Trump Türkiye’den eski Air Force One’la döndüğünü söyledi, meğer uçakta bile değilmiş!

Trump Türkiye’den eski Air Force One’la döndüğünü söyledi, meğer uçakta bile değilmiş!

Türkiye’den ayrılırken Amerikan güvenlik sistemi yeni uçağı kullanmadı. Eski Air Force One’a da Trump’ı içinde bırakmadı. Bunun yerine üçüncü bir uçak kullandı ve dünyanın en güçlü adamlarından birini bir süreliğine catering aracının içine sakladı. Trump gizlice başka uçağa geçirilirken eski Air Force One yoluna devam etti. İçinde gazeteciler ve Beyaz Saray çalışanları vardı. New York Times'a göre gazeteciler Başkan’ın uçakta olmadığını bilmiyordu. Bazı Beyaz Saray çalışanlarının da operasyondan habersiz olduğu belirtiliyor. Yani farkında olmadan yem olmuşlardı

Trump Türkiye’den eski Air Force One’la döndüğünü söyledi, meğer uçakta bile değilmiş!

Geçen ay bu köşede Donald Trump’ın Türkiye’den dönüşündeki tuhaf uçak değişikliğini yazmıştım.

Trump NATO Zirvesi’ne Katar’ın ABD’ye armağan ettiği yaklaşık 400 milyon dolarlık yeni Boeing 747-8 ile gelmiş, dönüşte ise 35 yıllık eski Air Force One’ı tercih etmişti.

O gün şu soruyu sormuştum:

Yeni uçak Türkiye’den kalkarken yeterince güvenli değildi de İngiltere’den kalkarken mi güvenli hale gelmişti?

Trump’ın açıklamasına göre; eski Air Force One’la biraz “eski günleri anmak” istemişti.

Biz de birkaç ihtimali tartışmıştık. Belki eski uçağın daha gelişmiş savunma sistemleri tercih edilmişti. Belki uçakların ayrılması bir şaşırtma operasyonuydu.

Meğer ikinci ihtimalde haklıymışız.

Ama operasyon tahmin ettiğimizden çok daha yaratıcıymış.

Çünkü artık biliyoruz:

Trump Türkiye’den eski Air Force One ile de uçmadı.

Başkan uçağa bindi, sonra kayboldu

New York Times'ın ortaya çıkardığı yeni ayrıntılara göre Trump, 8 Temmuz’da kameraların önünde eski Air Force One’ın merdivenlerinden çıktı, kameralara el salladı ve uçağa girdi. Gazeteciler de arka taraftan bindiler.

Dışarıdan bakıldığında dünyanın en normal başkanlık yolculuklarından biri başlıyordu.

Peki ya sonrası: Trump, kameraların görmediği diğer taraftan bir catering aracı kullanılarak gizlice çıkarıldı. Ardından apronda bekleyen C-32A tipi, Boeing 757’nin askeri versiyonu olan daha küçük bir uçağa götürüldü. C-32A’nın uçuş rotası yayınlanmıyordu ve Trump İngiltere’ye onunla uçtu.

Eski Air Force One ise Türkiye’den Trump olmadan havalandı. Ama uçak boş değildi. İçinde gazeteciler, Beyaz Saray çalışanları, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent gibi üst düzey isimler vardı.

Havacılık bazen Hollywood’dan daha iyi senaryo yazıyor.

Çünkü tehdit gerçek, operasyonun arkasındaki bilgiler ise hiç komik değildi.

Amerikan istihbaratı o gece İran kaynaklı birden fazla tehdit bilgisi aldı. İranlıların Trump’ın Ankara’da nerede kaldığını bildiklerine ilişkin istihbarat vardı. Sadece oteli değil, hangi katta kaldığını bile.

Daha da önemlisi, NATO Zirvesi çevresinde omuzdan ateşlenen bir füze taşıdığı düşünülen bir kişinin görüldüğüne ilişkin bilgi alınmıştı.

Amerikan güvenlik birimleri tehdidi ciddi buldu ve birkaç saat içinde Başkan’ı Türkiye’den çıkaracak alternatif bir plan hazırladı.

Planın arkasındaki fikir aslında binlerce yıllıktı:

Düşmanınıza hedefin nerede olduğunu göstermeyin.

