Donald Trump, Washington’a yaklaşık 76 metre yüksekliğinde bir zafer takı yaptırmak istiyor. Paris’teki Arc de Triomphe’dan daha yüksek olması düşünülen yapı Amerikan bağımsızlığının 250’nci yıldönümünü simgeleyecek; fakat Trump’ın anlatımında giderek kendi başkanlığının ve tarihsel büyüklüğünün anıtına dönüşüyor. Başkan bunun aynı zamanda dronların, keskin nişancıların ve mühimmat depolarının bulunduğu “üst düzey bir askerî kompleks” olabileceğini söylüyor.
Henüz hangi zaferin anısına dikileceği belli olmayan bir zafer takı…
Amerikan askerlerinin İran’da yedinci ayına giren ve çıkış yolu bulunamayan bir savaşın içinde bulunduğu; petrolün yeniden 100 doların üzerine çıktığı; dizel fiyatlarının tarihî düzeylere ulaştığı; enflasyon kaygısıyla Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırdığı ve brüt federal borcun 40 trilyon doları geçtiği bir sırada Trump’ın zihnini meşgul eden konulardan biri bu anıt. Washington’da yükselmesi tasarlanan tak, kazanılmış bir zaferden çok başarı eksikliğinin mimariyle kapatılmasını andırıyor.
Oysa Trump’ın önünde anıtların örtemeyeceği kadar somut ve yakın bir tarih var: 3 Kasım 2026.
Amerikalılar o gün Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesini, Senato’daki 100 sandalyenin seçime açılan 35’ini ve çok sayıda eyalet valisini belirleyecek. Trump’ın adı pusulada olmayacak; fakat seçimin asıl konusu Trump olacak. İran savaşı, hayat pahalılığı, gümrük tarifeleri, göçmen operasyonları, bütçe açığı, başkanın ailesinin ticari ilişkileri ve Amerikan kurumlarının geçirdiği dönüşüm aynı sandıkta oylanacak.
Bir ara seçimden fazlası
2026’yı farklılaştıran ilk unsur, Cumhuriyetçilerin Meclis’teki çoğunluğunun son derece dar olması. Demokratların Meclis’i geri alması için net üç sandalye kazanması yeterli. Yaklaşık 50 rekabetçi bölgede seçimin ulusal havası kadar adayların niteliği, katılım ve seçim haritaları belirleyici olacak. Yine de Demokratların genel kongre oylamasında yedi ila on iki puana ulaşan üstünlüğü, normal koşullarda Cumhuriyetçilere ait sayılabilecek bölgeleri bile yarışa açıyor.
İkinci ve daha önemli unsur Trump’ın desteğinin yalnızca bağımsızlar arasında değil kendi tabanında da aşınması. Reuters/Ipsos araştırmasında başkanlık performansını onaylayanların oranı yüzde 32’ye kadar geriledi; Cumhuriyetçi seçmen içindeki destek bir haftada yüzde 82’den yüzde 73’e düştü. Trump çekirdek kitlesini kaybetmiş değil. Fakat Cumhuriyetçilerin ara seçimi kazanması için sadık seçmenin yanında banliyö orta sınıflarını, bağımsızları ve ekonomik kaygıyı ideolojik aidiyetinin önünde tutan ılımlıları da harekete geçirmesi gerekiyor.
Asıl kırılma ekonomik yeterlilik algısında yaşanıyor. Cumhuriyetçiler uzun süre vergileri, büyümeyi, enerji politikasını ve hayat pahalılığını Demokratlardan daha iyi yönetecek parti olarak görüldü. Trump 2024’te Biden döneminin enflasyonunu, yüksek benzin ve gıda fiyatlarını, konut maliyetlerini ve faizleri kampanyasının merkezine yerleştirmiş; seçmene savaş değil barış, enflasyon değil fiyat istikrarı vaat etmişti. Aradan geçen yirmi ayın ardından seçmenler ekonomiyi yönetme konusunda küçük bir farkla da olsa Demokratlara daha fazla güveniyor. Bu, yaklaşık on yıldır görülmeyen bir değişim.
Edward Luce’un Financial Times’ta “Trump başkanlığından çekiliyor” derken işaret ettiği mesele de bu. Trump iktidarı bırakmıyor, yetkilerinden vazgeçmiyor ve siyasal hâkimiyetini paylaşmak istemiyor. Fakat yönetmenin gündelik sorumluluğundan, sonuç üretme zorunluluğundan ve çözümü zor sorunlarla uğraşmaktan uzaklaşıyor. Başkan bu aşınmayı durduracak kapsamlı bir program yerine seçmene kişi başına 5 bin dolar ödeme ihtimalinden söz ediyor; İran savaşını sona erdirmek için ara seçimlerin sonrasını işaret ediyor. İktidarı korurken yönetim yükümlülüğünden çekilen bir başkan görüntüsü veriyor.
3 Kasım’ın önemi burada ortaya çıkıyor. Seçmen Trump’ı Beyaz Saray’dan çıkaramayacak; fakat başkanlığının etrafındaki siyasal alanı daraltabilecek ve Kongre’yi yeniden bir karşı ağırlığa dönüştürebilecek. Ancak güçsüzleşen bir Trump’ın daha ölçülü davranacağı varsayımı güvenilir değil. Kongre’yi kaybeden başkan uzlaşmaya yönelebileceği gibi kararlarını kararnameler, olağanüstü yetkiler, güvenlik gerekçeleri ve dış politika üzerinden uygulamaya da çalışabilir. Seçimden sonra Amerika daha dengeli olabilir; daha sakin ve öngörülebilir olacağı kesin değildir.
Benzin pompasından sandığa
The Economist’in yayımladığı grafik, Demokratların yükselişinin arkasındaki ekonomik mekanizmayı çarpıcı biçimde gösteriyor. Ocaktan bu yana benzin fiyatlarıyla Demokratların genel kongre oylamasındaki üstünlüğü yaklaşık iki haftalık gecikmeyle birlikte ilerliyor. Pompa fiyatı yükseldiğinde Demokratların farkı açılıyor, gevşediğinde daralıyor. Dünya petrol piyasasında başlayan hareketin Amerikan seçim siyasetine aktarılması için aylar değil, yaklaşık iki hafta yetiyor.
Benzin Amerikan toplumunda sıradan bir tüketim kalemi değildir. Ülkenin geniş coğrafyası, toplu ulaşımın birçok bölgede sınırlı kalması, işe gidiş gelişlerin özel otomobile dayanması ve banliyö hayatı, akaryakıtı hane bütçesinin en görünür unsurlarından biri yapar. Tüketici büyüme oranını, bütçe açığını veya tahvil faizini her gün izlemez; fakat geçen hafta deposunu kaç dolara doldurduğunu hatırlar. Benzin istasyonlarının büyük panoları fiyat değişimini her gün milyonlarca kişiye gösterir. Bu nedenle benzin pompası Amerikan siyasetinin en etkili kamuoyu araştırmalarından biridir.
Üstelik yükselen yalnızca otomobil benzini değil. Dizel fiyatının galon başına 6,50 dolar çevresine çıkması tarımdan karayolu taşımacılığına, inşaattan perakendeye kadar bütün üretim ve dağıtım zincirini etkiliyor. Çiftçinin traktörüne, kamyoncunun deposuna ve süpermarkete gelen malın nakliye giderine aynı enerji maliyeti yansıyor. Petrol şoku akaryakıt istasyonundan çıkarak genel hayat pahalılığına dönüşüyor.
Bu defa seçmenin sorumluluğu başkana yüklemesi de daha kolay. Şubatta başlayan İran savaşı Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatını aksattı, tanker ve sigorta maliyetini yükseltti, Orta Doğu üretiminin bir bölümünü piyasadan uzaklaştırdı. Trump’ın kısa sürede sonuçlanacağını düşündüğü savaş yedinci ayına girerken ne açık bir askerî hedefe ne de inandırıcı bir çıkış planına sahip. Başkanın savaşın sona erdirilmesi için seçim sonrasını göstermesi, seçmene “önce oyunuzu verin, sonra sorunu çözerim” demek anlamına geliyor.
Benzin fiyatıyla Demokrat oyları arasındaki beraber hareketi tek başına nedensellik saymak doğru olmaz. Aynı anda savaş uzuyor, tarifeler ithal malların maliyetini yükseltiyor, federal açık büyüyor, faizler artıyor ve tüketici güveni bozuluyor. Benzin bütün bu gelişmelerin nedeni olmaktan çok seçmenin zihninde birleştiği görünür gösterge. İran’daki savaş, Washington’daki bütçe açığı ve merkez bankasının faiz kararı, benzin istasyonundaki panoda tek bir rakama dönüşüyor.
Trump Washington’a kendi zaferini temsil edecek bir tak yaptırmak istiyor; seçmen ise ortada bir zafer görmüyor. Gördüğü şey, geçen haftadan daha pahalıya dolan bir depo, yükselen gıda faturası, pahalılaşan konut kredisi ve ne zaman sona ereceği bilinmeyen bir savaş. Zafer takı Trump’ın kendisini nasıl gördüğünü, benzin pompası seçmenin Trump’ı nasıl değerlendirdiğini anlatıyor. Sandığa girecek asıl çatışma bu iki görüntü arasında yaşanacak.
Demokratlar neyi kazanabilir?
“Demokratlar Kongre’yi kazanırsa” demek kolaydır; ancak Temsilciler Meclisi’nin el değiştirmesiyle Kongre’nin iki kanadının birden el değiştirmesi aynı sonucu doğurmaz. Demokratlar yalnızca Meclis’i kazanırsa Trump’ın başkanlığı sona ermez, dış politika üzerindeki yürütme yetkileri ortadan kalkmaz ve Cumhuriyetçilerin Senato aracılığıyla yargıçlarla üst düzey yöneticileri onaylama imkânı sürer. Buna karşılık Trump’ın yasama programı büyük ölçüde donar. Vergi, harcama, göç, enerji ve federal idari yapıya ilişkin girişimler Demokrat çoğunluğun denetimindeki Meclis’ten kolayca geçemez.
Meclis’in asıl gücü yalnızca yasa çıkarmak değildir. Federal bütçenin ve kamu harcamalarının başlangıç noktası orasıdır. Savaş ve güvenlik harcamalarının nasıl finanse edileceği, göçmen operasyonlarının bütçesi, federal yönetimin faaliyetleri ve borçlanma sınırı yeni çoğunluğa bağlıdır. Demokratların kazanması, Trump’ın Kongre’den para almadan yürütemeyeceği politikalar üzerinde etkili bir fren oluşturur.
Bu fren kendiliğinden uzlaşma üretmeyebilir. Federal bütçe görüşmeleri sürekli güç mücadelesine dönüşebilir; hükümet geçici olarak kapanabilir, borç tavanı pazarlığı Amerikan mali sistemini tehdit eden bir krize yol açabilir. Trump yönetimi harcama yetkilerini geniş yorumlamaya, Demokrat çoğunluk ise bütçeyi kullanarak yönetimi sınırlamaya çalışacaktır. Böylece seçim çatışması federal devletin her gün çalışıp çalışamayacağı sorusuna kadar iner.
İkinci büyük değişiklik komisyonlarda yaşanır. Komisyon başkanlıkları Demokratlara geçer; yönetimden belge isteme, kamu görevlilerini ifadeye çağırma, soruşturma açma ve celp çıkarma yetkileri yeni çoğunluğun eline gelir. Trump ailesinin ticari ilişkileri, yabancı hükümetlerle mali bağları, Beyaz Saray’daki inşaat harcamaları, göçmenlerin sınır dışı edilmesindeki hukuki ihlaller ve İran savaşının hazırlanma süreci kamuya açık soruşturmalara konu olabilir. Bunların ne kadarının hukuki sonuç doğuracağı bilinmez; fakat oturumlar, belgeler ve tanıklıklar başkanlığı sürekli savunma pozisyonuna itebilir.
Meclis başkanı azil sürecini de başlatabilir. Ancak azil kararı görevden uzaklaştırma anlamına gelmez; bunun için Senato’da üçte iki çoğunluk gerekir. Demokratların güçlü bir sonuçla bile bu eşiğe ulaşması gerçekçi görünmüyor. Yeni bir azil süreci Trump’ı görevinden etmeyebilir, fakat kalan iki yılı soruşturmalar ve karşılıklı suçlamalar içinde tüketebilir.
Senato’nun da Demokratlara geçmesi hâlinde güç dengesi daha köklü değişir. Cumhuriyetçiler bugün 53’e 47 çoğunluğa sahip. Başkan yardımcısının eşitliği bozma yetkisi nedeniyle Demokratların net dört sandalye kazanması gerekir. Bu zor, fakat petrol fiyatı ve savaş Cumhuriyetçi eğilimli eyaletlerde bile seçimi ulusal bir referanduma dönüştürürse imkânsız değildir.
Demokrat Senato, Trump’ın federal yargıç ve üst düzey yönetici atamalarını durdurabilir veya ağır biçimde yavaşlatabilir. Büyükelçiler, kabine üyeleri ve bağımsız kurumların yöneticileri daha sıkı incelemeden geçer. Antlaşmalar, silah satışları ve yaptırımlar üzerinde Kongre’nin etkisi artar. İki kanadın Demokratlara geçmesi başkanlığı sona erdirmez; fakat Trump’ın personel, para ve yasa üretme kapasitesini aynı anda sınırlar.
Denetlenmiş mi yaralanmış mı?
Demokrat bir Kongre’nin otomatik olarak sakinlik ve istikrar getireceğini varsaymak yanıltıcı olur. Başkan içeride yasa çıkaramadığında yürütme emirlerine, acil durum yetkilerine, düzenleyici kurumlara ve dış politika araçlarına daha fazla yaslanabilir. Kongre bunları bütçe, soruşturma ve dava yoluyla sınırlamaya çalışır. Sonuç, daha dengeli olduğu kadar daha çatışmalı bir yönetim olabilir.
Trump’ın ilk döneminde Temsilciler Meclisi’ni kaybettikten sonra yaşananlar bu ihtimali hatırlatıyor. Denetim arttığında geri çekilmek yerine çatışmayı kişiselleştirdi; soruşturmaları kendisine karşı darbe olarak sundu ve tabanını kurumsal engellere karşı seferber etti. İkinci döneminde devlet aygıtı üzerindeki kişisel denetimi daha güçlü, dış politika tercihleri daha serbest ve kendisini sınırlayan geleneklere bağlılığı daha zayıf.
Bu nedenle 3 Kasım’dan sonra iki eğilim aynı anda görülebilir. Bir yanda Kongre harcama, atama ve soruşturma yetkileriyle başkanlığı çevreler. Öte yanda Trump bu kuşatmayı aşmak için anayasal sınırları zorlar ve dışarıda “zafer” arar. İran savaşını sonlandırması ekonomik baskıyı hafifletebilir; fakat savaşı genişletmesi, başka bir dış politika krizi üretmesi veya ticaret savaşını sertleştirmesi de mümkündür. Demokratların zaferi Trump’ı yalnızca denetlenmiş değil, aynı zamanda yaralanmış bir başkana dönüştürebilir. Yaralanmış bir başkanın davranışı ise ölçülülük kadar risk de üretir.
Amerikan ekonomisi ve dünya
Bölünmüş yönetim ilk aşamada yeni vergi indirimlerini ve büyük harcama programlarını zorlaştırır. Bu, bütçe açığını sınırlayabileceği için piyasalarda rahatlama yaratabilir. Ancak mevcut programların finansmanı, borç tavanı ve savaş harcamaları üzerine sert bir çatışma çıkarsa tam tersi olur. Amerika’nın brüt federal borcu 40,1 trilyon doları geçmişken birkaç haftalık bir ödeme belirsizliği bile tahvil faizlerini, doları ve küresel risk iştahını etkiler. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler Washington’daki bütçe pazarlığını kendi borçlanma maliyetlerinde hisseder.
Petrol fiyatı bu zincirin merkezinde duruyor. İran’la bir ateşkes, Hürmüz’de güvenli geçişin yeniden sağlanması ve bölgesel üretimin normale dönmesi yalnızca Amerikan seçmenini değil bütün dünya ekonomisini rahatlatır. Enerji enflasyonu düşer, merkez bankalarının faiz indirimi alanı genişler, Avrupa’daki büyüme üzerindeki baskı hafifler. Buna karşılık savaşın uzaması veya genişlemesi, yüksek petrol ile yüksek faizi aynı anda kalıcılaştırarak stagflasyon riskini büyütür.
Demokrat Kongre savaş yetkisinin kullanımını, operasyon bütçesini ve silah sevkiyatını daha sıkı denetleyebilir. Fakat başkan Amerikan dış politikasında geniş bir hareket alanına sahiptir. Kongre’nin bütçeyi kısması savaşı hemen sona erdirmez; yönetim mevcut yetkileri, istihbarat operasyonlarını ve müttefik katkılarını kullanabilir. Buna karşılık kamuya açık oturumlar savaşın amaçlarını ve maliyetini görünür hâle getirerek siyasi baskıyı artırır.
Avrupa açısından Demokrat zaferi NATO’ya koşulsuz dönüş anlamına gelmez. Cumhuriyetçiler arasında da Avrupa’nın daha fazla savunma harcaması gerektiği kanaati yerleşti; Amerikan seçmeni müttefiklerin güvenlik faturasını paylaşmasını istiyor. Yine de Kongre, Trump’ın NATO’dan çekilme tehdidini veya Avrupa’ya güvenlik taahhütlerini pazarlık konusu yapmasını sınırlayabilir. Ukrayna yardımları daha düzenli bir denetime kavuşabilir, fakat yardımın miktarı ve süresi üzerine partiler arası anlaşmazlık sürer.
Çin konusunda da keskin bir yön değişikliği beklenmemeli. Teknoloji kısıtlamaları, Tayvan’ın güvenliği ve tedarik zincirlerinin Çin’den uzaklaştırılması Washington’da iki partili bir politika hâline geldi. Demokrat çoğunluk Trump’ın tarifelerini sorgulayabilir, başkana tanınan ticaret yetkilerini daraltmaya çalışabilir; ancak Çin’le stratejik rekabeti sona erdirmez. Değişebilecek olan rekabetin dili ve yöntemi olur: ani tarife kararları yerine müttefiklerle daha kurallı bir koordinasyon ihtimali doğar.
Dünya açısından Demokrat zaferi eski liberal düzenin geri gelişi değil, Trump’ın kişisel dış politikasının daha çok kurumsal denetime açılması demektir. Bu, bazı alanlarda öngörülebilirlik sağlarken bazı alanlarda kararları yavaşlatabilir.
Türkiye için ekonomik bilanço
Türkiye açısından seçimin ilk ve en somut sonucu petrol fiyatı üzerinden ortaya çıkar. Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş cari açığı büyütür, döviz ihtiyacını artırır, ulaştırma ve üretim maliyetleri üzerinden enflasyona yansır. Merkez Bankası ekonomistlerinin hesaplamasına göre petrol fiyatındaki kalıcı 10 dolarlık artış cari işlemler dengesini yaklaşık 2,6 milyar dolar bozuyor; yıl sonu tüketici enflasyonunu 1,2 puan, bir yıllık dönemde 1,6 puan yükseltiyor.
Bu hesap, Amerikan ara seçiminin Türkiye’de neden yakından izlenmesi gerektiğini tek başına açıklıyor. Demokratların zaferi Trump’ı İran savaşını sona erdirmeye zorlar ve petrol fiyatları gerilerse Türkiye’nin enerji faturası düşer. Cari açık üzerindeki baskı hafifler, döviz talebi azalır, akaryakıt ve ulaştırma maliyetlerindeki artış yavaşlar. Enflasyon beklentilerinin düzelmesi Merkez Bankası’nın faiz indirimleri için alan açar; şirketlerin finansman koşulları ve hane halkının satın alma gücü olumlu etkilenir.
Fakat seçim sonucu petrolü tek başına belirlemez. Demokrat Kongre savaşa karşı çıksa bile Trump yürütme yetkileriyle operasyonları sürdürebilir. İran’ın tepkisi, Hürmüz’deki güvenlik, Körfez ülkelerinin üretimi ve küresel talep fiyatları etkilemeye devam eder. Seçimin Türkiye ekonomisine olumlu etkisi ancak Washington’daki güç değişimi sahadaki gerilimi düşürdüğü ölçüde gerçekleşir.
