Sudan'da mevcut iki özerk ordunun, iktidar hakimiyeti uğruna, 2023 ilkbaharında aniden savaşa girişmeleri sebebiyle, mazlum Sudan halkının içine düştüğü derin sıkıntı ve insani dram 3,5 yıldır devam ediyor. Ordular savaşının duracağına ilişkin işaretleri de göremiyoruz. 2025 sonbaharında General Hemeti önderliğindeki Hızlı Destek Güçlerinin (RSF) Darfur'un merkezi sayılan El-Feşir'i aylar süren kuşatma sonucunda ele geçirmesiyle ülkenin fiilen ikiye bölündüğünü yazmıştım. RSF, bu defa, başkent Hartum'un güneyindeki Kordofan eyaletlerini kontrolü altına almak üzere başlattığı saldırıları haziran ortasından bu yana sürdürüyor. Kuzey Kordofan’ın başkenti El-Ubeyd düştüğü takdirde RSF güçlerinin burada, 2025 sonbaharında El-Feşir'de (Darfur) giriştikleri katliamları tekrarlamasından endişe ediliyor. Daha kötüsü, El-Ubeyd RSF güçlerinin eline geçer ise, başkentin durumu tehlikeye girebilir. Hemeti 2025 ilkbaharında kaybettiği başkent Hartum'a bir kez daha yönelir.
General Mohamed Hamdan Dagalo diğer adıyla Hemeti (solda), Egemenlik Konseyi başkanı General Abdel Fattah al-Burhan
El-Feşir düştü, El-Ubeyd de düşer mi?
Devam edegelen ordular savaşının bir tarafı düzenli ordu, başka deyişle Sudan Silahlı Kuvvetleri, diğeri İstihbarat Teşkilatına bağlı paramiliter ordu. Ülkeyi kimin yöneteceği konusunda anlaşmazlık çıkınca, kavgaya tutuşarak tüm ülkeyi kana bulayan iki ayrı rakip silahlı güçten söz ediyoruz. Başkent Hartum'un 2025 ilkbaharında düzenli ordu tarafından geri alınması üzerine savaşta dengelerin General Burhan lehine döndüğü düşünüldü. Ancak El-Feşir'in düşmesiyle Darfur'a hakim olan Hemeti'nin bilahare Kordofan eyaletlerine yönelmesi ve El-Ubeyd'i kuşatması ordular savaşında henüz sona yaklaşılmadığını ortaya koyuyor.
Sudan halkının zaferini çalan askerler
Bilindiği üzere iki ordu arasında başkent Hartum'da çatışmaların başladığı dönemde tarafların arkasında üçüncü ülkeler bulunmuyordu. Başka deyişle ordular savaşı dış aktörlerin kışkırtmaları sonucu ortaya çıkmadı. Ancak zaman içinde Sudan'a ilgi duyan ülkelerin çoğunluğu, 2021 yılında karma hükümeti lağvederek yönetimi ele geçiren Sudan Silahlı Kuvvetlerinin lideri Al-Burhan'ın arkasında durdular. Mısır, S.Arabistan, İran, Katar ve Türkiye (biraz Rusya) düzenli orduya silah tedariki dahil her türlü desteği sağlarken, BAE'nin RSF güçlerinin arkasında yer alması, savaşın uzamasına ve ülke geneline yayılmasına sebebiyet verdi. Daha önceki yazılarımda vurguladım. Her iki ordunun da ellerini yönetimden çekerek kışlalarına dönmeleri Sudan halkının barış, huzur ve refaha kavuşmaları açısından mutlak zorunluluk. Al-Burhan ve Hemeti’nin birlikte, 2019 ilkbaharında, diktatör Ömer El-Beşir iktidarına karşı ayaklanarak, aylarca kahramanca mücadele eden, onlarca şehit yüzlerce yaralı vermesine rağmen, yılmadan, sokakları ve meydanları doldurmak suretiyle direnen ve en sonunda diktatörü koltuğundan indirmeye ve kovmaya muvaffak olan Sudan halkının elinden zaferini çaldıklarını biliyoruz.

RSF’in ateşkes için zorlanması yegane seçenek
Savaş 3,5 yıldır devam ediyor. 200 binden fazla insan öldü, 10 milyon insan evini terk etti, 4 milyon Sudanlı komşu ülkelere sığındılar, nüfusun yarısı açlık tehlikesi ile karşı karşıya. Başta ABD ve S. Arabistan olmak üzere, çeşitli barış girişimlerinden hiçbir sonuç alınamadı. Afrika Birliği’nin gayretlerinden de bir netice çıkmadı. Bu koşullar altında, önce taraflar arasında ateşkes ilan etmek, bu ateşkese her iki tarafından da uymasını sağlamak dışında bir seçenek bulunmuyor. Ateşkese önce Hemeti zorlanmalı arkasından defacto Sudan hükümeti yani Al-Burhan ikna edilmeli. Zira mazlum Sudan halkı RSF güçlerinin ellerinden daha fazla talana, gaspa, tecavüze ve eziyete maruz kaldı. RSF zulüm itibariyle düzenli orduya nazaran bir iki tık daha önde. Avrupa Parlamentosu'nun 2026 temmuz kararıyla RSF'nin resmi terör listesine dahil edilmek üzere AB Konseyine tavsiyede bulunduğunu bu vesileyle dikkate getirelim. Başka türlü anlatmak gerekirse şöyle derdim. Yarın mümkün olur da iki lider mahkeme önüne çıkarlar ise, Hemeti idam cezası alır ise Al-Burhan da müebbet hapse mahkum olur.