Sadece 2026 versiyonu biraz daha pahalıydı: İki Boeing 747, bir Boeing 757, bir catering aracı ve yeterince kapalı pencere perdesi, bir tutam gazeteci ve biraz da siyasi figür.

Dünyanın en pahalı yemlerinden biri

Eski Air Force One gerçekten İngiltere’ye uçtu. Gazetecilere de kalkış sırasında perdelerini kapalı tutmaları söylendi.

Trump’ı taşıyan gizli C-32A İngiltere’ye indikten birkaç dakika sonra eski Air Force One da geldi. Ardından operasyon bu kez tersine işletildi.

Trump gizlice yeniden eski Air Force One’a geçirildi ve bir süre sonra herkesin görebileceği şekilde uçaktan indi. Apronda yürüyüp Katar’dan gelen yeni 747’ye bindi ve Washington’a onunla uçtu.

Peki yeni Air Force One’a ne oldu?

İşte burada hikâye önceki yazının diğer sorusuna bağlanıyor.

Katar’ın armağan ettiği Boeing 747-8'in eski VC-25A'ların bütün savunma yeteneklerine sahip olup olmadığı zaten tartışılıyordu. Eski uçakların füzelere karşı gelişmiş karşı tedbir sistemleri taşıdığı biliniyor. Yeni uçağa bunların ne kadarının yerleştirildiği ise açıklanmıyor.

Üstelik tam Air Force One seviyesinde bir dönüşümün maliyeti konusunda da ciddi bir tartışma var. Bazı tahminler maliyeti 1 milyar dolara kadar çıkarırken, Hava Kuvvetleri Bakanı bunun muhtemelen 400 milyon doların altında kalacağını söylüyor.

Trump daha sonra yeni uçağın savunma kapasitesinin “maksimuma” çıkarılacağını açıkladı.

Önceki yazıda şu soruyu sormuştum:

Madem maksimuma çıkarılması gerekiyordu, Türkiye seyahatinde hangi seviyedeydi?

Cevabı hâlâ bilmiyoruz.

Ama artık başka bir şeyi biliyoruz.

Türkiye’den ayrılırken Amerikan güvenlik sistemi yeni uçağı kullanmadı. Eski Air Force One’a da Trump’ı içinde bırakmadı. Bunun yerine üçüncü bir uçak kullandı ve dünyanın en güçlü adamlarından birini bir süreliğine catering aracının içine sakladı.

Bazen milyar dolarlık teknolojiye rağmen en iyi güvenlik çözümü hâlâ şudur:

Saklanmak.

Başkan güvende, peki diğerleri?

Fakat hikâyenin rahatsız edici bir tarafı daha var.

Trump gizlice başka uçağa geçirilirken eski Air Force One yoluna devam etti. İçinde gazeteciler ve Beyaz Saray çalışanları vardı.

New York Times'a göre gazeteciler Başkan’ın uçakta olmadığını bilmiyordu. Bazı Beyaz Saray çalışanlarının da operasyondan habersiz olduğu belirtiliyor.

Yani farkında olmadan yem olmuşlardı.

Secret Service açısından mantıklı. Kurumun bir numaralı görevi Amerikan Başkanı’nı hayatta tutmak ve başkanları korumak için sahte konvoylar ya da uçuşlar geçmişte de kullanıldı.

Ama bu olayda küçük bir ahlak problemi var. Başkanı olası hedeften çıkarıyorsunuz, hedef görüntüsünü koruyorsunuz ve sonra durumdan haberi olmayan insanlarla o hedefi uçurmaya devam ediyorsunuz.

İşin belki de en ironik kısmını Trump'ın kendisi söyledi.

Washington’a dönüş uçuşunda gazetecilere İran’ın hedef listesinde bir numara olduğunu anlatırken şöyle dedi:

“Ben gidersem siz de gidersiniz, değil mi?”

Meğer operasyonun planı tam tersine dayanıyormuş. Başkan gitmedi. Gazeteciler gitti.

Amerikan güvenlik sistemi açısından bakarsanız operasyon başarılı: Başkan güvende.

Gazetecilik açısından bakarsanız insanın aklına biraz daha tatsız bir soru geliyor:

Başkan yem olmaz. Ama gazeteciler olabilir mi?

Herhalde güvenlik brifinginde buna da “basın özgürlüğü” demiyorlardır.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler