dönebilir mi? Avrupa yanlısı Best for Britain grubuna göre, eski bir üyenin deneyimi ve mevzuat birikimi dönüşü kolaylaştırabilir; süreç bir yasama dönemine sığabilir. Bu, AB’nin verdiği bir üyelik sözü değil, bir baskı grubunun savunduğu öneri. Fakat önerinin kendisi bile ayrılık yıllarının siyasi atmosferinden ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. [1]

Bir zamanlar Avrupa’dan çıkıp dünyaya açılacağını söyleyen bir ülkede, artık Avrupa’ya yeniden yaklaşmanın ekonomik ve siyasi gerekçeleri tartışılıyor. Ayrılığın vaat ettiği serbestlik ile onun doğurduğu güç arasındaki ilişki, ilk bakışta sanıldığı kadar basit çıkmadı. Bir devlet daha çok kararı tek başına alırken, o kararların uygulanacağı çevre üzerinde daha az etkili hale gelebiliyor.

Bu dönüş, haklı olarak başka soruları da çağırıyor. Brexit, özellikle Donald Trump’ın arzu ettiği daha parçalı bir Avrupa’nın başlangıcı mı olacaktı? Birliğin dağılması, Amerika’nın ticari ve siyasi pazarlık gücünü artıracak mıydı? Euro da bu çözülmenin içinde zayıflatılmak mı isteniyordu? Ve hesap buysa, Avrupa dağılmayınca bedel Britanya’nın üzerine mi kaldı?

Bu ihtimalleri değerlendirmek için Brexit’in Britanya’daki köklerini, Trump’ın açık desteğini, Avrupa kurumlarının tepkisini ve ayrılığın ölçülebilen sonuçlarını birlikte ele almak gerekiyor. Bunlar arasında bağlantı kurabiliriz; fakat bağlantıyı, belgelenmiş bir gizli operasyonun kanıtı gibi sunamayız. Brexit’in siyasi eleştirisi, kendi vaatleriyle gerçek sonuçları arasındaki mesafeden zaten yeterince güç alıyor.

Referandumun arkasındaki Britanya

David Cameron, üyeliği yeniden müzakere ederek referanduma götürme sözünü Ocak 2013’te verdi. Bu tercih, ülkenin Avrupa ile ilişkisine dair uzun tartışmaları, Muhafazakâr Parti içindeki baskıları ve bir seçim hesabını aynı siyasi kararda buluşturdu. Referanduma açılan yol Trump’ın başkanlığından önce döşenmişti. 23 Haziran 2016’da yapılan oylamada ayrılık yüzde 51,9, üyeliğin sürmesi yüzde 48,1 oy aldı. Sonuç açıktı; toplumdaki bölünmenin derinliği de öyle. [2, 3]

Brexit’in toplumsal zemini, kampanyanın öne çıkardığı göç ve egemenlik tartışmalarından daha genişti. Sascha Becker, Thiemo Fetzer ve Dennis Novy’nin oy bölgeleri üzerine araştırması; eğitim düzeyi, geçmişte imalat sanayisine bağımlılık, düşük gelir ve işsizlik gibi unsurların ayrılık desteğiyle ilişkisini ortaya koydu. Bu tür coğrafi ilişkiler, her seçmenin niyetini açıklamaz. Yine de Avrupa karşıtlığının, Britanya’nın kendi gelişme modelinde biriken hoşnutsuzluklardan ayrı okunamayacağını gösterir. [4]

Sanayisi gerileyen bir bölgede yaşayan seçmen için sınırların açılması, Londra’daki finans kuruluşunun gördüğü fırsatları ifade etmeyebilir. Ekonomik büyümenin nimetlerine yeterince erişemeyen yurttaş, ülkenin başarılı olduğu anlatısına inanmayabilir. Kamusal hizmetlerin yetersizliği ve siyasi temsil duygusunun zayıflığı, uluslararası bütünleşmeyi daha fazla itirazın hedefi haline getirebilir. Bu itirazların hepsini cehalet diye küçümsemek, onları doğuran siyaseti de sorgulama dışında bırakır.