RSF’in savaş inadının müsebbibi BAE'dir
Peki nasıl oluyor da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Afrika Birliği, ABD, Arap Ligi, velhasıl uluslararası toplum Hemeti'yi 2-3 yıldır ateşkese ikna edemiyor ? RSF'e silah ve mühimmat desteği, dünyanın gözü önünde devam ediyor, tedarik bir türlü kesilmiyor. Kesildiği takdirde Hemeti haftalar içinde mecburen ateşkese razı olur, belkide ülkeden kaçar. İşte düğümün çözümü burada : Tüm dünya Sudan barışının önündeki engelin BAE olduğunu bilmesine rağmen, bu ülkeyi parmakla göstermekten hala imtina ediyor, ismen zikrederek suçlamıyor. Süper güç ABD Hemeti’ye silah yollayan BAE'nin yakın müttefiki ; BAE, İbrahim Anlaşmaları açısından kilit ülke olduğundan Vaşington, BM çatısı altında Abu Dabi’nin ismen kınanmasına müsaade etmiyor. Çeşitli uluslararası raporlarda, BAE'nin, Çad ve diğer komşuları üzerinden RSF güçlerine silah, mühimmat, para (yasadışı altın ticareti üzerinden) ve yabancı savaşçı (Kolombiyalı lejyonerler) desteği sağladığı açıkça yazılıp çizilmesine karşın Abu Dabi'nin bu iddiaları bir kaç yıldır red etmeye devam ettiğini izliyoruz.
BAE son dönemde iki kez tokat yedi
BAE’nin son 6 ay içinde iki kez darbe aldığına şahit olduk. Yemen'de Husilere karşı S.Arabistan ile elele mücadele ederken, MBS- MBZ rekabeti uğruna, güneydeki ayrılıkçı grupları desteklemeye başlayınca, Riyad ve Yemen hükümetlerinin askeri ve siyasi direnci karşısında ülkeyi terk etmek zorunda kalarak itibar yitirmiştir. İkinci darbeyi de ABD saldırılarına cevaben İran'ın Körfez ülkelerindeki askeri hedefleri bombalaması neticesinde alan Abu Dabi'nin bölgedeki siyasi, kurumsal/finansal, sosyal cazibe merkezi konumu halen iyice sarsılmış durumdadır. Son yıllarda bölgesel güç olduğu zannıyla hayli agresif dış politika izleyen ve arka arkaya iki silleye maruz kalan BAE devlet başkanı MBZ’in (Muhammed Bin Zayid) aklını başına alarak Sudan'da RSF güçlerine yaptığı yardımları keseceğini değerlendirmiş idim. Tahminim bugüne kadar doğrulanmadı. BAE Sudan'da barış ve ateşkes yönünde henüz adım atmadı.

Avrupa Parlamentosu BAE'yi ismen kınadı, inşallah arkası gelir
“Karun misali” cömert parasal katkıları sayesinde Afrika Boynuzu, Libya ve Mısır nezdinde elde ettiği prestije ilaveten, ABD'nin siyasi desteği çerçevesinde tecavüzkar politikalarından ötürü uluslararası toplumun yüksek sesle kınamaktan imtina ettiği BAE'nin, Avrupa Parlamentosu'nun 7 Temmuz tarihli kararıyla en sonunda ismen kınandığına memnuniyetle şahit olduk.
“Sudan'ın El-Ubeyd Kentinde Savaş Suçu Tehdidi, Uluslararası İnsani Hukukun Artan İhlalleri ve İnsan Hakları Durumu Hakkında KARAR” başlığıyla kabul edilen metnin 5. maddesinde BAE ilk kez Sudan'da RSF güçlerine silah ve maddi destek sağlamakla suçlandı ve kınandı.
Madde 5 şöyle: “Dış aktörlerin çatışmayı körüklemedeki rolünü kınar; özellikle BAE merkezli veya BAE üzerinden faaliyet gösteren ağların Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) için silah, çift kullanımlı malzeme, finansman, lojistik ve çatışma altını aklama süreçlerini kolaylaştırmış olmasını kınar.”
Trump ve MBZ el ele
Eğer Trump olmasaydı, BAE bu denli agresif ve kibirli bir dış politika izleyemez, Orta-Doğu ülkelerini rahatsız edemez ve Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel hassas dengeleri böylesine sarsamazdı. S. Arabistan lideri Muhammed Bin Salman’ın Trump ile görüşerek BAE'nin Sudan'da RSF güçlerine verdiği desteği sonlandırması için ricacı olduğunun basına yansıdığını bu vesileyle hatırlatalım. Tahran yıllarımdan hatırlıyorum: BAE Körfez’de yıllar içinde, adım adım, Dubai ve Abu Dabi gibi, uluslararası şirketlerin rağbet ettiği, paranın/sermayenin aktığı, ülkesinden gayri-memnun insanların yerleştiği, huzur adaları, vergisiz cennetler inşa etmeyi becermiştir. Bu çok değerli markaların, imaj ve itibarın, MBZ eliyle tahrip edilmesi gerçekten üzücüdür.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


