Zihni uyandırmak: Nawāl al-Saʿdāwī ile eğitim, isyan ve umut

Zihni uyandırmak: Nawāl al-Saʿdāwī ile eğitim, isyan ve umut

“Umarım devrim New York’a da gelir. Çünkü insan her yerde insandır”

Zihni uyandırmak: Nawāl al-Saʿdāwī ile eğitim, isyan ve umut
Nawāl al-Saʿdāwī’

"Yaratıcı gücümüzü hayatın erken yıllarında kötü eğitim, baskı ve güçlü politik-dini tabular nedeniyle kaybederiz. Öğrencilerime yaratıcılığı öğretmiyorum; ama yaptığım şey, eğitimin onlara yaptıklarını geri almak ve baskı ile korkunun yaratıcılıklarını nasıl boğduğunu ortaya koymaktır." (Nawāl al-Saʿdāwī, 2016: 163)

Eğitim endüstrisinde çalışan biri olarak Nawāl al-Saʿdāwī’nin bu sözlerini birkaç kez okudum. Bilmediğim şeyler değildi söyledikleri. Fakat bildiğimizi düşündüğümüz şeylerle karşılaşmak bazen sıkıcı da olabilir değil mi? Nawāl al-Saʿdāwī’nin yaşamı, eserleri ve duruşuysa beni içine çekmeye devam etti.

Nawāl al-Saʿdāwī, doğuştan yaratıcı ve muhalif bir varlık olduğumuza inanıyor ancak bu niteliğimizin aile, okul ve toplum tarafından zamanla bastırıldığını savunuyor.

Küçükken dansçı olmak istemiş, bedenini ifade aracı olarak kullanmayı hayal etmiş. Fakat içinde bulunduğu koşullar nedeniyle daha erişilebilir bir alan olan yazıya yönelmiş.

Tıp eğitimi almış, 1955’te Kahire Üniversitesi’nden mezun olmuş. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık Eğitimi Dairesi’nin Genel Müdürlüğünü yürütmüş. Bu görevleri sırasında kadınların ve yoksulların yaşadığı adaletsizlikleri gözlemleyip yazmış.

Çocukluk yıllarında feminizm olarak adlandırmasa da tanık olduğu adaletsizliklere tepki vermeyi sürdürürmüş. Zaten hangimiz çocukken "Durun, şimdi ben size bir feminist tepki vereyim" dedik ki? Misal, babasının yerine annesinin adını defterine yazdığı için öğretmeni tarafından uyarıldığında sorgulamış bunun nedenini.

Kadın sünneti deneyimi de var. Ona göre, sadece fiziksel değil, psikolojik ve aile içindeki baskılarla tüm kadınlar bu patriyarkal sistemde türlü şekillerde sünnet ediliyor.

Nawāl al-Saʿdāwī, kitapları nedeniyle mahkemeler, hapis, sürgün ve ölüm tehditleriyle karşılaşmıştır.

Hapishanede siyasi mahkûmların yazı yazması engelleniyordu hatta bu sebeple tuvalet kağıdı bile verilmiyordu. Buna rağmen Nawāl al-Saʿdāwī, bir seks işçisinin verdiği göz kalemi ve bir katilin sağladığı tuvalet kağıtlarını kullanarak hapishanede de yazmaya devam etti.

1988’de isminin Mısır’da ölüm listesine alınması üzerine ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

Yaratıcılığı ve yazıyı; onu hayata bağlayan en temel güç olarak gören Nawāl al-Saʿdāwī, yazarken mutlu ve özgür hissettiğini söylüyordu.

2001 yılında Kahire Uluslararası Kitap Fuarı’nda üç kitabı yasaklanıyor.

2005 yılında Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmuş.

Tüm dinlerin kadınlara ve yoksullara davranış biçiminin ortak oluşunu ve tek bir din yerine tüm dinlerin ve fikirlerin öğretilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Başka bir deyişle 'böl ve yönet'in tamamen karşısındadır.

Nawāl al-Saʿdāwī, kadın sünnetini “barbarca” olarak tanımlar ancak Batı’daki oryantalist sansasyonlara da karşı çıkar. Sömürgeciliğin; eşlerin, sistemlerin ve devletlerin şiddetini “nezaket” ya da “koruma niyeti” perdesiyle gizlediğini vurgular.

Batı’daki ölümlere verilen yüksek tepkilerin, Filistin, Libya, Irak ve Suriye’deki ölümler karşısındaki sessizlikle çeliştiğini yıllar önce söylemiştir. Bu tutumu, onun zaman zaman uluslararası arenada da eleştirilen bir figür haline gelmesine neden olur.

Duke Üniversitesi ve Washington Üniversitesi’nde ve daha pek çok kurumda dersler vermiştir. NYU’daki bir konuşmasında şöyle der:

“Umarım devrim New York’a da gelir. Çünkü insan her yerde insandır.”

Kişisel yaşamında da özgürlük mücadelesini sürdürmüştür. Üç kez evlenmiş ve üç eşinden de boşanmıştır. Bir eşi yazmayı bırakmasını istemiş, bir diğeri hayata küsmüş ve uyuşturucuya yönelmiştir.

Hayata dair önemli meselelerden habersiz olup işini iyi yapan birçok 'profesyonel'in varlığına dikkat çeker. Ona göre bunun sebebi; kapitalizm, eğitim sisteminin parçalı olması ve disiplinler arası düşünerek bağlantı kurmayı pek az kişinin yapabilmesidir. Hayat sahiden de Truman Show değil de ne?

Romanlarındaki bazı karakterler zaman zaman tek boyutlu bulunmuştur. Gelen eleştirileri memnuniyet ile karşılamıştır. Çünkü bu da eserleri ile diyalog kurmanın bir yoludur ve Nawāl al-Saʿdāwī düşünen zihni önemser.

Yaşamı boyunca umudunu kaybetmediğinden sık sık bahseder. Bu gücü büyükannesinden aldığını söyler.

Ölümden korkmaz çünkü, yaşam ve ölümü bir bütün olarak görür.

Kendisi 2021 yılında aramızdan ayrıldı. Birlik olmamız ve birlikte hareket etmemiz gerektiğine yaptığı vurguyla…

Peki ben neden Nawāl al-Saʿdāwī’yi özellikle bugünlerde okumak ve daha çok izlemek istiyorum?

Konuşmasını duymak rahatlatıcı geliyor.

Ses tonu, esprileri—ki bunlar hakikati konuştuğu anlar,—lafı dolandırmadan basitçe ortaya koyması ve dünyamızı daha iyi bir yer yapmak için düşünmemiz, tartışmamız ve harekete geçmemiz gereken acil meselelerimizi yereli globale bağlayarak kimseye ihtimam geçmeden anlatması...

Ve o çok sevdiği sözcükle yapıyor bunu. Yani adaletle...

Belki çok sade anlatıyor. Belki düşünceleri ve eylemleri beni canlı hissettiriyor. Şu an konuşabilseydik belki de şöyle derdi:

“Bunları ben söyledim, sen de seninkileri söyle.”

Bunu biraz düşüneceğim sevgili Nawāl Zaynab! Şimdilik sana çok teşekkür ederim.


Kaynaklar

Saʻdāwī, N. (2015). Diary of a Child Called Souad/ Souad Adında Bir Çocuğun Günlüğü. Çeviren: Omnia Amin. New York, NY: Palgrave Macmillan.

World Forum for Democracy: Statement by Ms Nawal El Saadawi

NYU-SCPS McGhee Event: ‘Creativity, Dissidence, and Women’ - Dr. Nawal El Saadawi

Nawal El Saadawi on feminism, fiction and the illusion of democracy

In conversation: Nawal El Saadawi with Kenan Malik

Küçük bir hediye: Emilio Piano ft. Ibrahim Maalouf - Cascades

İlgili İçerikler