Ancak hoşnutsuzluğun haklı gerekçeleri bulunması, önerilen çözümün işe yarayacağını göstermez. Bir sanayi bölgesinin eğitim, yatırım ve kamu hizmeti sorunlarını AB’den ayrılmak kendiliğinden çözemezdi. Brexit kampanyası, farklı kaynaklardan gelen rahatsızlıkları ortak bir hedefe yöneltti. Ortak kurumların dışına çıkmakla içerideki güç ve gelir ilişkilerinin de değişeceği izlenimi, ayrılığın en etkili vaadiydi.

Burada ikinci bir ayrım daha önemlidir. Referandum, üyelik konusunda karar verdi; ayrılığın bütün ayrıntılarını belirlemedi. Tek pazarla ve Gümrük Birliği’yle nasıl bir ilişki kurulacağı, hangi yükümlülüklerin kabul edileceği, hangi erişim imkânlarından vazgeçileceği sonraki siyasi tercihlerle şekillendi. Bu nedenle bugünkü maliyetleri yalnızca bir oylama gününe bağlamak eksiktir. Ayrılık kararı kadar, ayrılığın nasıl uygulanacağına ilişkin kararlar da hesap verilmesi gereken tercihlerdir.

Trump neden Brexit’i alkışladı

“Amerika’nın Brexit planı” ifadesinin ilk sorunu, farklı Amerikan yönetimlerini tek bir siyasi irade gibi göstermesidir. Başkan Barack Obama, Nisan 2016’da Londra’da üyeliğin sürmesini açıkça destekledi. Britanya’nın AB içindeki konumunun uluslararası etkisini artırdığını savundu; ayrılığın ardından Amerika ile hemen öncelikli bir ticaret anlaşması yapılacağı beklentisine de mesafe koydu. Washington’un referandum sırasındaki resmî tutumu, Britanya’yı Avrupa’dan koparmak değildi. [5]

Trump’ın yaklaşımı belirgin biçimde farklıydı. Ocak 2017’de, göreve başlamasından hemen önce Times ve Bild’e verdiği mülakatta Brexit’i olumlu değerlendirdi. AB’yi Almanya’nın çıkarlarına hizmet eden bir yapı olarak tasvir etti ve başka ülkelerin de ayrılabileceğini söyledi. Bu sözler, Avrupa’nın bütünlüğüne duyulan sempatinin değil, çözülme ihtimalinden duyulan memnuniyetin işaretleriydi. [6]

Bu tutumun siyasi mantığını anlamak zor değildir. Büyük bir ortak pazar, dışarıdaki bir güç karşısında tek tek üyelerin sahip olduğundan daha fazla pazarlık ağırlığı yaratır. Ürün standartları, rekabet kuralları ve ticaret koşulları konusunda ortak hareket eden bir Avrupa, Amerikan yönetiminin karşısına daha güçlü bir muhatap olarak çıkar. Avrupa devletlerini ayrı ayrı değerlendirmeyi tercih eden bir lider açısından, ortak yapının zayıflaması elverişli bir gelişme sayılabilir. Bu, Trump’ın açıklamalarından ve ikili pazarlığa verdiği önemden çıkardığım siyasi değerlendirmedir.

Bununla birlikte, böyle bir çıkar uyumu Brexit’in Washington’da tasarlanıp Britanya’ya uygulatıldığını kanıtlamaz. Trump’ın başkan olmadan önce de ayrılık hareketini destekleyebilmesi, yalnızca tarih sıralamasına dayanarak dış etki ihtimalini reddetmememizi gerektirir. Fakat etkinin varlığını göstermekle referandumun asıl mimarını belirlemek ayrı kanıtlar ister. İncelenen açık kaynaklar, Trump’ın desteğini ve Avrupa’ya ilişkin tercihlerini ortaya koyuyor; Brexit’i onun yönetiminin hazırladığı bir operasyon olarak açıklayacak kanıt sunmuyor.

Dışarıdaki destek, içerideki sorumluluğu azaltmaz. Britanya’nın siyasi kadroları referandumu kendi hesaplarıyla gündeme getirdi, ayrılık vaatlerini kendileri sundu ve sonraki anlaşmaları kendileri müzakere etti. Bir yabancı liderin alkışı, bu kararların Britanya halkı için iyi olduğuna dair güvence değildi. Brexit’i yalnızca başkasının kurduğu tuzak diye anlatmak, vaatlerde bulunanların hesabını görmeyi de zorlaştırır.

Euro üzerinden kurulan hesap

Avrupa Birliği’nin dağılmasını arzulamakla euroyu ortadan kaldıracak bir plan yürütmek aynı iddia değildir. Trump çevresindeki ekonomik tartışmalarda Almanya’nın ortak para biriminden ticari avantaj sağladığı görüşü yer aldı. Peter Navarro’nun, Almanya’nın kendi ekonomik gücüne göre düşük değerli saydığı euro üzerinden avantaj elde ettiği eleştirisi bunun belirgin örneklerinden biriydi. Böyle bir eleştiri ticari gerilimi gösterir; ortak parayı yok etme operasyonunun belgesi sayılamaz. [7]

Britanya’nın euro kullanmadığını da hatırlamak gerekir. Dolayısıyla Brexit, euro bölgesinden doğrudan bir üye koparmadı. Ortak para açısından olası tehlike, ayrılığın Avrupa bütünleşmesine duyulan güveni sarsması ve euro kullanan ülkelerde benzer hareketlere cesaret vermesiydi. Bu, gerçekleşmesi halinde ciddi sonuçlar yaratabilecek bir siyasi bulaşma ihtimaliydi; Britanya’nın ayrılığıyla kendiliğinden gerçekleşen bir parasal çözülme değildi.

Üstelik Avrupa’nın ticari ağırlığı ile euronun parasal ağırlığı farklı güç kaynaklarıdır. Ortak pazarın küçülmesi, ortak paranın aynı oranda ve aynı yoldan zayıflayacağı anlamına gelmez. Para biriminin uluslararası rolü; finansal piyasaların derinliği, kurumsal güven, ödeme ilişkileri ve ekonomik ölçekle birlikte şekillenir. Bu kanalları birbirinden ayırmadan Brexit’i dolar ile euro arasındaki tek bir savaşın hamlesi olarak okumak fazla kolaycı olur.

Aradan geçen yıllarda beklenen büyük kopuş yaşanmadı. Avrupa Merkez Bankası’nın Haziran 2026 değerlendirmesi, euronun dünyanın ikinci en önemli uluslararası para birimi olmayı sürdürdüğünü belirtiyor. Bu konum, euro bölgesinin bütün sorunlarını çözdüğü anlamına gelmez. Fakat “Brexit euroyu öldürmek için yapıldı ve hedef gerçekleşti” şeklindeki bir sonuca da izin vermez. [8]

Avrupa dayanışmayı nasıl kurdu

Brexit, kalan üyeler için yalnızca Britanya ile ticaretin nasıl yürütüleceği sorunu değildi. Üyeliğin hakları ile yükümlülükleri arasındaki ilişkinin korunması gerekiyordu. Ayrılan bir devlet ortak pazarın bütün avantajlarını elde tutup ortak kurallardan istediği ölçüde kurtulabilseydi, başka üyeler için de ayrılmak cazip hale gelebilirdi. Birliğin geleceği, bu soruya verilecek cevaba bağlıydı.

Üye ülkelerin Britanya’yla ilişkileri, ticari çıkarları ve siyasi öncelikleri farklıydı. Bu nedenle ortak tavır kendiliğinden ortaya çıkmadı. Leonard August Schuette’nin araştırması, Avrupa Komisyonu’nun düzenli istişare, bilgi paylaşımı ve müzakere yönetimiyle 27 üye arasındaki birliği kurma ve sürdürme rolünü inceliyor. Müzakerelerdeki dayanışma, ortak çıkarın varlığı kadar o çıkarı ortak bir tutuma dönüştürebilen kurumların da sonucuydu. [9]

Britanya’nın ayrılığı bu bakımdan, Avrupa’nın bir devletler toplamından ibaret olmadığını gösterdi. Bir üye ayrılabilir; fakat kalanların oluşturduğu karar düzeni otomatik olarak çözülmeyebilir. Ortak kuralları korumak, üyelerin tek tek pazarlık yapmalarından daha fazla yarar sağladığında, kurumlar siyasal dayanışmanın taşıyıcısına dönüşür. Brexit müzakerelerinde görülen güç, Avrupa’nın bütün sorunlarının aşılmasından değil, somut bir tehdide karşı ortak davranabilmesinden doğdu.

