GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 38
Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla...
İnsan belki de zamanın esaretinden
kurtulmak için açılır denize...
Yer, Akdeniz.
Marsilya yakınlarında Port Leucate.
Tarih, 9 Mayıs 2012...
Marsilya’nın ilerisinde,
İspanya sınırına yakın şirin bir marina...
Gerçek kaptanlar, Cüneyt'le Gökhan
“Bugün erken kalktım.
Denizi uyandırdım” diye başlar.
İlhan Berk bir şiirine...
Bu sabah ben de böyle yaptım,
Akdeniz’i pırıl pırıl güneşli bir güne uyandırdım.
İlk ders Cüneyt’ten:
“Deniz program kabul etmez,
programını kendisi yapar.
İnsan, zamanın esaretinden
kurtulmak için denize açılır.”
En büyük mutluluk bu olmalı.
Zamanın esaretinden kurtulmak...
Ya da saatine bakmaya ihtiyaç duymadan
yaşamak herhalde yaşamı
her daim zaman sınırlamalarıyla
geçmiş bir insan için, sanıyorum,
büyük bir ayrıcalık olmalı.
Akdeniz'e açılmadan önce
son hazırlıkları yapıyoruz.
İlk işim su deposunun kapaklarını
‘diş kaptırma’dan kapatmak...
Sonra, dolap düğmelerini tek tek bastırmak...
Gemici düğümünü öğrenmeye sıra sonra gelecek.
Cüneyt bağırıyor Kaptan Gökhan’a:
“Koltuk halatını aldım.”
Peace’nin karayla bağı kesiliyor.
Saat 17.45...
Vira bismillah!
Allah selamet versin.
“Kadın saçı gibi dalgalanmaya başlarsa ufuk çizgisi, işin zordur”
Pırıl pırıl güneşin altında denizin
üstü gümüşlenmiş gibi.
“Atla Gökhan!”
“Çıkın yavaş yavaş.”
“Derinlik 3.2 gösteriyor.”
Denizcilikte tabirler karışık.
Vira demirin çekilmesi,
karayla bağın kesilmesi demek.
Kendi kaderinle, denizle bir
başına kalıyorsun ‘vira’yla artık.
Bismillah ile de Allah’a sığınmış oluyorsun,
denizde seni bekleyen tehlikelere karşı...
Balığa çıkan küçük bir tekneye
rastgele selamı sallıyoruz.
Rüzgâr üşütmeye başlıyor.
Dalgalar ufak ufak büyüyor.
“Ufka bakacaksın” diyor Cüneyt,
“Kadın saçı gibi eğer dalgalanmaya başlarsa
ufuk çizgisi, o zaman işin zordur.”
Önümüz derya deniz!
Saat 18.52...
Lyon Körfezi’ne çıktık.
Korsika’ya doğru 36-40 saat açık denizde
olacağız, kara görmeden.
Cüneyt memnun, “Rüyamda görsem
inanmazdım Lyon Körfezi’ni
böyle bir havada geçeceğimizi...” diyor.
Atlantik’ten gelen hava Biskay Körfezi’ne patlar,
Alpleri dolanıp Lyon Körfezi’ne dalarmış...
Denize çıkmadan İstanbul’da bazı dostlar
-biri de Mustafa Oğuz-
beni bu Lyon Körfezi konusunda o kadar korkuttular ki,
bir gece önce rüyamda kâbus olarak gördüm,
uğuldayan hırçın dalgalar üzerime gelirken
ter içinde uyandım.
Bu rüyamı anlatınca, Kaptan Gökhan da
“Vallahi Hasan Abi ilk defa denize çıkıp
böylesine uzun bir yolculuğu göze almak
gerçekten cesaret işi” demez mi,
bi aferin çektim kendi kendime...
Peace
“Yalnızlıktır denizin tek yasası”
Çok hafif bir çırpıntının üstünde seyrediyoruz.
Rüzgarın hızı saatte 6 ile 8 kilometre
ya da 2-5 knot ancak.
"Kafa rüzgârı"ymış bu, yelken yapılmazmış.
Cüneyt'ten bir uyarı.
“Unutma 32 knottan sonrası fırtınadır.
40-45’e bile yükselir ki
Allah düşmanıma göstermesin.”
Denizden foş foş bir ses.
Peace’nin denizi yararken çıkardığı ses.
Yapayalnızlık hissi derinleşiyor.
Teknenin Ölümü isimli şiirinde,
“Yalnızlıktır denizin tek yasası” der
büyük ozan Melih Cevdet Anday...
Korsika’nın batıya bakan
Ajajio limanına doğru yol alıyoruz.
Güneş parlak ama hava soğuyor.
Sevgili babam Ahmet Cemal’i anımsadım.
Trakya’daki Alpullu Şeker Fabrikası'ndan
ilk defa İstanbul’a gelmiştik.
Beş altı yaşındaydım.
Haydarpaşa’dan Kadıköy’e sandalla
geçerken demişti ki bana:
“Elini denize sok, ağzına götür.”
“Aa tuzluymuş!”
İnsanın suyla ilişkisi ne tuhaf,
hele açık denizde, sonsuzluğun ortasında...
Hızımız saatte 7.3 mil, daha 250 mil yol var
Saat 19.10...
Güneşin altında Akdeniz’in mavisi parlıyor.
Ama hangi mavi?
İsmet Özel, bir şiirinde, “Akdeniz’in
ufka doğru mora çalan mavisi”nden
söz eder. Şimdi öyle galiba.
Akdeniz’in mavisi değişken,
insanın aklını başından alıyor bazen,
o kadar güzelleşebiliyor ki,
hele gökyüzüyle birleştiği vakit...
Allah Allah, dümende kimse yok.
Sadun Boro’nun deyişiyle,
Kaptan Neptün’ün görünmez ellerine
emanet bizim yelkenli.
Rota belli, oto-pilota bağlanmış gidiyoruz.
Dokunmak gerekmiyor.
Yukarımızda, uzakta Marsilya’yı geçiyormuşuz.
“Hava çok güzel” diyecek oldum,
Gökhan Kaptan, “Maşallah maşallah,
Allah bozmasın yani” dedi.
Cüneyt, “Hele Lyon Körfezi’nde
hiç bozmasın” diye tamamladı.
Denizciler arasında bu Lyon korkusu
epeyce yaygın...
Elektronik haritaya, GPS’e bakıyorum.
Hayati bir alet, üstündeki radarıyla.
102 rotasında gidiyoruz.
Port Leucate’den Korsika’ya, Ajajio’ya ince bir çizgi olarak
hem rotamız, hem de Peace’nin yeri görünüyor.
Hızımız saatte 7.3 mil.
Daha 250 mil yol var.
2012 yılı Mayıs ayındaki iki haftalık Marsilya'dan Marmaris'e deniz seyahatinin rotası
“Arkadan gelsin, kol gibi gelsin"
Deniz ve yelkenli galiba insana
sabır nedir çok iyi öğretiyor.
Doğuya gidiyoruz.
Güneş arkamızda alçalıyor.
Denizin rengi rüzgârı anlatır
Denizde sağımı solumu
Feryal’den öğrendim İstanbul’dayken.
“Sancak sağdır, s’den aklında kalsın,
iskele de teknenin sol yanı...” demişti.
Ben de Hande’nin hediye ettiği
kahverengi deri kaplı, üstünde
Hasan Kaptan’ın Seyir Defteri’nin
ilk sayfasına not etmiştim iskeleyle sancağı...
Güneş arkamızda, tam dümen suyumuzda
gittikçe incelirken hava soğumaya başlıyor.
Havuzlukta oturuyoruz.
Öğrenmenin yaşı yoktur.
Burun, baş taraf.
Arka ise pupa.
Yanlar borda.
Cüneyt, dersimize denizle devam ediyor,
Alman disiplini var adamda:
“Bak, denizde yer yer açık damarlar var.
Rüzgârsız, genç suratlı, ürpertisi olmayan
sütlaç gibi yerler... Rüzgârlı yere girince,
denizin ürperdiğini görürsün.
Yelkenciler yarış sırasında,
rüzgârın geldiğini denizin renginden,
ürpertisinden anlar, mal geliyor diye bağırırlar.
Bu rüzgârla yelkenlerini doldurup yarışı kazanırlar.
Şu anda biz hafif bir kafa rüzgârı alıyoruz.
Keşişleme esiyor güneydoğudan.
Kuzeybatı olsaydı arkamızdan,
yani pupamızdan gelecek
ve biz daha hızlanacaktık.”
Ekliyor:
“Arkadan gelsin, kol gibi gelsin
der denizciler!”
“Denize sakın aldanayım deme"
Saat 20.55
Güneş kor yığını halinde batıyor.
Birazdan bizi karanlıkta bırakacak.
Tepemizde önce bir uydu beliriyor
çok parlak, bizi dümen suyumuzda
takibe alıyor.
Karanlık inmeye başladı.
Hava kaldı, rüzgâr dindi tamamen.
Lyon Körfezi bana kıyak yapıyor, yaşasın.
Ama Cüneyt, “Denize sakın aldanayım deme.
Şimdi bu hava sana
gel gel yapıyor. Seni içine çekiyor.
Sonrası belli olmaz.” diye uyarıyor.
Yoksa bu deniz futbol topu gibi olmasın
biraz kancık...
Deniz tanrısı Kaptan Neptün vaziyete hâkim!
Oto-pilotun arkadaki iki dümeni
bir sağa bir sola oynaşarak rotamızı tutuyor.
“Merak etme” diyor Gökhan Kaptan,
“Radar var. 3 mil çapında bir yarım daire
içinde ne varsa, ne çıkarsa hemen
alarm verir, düüt düt öter.”
Cüneyt, “Önümüz neta” diyor,
yani temiz...
Yıldızlar gökyüzünde bir yükseliyor,
bir alçalıyor. Bumba direği bir oraya
bir buraya sallanıyor.
Açık denizde motorun sesini dinliyorum.
Uğultulu bir ses, homurtular duyuluyor bazen.
Anlaşılan, pervane denizi parçalıyor.
Ve Lyon Körfezi’nde şahane bir gün
batarken Aynur’un sesi patlıyor:
“Keçike Kürdanem...”
Vakti keraat geldi galiba:
“Kaptaan rakıı!”
Saat 23.25...
Gökyüzünü yıldızlar bastı.
Arada bir kocaman bir dalga Peace’yi
sırtına alıyor, şöyle bir iki yana iki yana
beşik gibi yumuşacık salladıktan sonra
bırakıp kendi yoluna gidiyor.
Ortalık sırılsıklam, rutubet yağmaya başladı.
Mehtabı bekliyoruz.
Birazdan kapkara bulutların arasından
çıkacak, biliyorum.
Daha yolumuz uzun.
Korsika’ya kadar 39 saat sürecek
açık denizdeki yolculuğumuz.
Havuzlukta sırtüstü uzandım,
yıldızları seyrediyorum.
Ve Sabahattin Kudret Aksal’ın o şiiri:
Adam oturmuş denize karşı
Elinde oltası yıldız tutar.
Deniz öyle haşin
bir sevgilidir ki...
“Şu deniz öyle haşin bir sevgilidir ki..."
Lyon Körfezi,10 Mayıs 2012
Saat 05.00.Gece yarısı yatağa
girdim ama uyku tutmadı.
Açık denizde ilk gecem.
Bir ara çok sallandık, tedirgin oldum.
Dışarıda, havuzlukta oturuyoruz.
Ortalık ıslak, çiğ yağıyor.
Yıldızlar tek tük.
Mehtap bir görünüyor, bir kayboluyor
kara bulutların arasında.Cüneyt:
“Kritik zona girdi bu gemi.
Radar sürekli alarm veriyor.”
“Ben duymuyorum.”
“Ben duyuyorum, dümenin başına gidiyorum.
1 mil sonra geçip gidecek bizi.
Tam pruvamızda.
Teknenin iskele (sol taraf) ışığı gözükmüyor.”
Sadun Boro bazı kitaplarını imzalamıştı
seyahat öncesi.
Kısmet isimli 11 metrelik yelkenli teknesiyle
1965’le 1968 arasındaki dünya seyahatini anlattığı
Pupa Yelken'i okumaya başladım.
Denizler beni çağırıyor!
Efsane denizcimiz Sadun Abi’nin sloganı bu.
Kitabın bir yerinde diyor ki:
“Şu deniz öyle haşin bir sevgilidir ki,
bir an ihmal ve hürmette kusur ettin mi,
hemen şamarını suratında bulur insan...”
12 saattir açık denizdeyiz.
Daha 26 saatimiz var Korsika’ya.
Mehtap ufka doğru alçaldı, yitip gitti.
“İnsan sallanmayan yatağı bir süre sonra yadırgıyor”
Saat 06.25...
Güneş altın bir portakal,
kordan bir alev topu gibi
yusyuvarlak doğuyor.
Günün ilk ışıklarıyla
ak iplik ile kara iplik
hatırıma geliyor.
Birbirinden ancak hava aydınlanırken
ayırt edilirler.
Balıkçıların denize açılma zili
çalarmış böylece...
Kaptan Neptün dümende!
Görünmez elleriyle bizi ummanda
götürüyor Korsika adasına doğru.
İki dümen, birbirine paralel bağlı,
oynaşıyorlar birbirleriye gayet uyumlu.
GPS’den alıyor talimatı.
GPS, Global Positioning System’in kısaltılmışı.
Dünyadan bir adım yukarı çıkıp,
uydu aracılığıyla dünyadaki
her şeyin koordinatlarını sağlayan bir sistem.
GPS, 11-16 uydudan kendi konumunu alıyor;
rotasına göre, kendi sapmalarına
göre düzeltmeler yapıyor.
Dalga, rüzgar gibi nedenlerle
tekne rotadan saptı mı,
Sadun Boro’nun deyimiyle
Kaptan Neptün’ün görünmez eli,
azıcık sancak (sağ), azıcık iskele (sol) yaparak
gerekli düzeltmeleri yapar.
Güneş bulutlara kaçtı!
Saat 10.30...
Sekiz buçuğa doğru yattım.
İki saat deliksiz uyku iyi geldi.
Rüzgar kırılmış, güneş parıldıyor.
En güzeli, puruvamızda kara şekillenmeye başladı.
Daha 20 saate yakın yol var ama...
Gökhan Kaptan olta atmış.
Balık gelirse, Cüneyt çiğ balık yapacak.
Deniz ve gökyüzüyle baş başa.
Denizin rengi koyulaşmış, çivit mavisi
ama çok güzel, insanın içini rahatlatıyor.
Teknenin dalgaların üstünde yükselmesi,
yalpalaması, içeride yürümeyi netameli kılıyor.
Dikkat etmezsen, gerektiği gibi tutunmazsan,
oranı buranı sürekli çarpıyorsun.
Sadun Boro, “İnsan sallanmayan yatağı
bir süre sonra yadırgıyor” der Pupa Yelken‘de.
Şöyle devam eder:
“Soluk almadan esen kıvırcık rüzgar ile şişmiş
ikiz yelkenlerimiz, bir çift Arap atı gibi
tekneyi sürüyor. Dümencimiz Neptün‘ün
görünmez elleri, yekeyi bir sağa bir sola çekerken,
Kısmet ağzında bir kemik, tazı gibi
menzil-i maksuduna koşmakta...”

19 saattir açık denizdeyiz.
İlk kez kumruya benzer bir kuş
Peace’nin etrafında vals yapmaya başladı.
Masmavi gökyüzü, lacivert deniz,
beyaz köpüklü dalgalar, pırıl pırıl güneş...
Denizle açık mavi gökyüzünün kesiştikleri
keskin çizgi bizden hep uzaklaşıyor.
Saatlerdir telefonlar da çekmiyor.
Kumru geldi, bir anda kendini
havuzluktan içeri atıverdi.
Yorulmuş anlaşılan...
Nerede bu yunuslar?..
Deniz çarşaf gibi oldu birden, rüzgar yok.
Uzandım, gökyüzünü seyre daldım.
İpince tül gibi uçuk beyaz bulutlar salınıyor tepemde.
Allah’tan kork Hasan Kaptan,
daha ne istiyorsun ki...
Bir de pazar günü Saraçoğlu’nda
Fener'i yenip şampiyonluk kupasını kaldırabilirsek...
Bulutlar kâbus gibi geliyor
Saat 13.45...
Karabulutlar bize doğru hızlandı.
Mecburi rota değişikliği.
Korsika’da Ajaccio yerine
Bonifacio limanına dümen kırıyoruz.
Böylece bu fırtınamsı havanın ucundan
sıyırarak tüyeceğiz emniyetli sulara.
Saat 16.20...
Yaşasın!
Karabulut kuşatması yarıldı.
Hava sıcak, deniz çarşaf.
Vardiya Hasan Kaptan‘da ama
dümen nasıl olsa Kaptan Neptün’ün ellerinde...
Serçeye benzer bir kuş daha gelip kondu.
Kumru da kımıldamadan oturuyor.
Gökhan Kaptan bir tabağa makarna,
bir çukur tabağa su koydu kuşlar için.
Saat 16.35...
Tek başımayım havuzlukta.
Dümenlerden birine sırtımı dayadım,
bacaklarımı uzattım.
Vardiya, nöbet.
Yunus mu, köpekbalığı mı iskelede?
Kucağımda, Sadun Boro’nun bu yakınlarda
“Hasan’la Ayşe Cemal’e güzel günler dilerim”
diye imzaladığı Pupa Yelken kitabı.
Peace’nin çarşaf gibi denizi yararken
çıkardığı fışırtılı sesi dinliyor,
lacivert denizde belli belirsiz
köpüklü dalgaları seyrediyorum.
Gökyüzü ise süt beyaza dönüyor.
İşim gücüm yok!
Harikulade bir sessizlik
ve muhteşem bir yalnızlık içinde
kaybolmuş gibiyim.
Serçe yanıma kadar geliyor, hoplaya zıplaya...
Aa, sancakta (sağ tarafımızda) kocaman,
kabuklu bir şey yüzüyor, deniz kaplumbağası...
Saat 21.00...
Muhteşem bir gurup, nasıl da kızardı.
Yunuslar sancak tarafında oynaşıyor.
Köpekbalıkları çoğaldı.
Yüzgeci suyun yüzüne vurarak geçip yitiyor biri.
“Gökhan Kaptan seyir fenerlerini yaktın mı?”
Muhteşem batan gurubu bir kadeh
buzlu rakıyla seyre koyulduk en nihayet,
Sadun Abi’nin Pupa Yelken’deki
sesine kulak vererek:
“Haydi dostlar vakit kaybetmeyin,
ileride bugünleri de arayabilirsiniz.
Geç kalmadan ‘vira bismillah’ deyip
engin ufuklara basın yelkeninizi ve
o apayrı gizemli dünyaya bir an evvel adımınızı atın.”
Yılların amatör denizcisi Cüneyt Solakoğlu
ile güvertede ayaklarımızı uzattık oturuyoruz.
İlk kez bir kuş Peace’nin etrafında
vals yapmaya başladı.
Havuzluktan içeri atıverdi kendini; kumru...
Tentenenin üzerine kondu.
Çevremizde ilk yunuslar oynamaya başladı.
Allah’tan kork Hasan Kaptan,
daha ne istiyorsun ki...
Gökhan Kaptan'la Yalancı Kaptan HC
Gökhan kaptan havanın bozacağını söylüyor:
“Alçak basınç bize doğru yaklaşıyor.”
HASAN KAPTAN’IN SEYİR DEFTERİ HAFTAYA CUMARTESİ DEVAM EDECEK...
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