İkinci kanal Amerikan faizleri ve dolardır. Yüksek petrol Amerika’da enflasyonu canlı tutar; Federal Rezerv’in faizleri uzun süre yüksek tutmasına, hatta yeniden artırmasına yol açar. Amerikan tahvil getirileri yükseldiğinde küresel sermaye güvenli dolara yönelir, gelişmekte olan ülkelerin risk primi ve dış borçlanma maliyeti artar. Türkiye yalnızca petrolü pahalı almaz; o petrolü finanse edeceği dövizi de daha pahalı bulur.
Savaşın sona ermesi, enerji fiyatının düşmesi ve Amerikan enflasyonunun hafiflemesi bu çift baskıyı tersine çevirebilir. Ancak Trump ile Demokrat Kongre arasında borç tavanı veya bütçe krizi çıkarsa piyasa oynaklığı yeniden yükselir. Dolayısıyla Demokrat zaferinin Türkiye ekonomisi için otomatik olarak iyi olduğu söylenemez. En olumlu senaryo, Kongre denetiminin savaşı sınırlaması ve mali çatışmanın yönetilebilir kalmasıdır. En olumsuzu ise dışarıda savaşın, içeride bütçe krizinin aynı anda uzamasıdır.
Türk iş dünyası için mesele yalnızca enerji değildir. Trump’ın tarifeleri Kongre değişse de bütünüyle ortadan kalkmayabilir. Çin mallarına ve bazı rakip ülkelere getirilen sınırlamalar Türk ihracatçısına Amerikan pazarında alan açabilir; fakat ticaret savaşının Avrupa sanayisini zayıflatması Türkiye’nin dolaylı kaybını büyütebilir. Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı Avrupa olduğuna göre, küresel talepteki daralma Amerikan pazarında kazanılacak sınırlı avantajdan daha ağır sonuç verebilir.
Türkiye Amerika ilişkilerinde kurumsal sınır
Trump’ın Erdoğan’la kişisel ilişkisi Ankara’da uzun süredir önemli bir avantaj olarak görülüyor. Doğrudan temas krizlerin büyümesini önleyebilir, tıkanmış dosyaları yeniden açabilir. Ancak 3 Kasım, Amerikan başkanının isteğiyle Amerikan devletinin kararı arasındaki farkı daha görünür kılabilir. F-35 ve CAATSA meselesi yalnızca Trump’ın tercihiyle çözülecek bir dosya değil. Amerikan yasaları Rus yapımı S-400 sistemi Türkiye’nin elinde bulunduğu sürece F-35 devrini sınırlandırıyor; yaptırımların kaldırılması için yönetimin Kongre’ye hukuki gerekçe ve güvence sunması gerekiyor.
Türkiye’ye F-35 satışına karşı çıkanlar yalnızca Demokratlar değil. İki partiden kongre üyeleri S-400’lerin Türkiye’de bulunduğu sürece satışın Amerikan yasalarına ve NATO güvenliğine aykırı olacağını savunuyor. KAAN savaş uçağının ilk aşamalarda ihtiyaç duyduğu Amerikan F110 motorlarının satışı da Kongre denetimine tabi. Trump yönetimi bu dosyaları ilerletmek istese bile komiteler bilgi isteyebilir, bekletme yetkisini kullanabilir veya satışı engellemeye çalışabilir.
Demokratların Meclis’i kazanması, Beyaz Saray merkezli kişisel diplomasinin sınırlarını belirginleştirir. Dış İlişkiler ve Silahlı Hizmetler komiteleri silah satışlarını daha yakından inceler; F-35, CAATSA ve KAAN dosyalarını kamuya açık oturumlara taşıyabilir. Senato da el değiştirirse büyükelçi ve üst düzey güvenlik yöneticilerinin onayından savunma bütçesine kadar denetim genişler. İnsan hakları ve hukuk devleti başlıkları ikili gündemde daha fazla yer tutar.
Bu gelişme Ankara’nın hareket alanını bazı dosyalarda daraltabilir. Fakat güçlü Kongre Türkiye için her zaman olumsuz değildir. Trump’ın İran savaşını sınırlayan, NATO kurumlarını koruyan, keyfî tarifeleri denetleyen ve dış politikayı öngörülebilir kılan bir Kongre Türkiye’nin güvenlik ve ekonomi çıkarlarına katkıda bulunabilir. Buna karşılık savunma satışlarını donduran ve ilişkileri yalnızca yaptırım diliyle yürüten bir Kongre yeni gerilimler yaratır. Belirleyici olan çoğunluğun parti etiketi kadar yeni güç dengesini nasıl kullanacağıdır.
Suriye bu kurumsal ayrışmanın en açık görülebileceği alanlardan biri. Trump Amerikan varlığını azaltmayı veya çekilmeyi Erdoğan’la daha geniş bir pazarlığın parçası yapabilir. Demokrat Kongre ise IŞİD’le mücadele, Kürt müttefiklerin korunması ve yeniden istikrarsızlık oluşmaması gerekçeleriyle buna karşı çıkabilir; bütçe hükümleri ve komisyon denetimiyle yönetimin hareket alanını daraltabilir. Ankara bir kez daha tek bir Amerikan politikasıyla değil, birbirinden ayrışan Amerikan kurumlarıyla muhatap olur.
Türkiye’nin cevabı seçim gecesi kazanan tarafa yatırım yapmak değil, her ihtimale dayanacak kurumsal bir Amerika politikası geliştirmek olmalıdır. Beyaz Saray’ın yanında Meclis, Senato, federal kurumlar, eyalet yönetimleri, iş dünyası, üniversiteler, düşünce kuruluşları ve sivil toplumla kalıcı ilişkiler kurulmalı. Washington’da sürdürülebilir sonuç, kişisel yakınlıktan çok farklı kurumlar arasında oluşturulan güvenle elde edilir.
Kırk iki günde ne değişebilir?
Seçim sonucu kesinleşmiş değil. Amerikan siyasetinde 42 gün uzun bir süredir. İran’la ateşkes sağlanması, Hürmüz’ün açılması ve benzin fiyatının düşmesi Cumhuriyetçiler üzerindeki baskıyı hafifletebilir. Trump doğrudan ödeme, vergi indirimi veya akaryakıt desteği gibi kısa vadeli önlemlerle seçmen tepkisini azaltmaya çalışabilir. Dış politikada beklenmedik bir gelişme kampanyanın eksenini değiştirebilir.
Demokratların ulusal üstünlüğü seçim bölgelerine aynı ölçüde yansımayabilir. Meclis haritaları, Cumhuriyetçi seçmenin coğrafi dağılımı, katılım ve yerel adaylar ulusal oy farkını sandalye çoğunluğuna çevirmeyi zorlaştırabilir. Senato’da ülke genelindeki dalga, yarışın yapıldığı eyaletlerin siyasal yapısıyla sınırlanabilir. Birkaç puanlık değişim Meclis’te onlarca sandalyeyi etkilerken Senato’da çoğunluğu hiç değiştirmeyebilir.
Benzin fiyatlarıyla Demokrat oyları arasındaki ilişki de geleceğin değişmez kanunu değildir. Seçmen savaş, adaylar, göç, kürtaj, suç, sağlık ve yerel meselelerden aynı anda etkilenir. Petrol bunların yerine geçmez; ekonomik hoşnutsuzluğun en görünür göstergesi olarak onları birbirine bağlar. “Demokratların muazzam zaferi” güçlü bir ihtimaldir, kesinleşmiş sonuç değildir.
Fakat belirsizlik seçimin önemini azaltmaz. Cumhuriyetçilerin Kongre’yi koruması Trump’a politikalarının onaylandığı duygusunu verecek ve başkanlığın kişiselleşmesini hızlandıracaktır. Demokratların bir kanadı kazanması önüne güçlü bir fren koyacak; iki kanadı birden kazanması Washington’daki güç düzenini değiştirecektir. En gerçekçi beklenti Trump döneminin sona ermesi değil, daha sert denetlenen ve daha yoğun çatışan bir başkanlıktır.
Sonuç Zafer takının altında hangi Amerika?
3 Kasım’da Amerikalılar yalnızca 435 temsilci, 35 senatör ve çok sayıda vali seçmeyecek. Trump’ın kalan iki yılında Amerika’nın denetimsiz bir başkanlıkla mı, sürekli çatışan bölünmüş bir yönetimle mi sürdürüleceğine karar verecek.
Demokratların zaferi İran savaşını bir gecede bitirmeyecek, tarifeleri ortadan kaldırmayacak, NATO’nun sorunlarını çözmeyecek ve Amerikan demokrasisini eski dengesine döndürmeyecek. Fakat Kongre’nin yeniden bağımsız güç hâline gelmesi Trump’ın iktidarı kullanma biçimini değiştirecek; kararlarını daha fazla denetim, bütçe pazarlığı ve hukuki mücadeleyle karşı karşıya bırakacaktır.
Dünya için sonuç basit bir rahatlama değildir. Daha sınırlı bir Trump, daha öngörülebilir bir Trump olmayabilir. İçeride hareket alanı daralan başkan dış politikaya yönelebilir, yeni başarılar arayabilir veya güvenlik gerekçesiyle yetkilerini genişletmeye çalışabilir. Buna karşılık Kongre’nin İran savaşını, silah satışlarını, yaptırımları ve bütçeyi denetlemesi Amerikan gücünü yeniden kurallı bir çerçeveye çekebilir.
Türkiye seçime ne Trump’a duyulan yakınlık ne de Demokratlara yönelik tarihsel kuşku üzerinden bakmalıdır. İran savaşının sona ermesi, petrol fiyatının düşmesi ve Amerikan faizlerinin gerilemesi Türkiye ekonomisine önemli bir nefes aldırabilir. Güçlenen Kongre ise F-35, CAATSA, KAAN, Suriye ve demokrasi dosyalarında daha zorlayıcı bir muhatap yaratabilir. Aynı seçim sonucu ekonomik rahatlama ile diplomatik güçlüğü birlikte getirebilir.
Ankara’nın yapması gereken kazanana göre pozisyon değiştirmek değil, Amerikan kurumlarının tamamıyla çalışabilecek bir politika geliştirmektir. Kişiler üzerinden yürütülen ilişkiler kişilerin gücüyle birlikte yükselir ve düşer. Kurumsal ilişkiler seçim sonuçlarına dayanabilir.
Trump Washington’a kendi büyüklüğünü anlatacak bir zafer takı yaptırmak istiyor. Fakat tarih, liderlerin kendileri için diktikleri anıtlardan çok, toplumların onları hangi anda ve hangi gerekçeyle sınırladığını hatırlar.
3 Kasım’da Amerikan seçmeni yalnızca Kongre çoğunluğunu belirlemeyecek. Benzin pompasındaki rakamdan İran’daki savaşa, ev bütçesinden anayasal güçler dengesine uzanan hesaplaşmayla, Trump’ın zafer takının altında nasıl bir Amerika’nın ve nasıl bir dünyanın yaşayacağına da karar verecek.
Kaynakça
Congressional Research Service. (2026, 14 Temmuz). Turkey (Türkiye): Possible F-35 sale and sanctions relief (IN12710).
Joint Economic Committee Republicans. (2026, Eylül). National debt blasts past $40 trillion. United States Congress.
Kalafatcılar, M. K., Eren, O., Özel, O., & Ocakverdi, E. (2025, 10 Temmuz). Impacts of international oil prices on consumer prices and the current account balance. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Merkezin Güncesi.
Lange, J. (2026, 21 Eylül). Trump approval falls to record low of 32% as high costs bite, Reuters Ipsos poll finds. Reuters.
Lawler, M., & Sherman, B. (2026, 2 Temmuz). Lawler Sherman lead bipartisan letter urging President Trump to maintain prohibition of F-35 sales to Turkey. United States House of Representatives.
Luce, E. (2026, 22 Eylül). Trump is checking out of his presidency. Financial Times.
Montgomery, D. (2026, 15 Eylül). Independents give Democrats a big midterms lead among likely voters. YouGov.
Reuters. (2026, 17 Eylül). Rising oil rates and yields brew up stagflation cocktail for markets.
Reuters. (2026, 7 Temmuz). Trump says he will lift Turkey sanctions decide on selling F-35s.
Seba, E. (2026, 22 Eylül). Oil prices rise on Trump timeline for Iran peace deal after US elections. Reuters.
Sullivan, A. (2026, 7 Eylül; güncelleme 9 Eylül). US House races to watch in the 2026 midterm elections. Reuters.
The Economist. (2026, 17 Eylül). High petrol prices could hand Democrats a mighty midterm victory.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