Andrew Glencross’un araştırması da beklenen domino etkisinin oluşmamasını, ayrılığın somut güçlüklerinin görünür hale gelmesi ve riskten kaçınma davranışıyla ilişkilendiriyor. Slogan olarak kolay görünen çıkış, müzakere başladığında sınırlar, üretim zincirleri ve kazanılmış haklar üzerine zorlu tercihler gerektirdi. Araştırmanın tartıştığı bu mekanizma, başka ülkelerdeki her siyasi tutumu açıklayan değişmez bir yasa değildir. Yine de Brexit’in neden beklenen ölçüde örnek alınmadığını anlamaya yardımcı olur. [10]

AB karşıtlığının ortadan kalktığı söylenemez. Birliğin demokratik işleyişi, göç politikaları ve ekonomik tercihleri eleştirilmeye devam edebilir. Brexit’in ortaya koyduğu daha sınırlı ama önemli sonuç, ortak yapıyı terk etmenin maliyetinin birçok siyasi tartışmada artık daha somut bir yer tutmasıdır. Üyeliğe itiraz etmek ile üyeliği sona erdirmek arasında, kampanya dilinin kolayca silebildiği bir fark vardır.

Daha dayanışmacı ama daha küçük bir Birlik

“Brexit AB’yi güçlendirdi” hükmü, hangi güçten söz edildiğini açıklamadıkça yanıltıcı olabilir. Birlik, ayrılık müzakerelerinde bütünlüğünü korudu ve üyeliğin değerini daha güçlü savundu. Fakat Britanya’nın ekonomik, diplomatik ve güvenlik kapasitesini üyelik düzeninin dışında bıraktı. Kurumsal dayanışmanın artmasıyla toplam kapasitenin azalması aynı anda gerçekleşebilir.

Britanya, Avrupa’nın büyük ekonomilerinden ve uluslararası siyasette etkili devletlerinden biridir. Böyle bir üyenin ayrılışı, Avrupa’nın dünya içindeki ağırlığı bakımından kazanç sayılamaz. Brexit’in ortak karar alma üzerindeki etkisini olumlu değerlendirenler bile, kaybedilen ekonomik ölçeği ve dış politika kapasitesini ayrıca hesaba katmalıdır. Bir siyasi projenin krizden daha dayanıklı çıkması, kriz yüzünden hiçbir şey kaybetmediği anlamına gelmez.

Güvenlik alanında da AB ile Avrupa’yı birbirine eşitlememek gerekir. Britanya’nın üyelikten ayrılması NATO’dan ayrılması değildi. Avrupa savunmasına katkısı, diplomatik ilişkileri ve kıtayla işbirliği kanalları sona ermedi. Bununla birlikte ortak kurumların içinde yürütülen işbirliğinin yerini dışarıdan kurulan anlaşmaların alması, yeni müzakere ve koordinasyon ihtiyacı yaratır.

Brexit’in Avrupa üzerindeki bilançosu bu nedenle iki yönlüdür. Ayrılık, Birliğin ölçeğini küçültürken kalan üyelerin ortak düzeni koruma iradesini güçlendirdi. Trump’ın ve Avrupa’nın çözüleceğini bekleyenlerin beklentisi bakımından önemli olan da budur: Bir üyenin kopuşu, ortak yapının dağılışına dönüşmedi. Avrupa’nın bütün alanlarda daha güçlü olduğunu söylemeden de bu siyasi sonucu teslim edebiliriz.

Sıfır gümrük sınırların kalkması demek değil

Brexit’in ekonomik maliyetinin merkezinde, coğrafyanın değişmemesi ile ticaret rejiminin değişmesi arasındaki gerilim bulunuyor. Britanya Avrupa’ya yakın kalmaya, firmaları Avrupa’daki tedarikçilerle ve müşterilerle çalışmaya devam etti. Ancak bu ilişkiler artık üyeliğin sağladığı ortak düzenin dışında yürütüldü. Bir pazara fiziksel olarak yakın olmak, o pazara eski koşullarla erişebilmek anlamına gelmiyor.

Britanya ile AB arasındaki Ticaret ve İşbirliği Anlaşması, menşe koşullarını sağlayan mallar için sıfır gümrük vergisi imkânı tanıyor. Bu koşulların belgelenmesi gerekiyor. Gümrük beyannameleri, ürünlerin kökeninin kanıtlanması ve ilgili düzenlemelere uyum, verginin sıfır olduğu bir ilişkide de maliyet yaratabiliyor. Ticaretin yalnızca gümrük oranlarından ibaret olmadığını Brexit sonrasında işletmeler günlük işleri içinde gördü. [11]

Bir büyük şirket yeni kuralları izlemek için uzman ekip kurabilir, süreçlerini değiştirebilir ve maliyeti daha geniş bir satış hacmine yayabilir. Küçük bir üretici için aynı işlemler, Avrupa’daki müşteriye satışın kârlılığını ortadan kaldırabilir. Ticaret bariyerlerinin yükü bu yüzden yalnızca toplam ihracat rakamında görülmez. İhracat yapmaktan vazgeçen firma, hiç girilmeyen pazar ve büyümeyen işletme de bilançonun parçasıdır.

Buradaki sorun Britanya’nın ticaret yapamaz hale gelmesi değildir. Yapılabilen ticaretin daha fazla işlem, zaman ve belirsizlik içermesidir. Ayrılık öncesindeki siyasi tartışmada basit bir anlaşmayla eski imkânların korunabileceği izlenimi ne kadar güçlüyse, bu gündelik sürtünmelerin yarattığı hayal kırıklığı da o kadar anlaşılır hale gelir.

Rakamların söylediği ve söylemediği

Britanya’nın bağımsız bütçe tahmin kurumu Office for Budget Responsibility, Brexit sonrası ticaret düzeninin uzun vadede verimliliği, AB’de kalınmış olacağı varsayımsal duruma göre yüzde 4 daha düşük bırakacağını öngörüyor. Kurumun temel varsayımı, uzun vadede ithalat ve ihracatın da yaklaşık yüzde 15 daha düşük olması. Bu oranlar, ekonominin her yıl yüzde 4 küçüldüğünü veya kaybın tamamının bugüne kadar gerçekleştiğini anlatmıyor. Üyeliğin devam ettiği bir alternatifle karşılaştırılan uzun vadeli düzey farklarını ifade ediyor. [12]

Bu ayrım önemlidir. Bir ülke büyümeyi sürdürebilir, fakat başka bir politika altında erişebileceği gelir düzeyinin gerisinde kalabilir. Fırsat maliyeti, fiilî büyümenin varlığıyla ortadan kalkmaz. Buna karşılık varsayımsal bir alternatif, gözlenmiş gerçek gibi sunulamaz. Tahminin dayandığı ticaret ve verimlilik ilişkileri tartışılabilir; doğru eleştiri, tahmini kendi anlamından koparmadan değerlendirmeyi gerektirir.

Gerçekleşen firma verilerini inceleyen araştırmalar daha dar ve somut bir pencere açıyor. London School of Economics bünyesindeki araştırmacılar, Brexit sonrası ticaret anlaşmasının 2022’de Britanya’nın toplam mal ihracatını tahminen 27 milyar sterlin, yani yüzde 6,4 azalttığını hesapladı. Küçük firmalar daha fazla etkilenirken, büyük firmalar ihracatı sürdürmekte daha başarılı oldu. Bu hesap belirli bir yılın mal ticaretine ilişkindir; bugüne kadar bütün sektörlerde birikmiş toplam Brexit faturası değildir. [13]

Haneler açısından da bir maliyet kanalı var. Jan David Bakker ve çalışma arkadaşlarının 2023 araştırması, Aralık 2019 ile Mart 2023 arasında yalnızca gıda piyasasındaki Brexit etkisi nedeniyle ortalama hanenin yaklaşık 250 sterlin refah kaybı yaşadığını hesapladı. Toplam hane maliyeti yaklaşık 6,95 milyar sterlindi. Araştırma, Brexit’e daha fazla maruz kalan ürünlerle diğer ürünlerin fiyatlarını karşılaştırıyor. Verilen tutar, yıllık bir fatura veya bütün hayat pahalılığının hesabı değildir. [14]

Ekonomik tabloyu değerlendirirken karşı yöndeki bulgular da hesaba katılmalıdır. LSE’nin ticaret değerlendirmesi, hizmet ihracatının güçlü performansına işaret ediyor. Britanya’nın hizmetlerdeki kapasitesi, mal ticaretindeki bütün kayıpları ortadan kaldırmasa da ekonominin uyum gösterebildiğini hatırlatıyor. Salgın, enerji şokları ve Brexit öncesinden gelen verimlilik sorunları da ayrı etkenlerdir. Her olumsuzluğu ayrılığa yüklemek, gerçek Brexit maliyetini göstermek için gerekli değildir. [15]

Bu çalışmaların rakamları birbirine eklenerek tek bir toplam oluşturulamaz. Uzun vadeli verimlilik farkı, bir yıllık ihracat kaybı ve belirli bir dönemin gıda maliyeti, farklı ölçülerdir ve kısmen aynı ekonomik mekanizmaların sonuçlarını içerir. Birlikte verdikleri daha güvenilir mesaj şudur: Ayrılığın yarattığı ticari güçlükler yalnızca siyasi tartışmanın konusu olarak kalmadı; firmaların kararlarına ve hanelerin yaşam standardına da yansıdı.

Küresel Britanya coğrafyanın yerini doldurabildi mi?

Bağımsız ticaret politikası, Brexit’in savunucuları açısından başlı başına bir kazanımdı. Britanya bu yetkiyle yeni anlaşmalar yapabilir, ilişkilerini çeşitlendirebilir ve bazı alanlarda kendi önceliklerini daha doğrudan izleyebilir. Bu imkânı yok saymak, ayrılığın siyasi tercih olarak neden destek bulduğunu anlamayı güçleştirir. Tartışılması gereken, imkânın ekonomik karşılığının hangi ölçekte olduğudur.

Britanya hükümetinin CPTPP olarak bilinen Pasifik ticaret ortaklığına katılım için yayımladığı etki değerlendirmesi, uzun vadede ve 2040 için öngörülen anlaşmasız temel senaryoya göre GSYH’de yaklaşık 2 milyar sterlin ilave düzey artışı hesaplıyor. Değerlendirme, ortaklığın gelecekte genişlemesinden doğabilecek ek kazanımları ana modelin dışında tutuyor. Bu nedenle rakam anlaşmanın bütün stratejik değerini anlatmaz; fakat ekonomik vaadin ölçeği konusunda yararlı bir ölçü sunar. [16]

OBR’nin Brexit tahminiyle bu hesabı doğrudan çıkarma işlemine sokmak doğru değildir. Modellerin varsayımları, zaman ufukları ve ölçtükleri etkiler farklıdır. Yine de yeni bir ticaret anlaşmasından sağlanabilecek kazanımın, yakın ve büyük bir pazarla bütünleşmenin zayıflamasından doğan maliyeti kendiliğinden telafi edeceği varsayılamaz. Yeni fırsatlar aranabilir; eski ilişkilerin kaybı ayrıca hesaplanmalıdır.

Coğrafya burada sessiz ama güçlü bir etkendir. Yakın pazarlar, yerleşmiş tedarik ilişkileri ve tekrar eden ticari temaslar, yalnızca imzalanan anlaşmaların sayısıyla ikame edilemez. “Dünyaya açılmak” değerli bir hedef olabilir. Britanya’nın AB üyeliği döneminde zaten dünyayla ilişki kurabilmiş olması ise, bu hedefin Avrupa’yla bağları gevşetmeye neden ihtiyaç duyduğunun ayrıca açıklanmasını gerektirir.

Egemenliğin etkili olabilme tarafı

Brexit, hukuki yetki ile fiilî etki arasındaki farkı görünür hale getirdi. Bir devlet ortak kurumların dışına çıkarak bazı alanlarda daha serbest karar verebilir. Ancak o kararların sonucu, ticaret ortaklarının davranışlarından ve büyük pazarların kurallarından etkilenmeye devam eder. Yükümlülüklerin bir bölümünden çıkmak, karşılıklı bağımlılığın bütününden çıkmak değildir.

Avrupa’ya mal satmak isteyen bir Britanya firması, Avrupa’nın ilgili ürün kurallarını karşılamak zorundadır. Britanya kendi iç pazarında farklı düzenlemeler yapabilir; fakat bu tercih, Avrupa pazarının kurallarını Britanya’ya göre değiştirmez. Üyelik dönemindeki temsil ve oy hakkının yerini, dışarıdan müzakere ve etkileme çabası alır. Bazı sektörler için kazanılan düzenleme serbestliği, bazı sektörler için ise uyulmaya devam edilen kurallarda azalan söz hakkı öne çıkar.

Bu değerlendirme AB’nin demokratik işleyişini eleştiri dışına çıkarmaz. Ortak kararların yurttaşlardan uzaklaşması, ulusal tercihlerin sınırları ve kurumsal hesap verebilirlik ciddi tartışmalardır. Ancak bu tartışmaların çözümünü ayrılıkla eşitlemek de doğru değildir. Bir karar düzeninden çıkmak, onun dışında daha fazla güç elde edileceğinin kanıtı sayılamaz.

Başlıktaki yalnızlaşmayı da bu anlamda okumak gerekir. Britanya’nın NATO, Birleşmiş Milletler ve G7 içindeki konumu sürüyor; ülke dünyadan kopmuş değil. Daralan alan, Avrupa’daki ortak kararların oluşumuna doğrudan katılabilme imkânıdır. Brexit’in güçlü bir devleti bütünüyle etkisizleştirdiği iddiası abartılı olur. O devletin çevresini şekillendiren araçlarından bir bölümünü kendi tercihiyle bırakmış olması ise somut bir kayıptır.

Geri dönüş bir takvimden fazlasını gerektirir

Britanya’nın mevzuat ve kurum deneyimi, yeni bir üyelik sürecindeki teknik hazırlığı kolaylaştırabilir. Fakat AB’ye katılım yalnızca teknik uyum değildir. Başvuru, müzakere, üye devletlerin oybirliği, Avrupa Parlamentosu’nun onayı ve katılım antlaşmasının ilgili anayasal usullerle onaylanması gerekir. Eski bir üye olmak, bu siyasi ve hukuki aşamaları kendiliğinden ortadan kaldırmaz. [17]

Önceki üyelik döneminin özel düzenlemeleri de kazanılmış ve sonsuza kadar saklı haklar gibi görülemez. Bütçe, euro veya Schengen konularında nasıl bir çerçeve kurulacağı, olası yeni müzakerenin konusu olur. Yeniden üyelik ile bütün bu düzenlemelere aynı gün katılmak da birbirine eşitlenmemelidir. Dönüş tartışması, eski üyeliğin bir düğmeye basılarak geri getirilmesinden daha karmaşıktır.

Teknik hazırlık kadar siyasi süreklilik de önemlidir. Britanya’da bir hükümetin üyelik istemesi, sonraki hükümetlerin aynı yönü koruyacağı konusunda tek başına güvence sağlamaz. AB ülkeleri, yeni ortaklığın yeniden iç siyaset pazarlığının konusu haline gelmeyeceğine inanmak isteyecektir. Ekonomik gerekçenin yanı sıra dayanıklı bir demokratik mutabakat gerekecektir. Hızlandırılmış bir takvim önerisi, bu güven ihtiyacını kısaltamaz.

Geri dönüşü bir aşağılanma olarak görmek, demokrasinin düzeltme kapasitesini küçümser. Bir toplumun deneyiminden öğrenerek kararını değiştirmesi, yanlışı sürdürmesinden daha savunulabilir. Asıl hesap, dönüşü düşünen seçmenden değil, ayrılığın maliyetlerini küçümseyerek kesin vaatlerde bulunanlardan sorulmalıdır. Bununla birlikte yön değiştirmek, kaçırılan yatırımları ve kaybedilen yılları bütünüyle geri getirmez.

Brexit’in bumerangı tam burada geri dönüyor. Avrupa’yı zayıflatacağı umulan bir ayrılık, Avrupa’nın ortak çıkarlarını koruyabildiğini gösterdi; Britanya’yı ise bıraktığı üyeliğin değerini yeniden tartışmaya yöneltti. Bu sonuç, kanıtlanmış bir Amerikan komplosunun yenilgisi diye sunulamaz. Britanya’da üretilen, Trump’ın desteklediği ve uluslararası bağımlılıkların ağırlığını küçümseyen bir siyasi tercihin bilançosudur.

Türkiye açısından bu deneyim, sahip olunup bırakılmış bir üyelikten başka bir soruya açılıyor: Hiç gerçekleşmeyen üyeliğin, zayıflayan reform perspektifinin ve eksik kalan ekonomik bütünleşmenin bedeli nedir? Britanya ayrılmanın maliyetini görünür kıldı. Türkiye’nin de dışarıda kalmanın maliyetini daha ciddi tartışması gerekiyor. İki ülkenin hikâyeleri aynı değil; fakat ikisi de ülkenin gücünü, yalnızca tek başına karar verebilme hakkıyla ölçmenin eksik kaldığını gösteriyor.

Bir ülkenin geleceği üzerinde söz sahibi olması, çevresindeki kararlar üzerinde de etkili olmasını gerektirir. Brexit’in asıl dersi, ortaklığın yükümlülüklerini sayarken ortaklığın sağladığı gücü hesaptan çıkarmanın, egemenlik iddiasını sonunda daha zayıf bir etkiye dönüştürebilmesidir.


Kaynakça

[1] Financial Times. (2026, 11 Ekim). UK could be fast-tracked back into EU, pro-Brussels group argues. Haber

[2] Cameron, D. (2013, 23 Ocak). EU speech at Bloomberg. Birleşik Krallık Hükümeti. Konuşma metni

[3] Electoral Commission. (2016). Official result of the EU referendum. Resmî sonuç

[4] Becker, S. O., Fetzer, T. ve Novy, D. (2017). Who voted for Brexit? A comprehensive district-level analysis. CEP Discussion Paper No. 1480. Ayrıca Economic Policy, 32(92), 601–650. Araştırma metni

[5] Obama, B. ve Cameron, D. (2016, 22 Nisan). Remarks in joint press conference. Beyaz Saray Arşivi. Basın toplantısı tutanağı

[6] Trump, D. J. (2017, 16 Ocak). Interview for The Times of London and Bild. Factbase Transcripts, Roll Call. Mülakat dökümü

[7] Peterson Institute for International Economics. (2017). Is Germany a currency manipulator? Analiz

[8] Avrupa Merkez Bankası. (2026, Haziran). The international role of the euro. Rapor

[9] Schuette, L. A. (2021). Forging unity: European Commission leadership in the Brexit negotiations. JCMS: Journal of Common Market Studies. Makale

[10] Glencross, A. (2019). The impact of the Article 50 talks on the EU: Risk aversion and the prospects for further EU disintegration. European View, 18(2), 186–193. Makale

[11] Birleşik Krallık Hükümeti. (t.y.). Introduction to rules of origin and claiming duties when trading between the UK and EU. Ticaret koşulları

[12] Office for Budget Responsibility. (t.y.). Brexit analysis. Tahminler ve değerlendirmeler

[13] Freeman, R., Garofalo, M., Longoni, E., Manova, K., Mari, R., Prayer, T. ve Sampson, T. (2024). Deep integration and trade: UK firms in the wake of Brexit. CEP Discussion Paper No. 2066. Araştırma metni

[14] Bakker, J. D., Datta, N., Davies, R. ve De Lyon, J. (2023, Mayıs). Brexit and consumer food prices: May 2023 update. CEP Brexit Analysis No. 18. Araştırma metni

[15] Centre for Economic Performance. (2024, 17 Haziran). Brexit and UK trade. London School of Economics and Political Science. Araştırma özeti

[16] Department for Business and Trade. (2023; güncelleme 13 Ağustos 2024). Impact assessment of the UK’s accession to the CPTPP: Executive summary. Etki değerlendirmesi

[17] Avrupa Birliği Konseyi. (t.y.). How EU enlargement works. Katılım süreci

Tamamlayıcı kitaplar

Clarke, H. D., Goodwin, M. ve Whiteley, P. (2017). Brexit: Why Britain voted to leave the European Union. Cambridge University Press. Kitap bilgisi

Seçmen davranışı ve ayrılık tercihinin toplumsal zemini.

Shipman, T. (2016). All out war: The full story of how Brexit sank Britain’s political class. William Collins. Kitap bilgisi

Referandumun ve kampanya mücadelesinin siyasi tarihi.

Rogers, I. (2019). 9 lessons in Brexit. Short Books. Kitap bilgisi

Müzakere süreci ve siyasi beklentiler.

O’Rourke, K. (2019). A short history of Brexit. Pelican. Kitap bilgisi

Britanya, İrlanda ve Avrupa ilişkilerinin tarihsel zemini.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler