Türkiye 1950’li yılların ikinci yarısında temel olarak seçim (çoğunluk) sistemindeki adaletsizliğin getirdiği fakat bir ölçüde de ekonomik sıkıntılar sonucu otoriterleşen bir iktidardan mustarip hale gelmişti. Devrin iktidarını 1957’de öne alınan erken seçim kurtardı ama adalet ve özgürlükler alanındaki baskılar, sıkıntılar artarak devam etti. O dönemin de ana muhalefeti olan CHP 1959 yılında Türkiye için İlk Hedefler Beyannamesi adı altında bir manifesto yayınladı ve bu manifesto bunalımdan çıkış için ışık oldu.
Bugün de Türkiye, başkanlık sistemine geçtiğinden bu yana, adalet ve özgürlükler alanında çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Ve yine, yarım yüzyılı aşkın süreden sonra, yaşanan benzer bunalımdan çıkmak için bir manifestoya ihtiyaç bulunuyor. Böylesi bir manifestoyu düzenlemek elbette tüm ilerici aydınlara düşüyor. Biz ise bu yazıda böylesi bir manifestonun, olmazsa olmaz, ilk maddesini öneriyoruz.
Bugün yaşadığımız bunalımın ardında ise seçim sistemi değil, siyasal sistemin kendisi var. Türkiye başkanlık sistemine resmen 2018 yılında geçse de, Erdoğan’ın doğrudan halkoyu ile 2014 yılında Cumhurbaşkanı seçildiğini göz ardı edemeyiz. Hatta, 2013 yılında başlayan Gezi olayları iktidarı şaşırtmış ve ilk otoriter refleksler o tarihten sonra görülmeye başlamıştır.
Sonrasında, 2015 seçimlerinin ilk turunda, AKP iktidara gelecek çoğunluğu yakalayamayınca, ülke inanılmaz bir terör kaosuna girmiş ve bu ortam baskılarla aşılmıştı. Hele 2018 yılında MHP ile Cumhur ittifakı kurulunca otoriterleşme eğilimi büsbütün pekişti. Hepsinden önemlisi, 2021-2023 arasında izlenen hiper-enflasyonist para politikasının sonunda oluşabilecek toplumsal direnci kırmak için baskıcı bir yönetim zorunlu hale geldi. Örneğin Cumhurbaşkanının tam anlamıyla hakimiyeti altına giren para otoritesi parasal genişlemenin enflasyonu düşüreceği tezini kabullenip, kısa sürede enflasyonun çığırından çıkmasına, özellikle kira ve gıda fiyatlarının katlanarak ücretlileri ezmesine yol açtı. Nitekim, 2016 yılına dek 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece 21 Merkez Bankası Başkanı değişmişti, sonrasında ise ortalama 16 ayda bir Merkez Bankası başkanı değişti.

Sonuç olarak ülkemizde enflasyon öylesine zıpladı ki, Arthur Okun’un tasarladığı sefalet endeksi[1] (enflasyon + işsizlik + faizler- büyüme oranı) dünyada en çok artan veri oldu. Üstelik diğer ülkelerden farklı olarak, ücretlileri çok daha yakıcı biçimde sarsarak.
AKP iktidarının ilk yıllarında Türkiye basın özgürlüğü açısından hiç olmazsa dünyanın ilk 100 ülkesi arasında yer alıyordu. Fakat 2015 yılında 149’unculuğa, geçen yıl da 158’inciliğe düştü. Bu yıl ise son sıralarda yer alırsa hiç şaşmamak gerek. Artık ülkemizde medya bir haber alma ya da bilgilenme aracı değil, siyasal kamplar tarafından toplumsal yönlendirilme araçları haline geldi.
Otoriter başkanlık sisteminin son 10 yıldaki en önemli hasarı Meclis üzerinde oldu. 15 Temmuz darbesinde uçakların Meclisi bombalamasına gerek yoktu, çünkü yeni sistem Meclisi işlevsel olarak adeta yerle bir etmiş görünüyor. Başkanlık sistemine girildiğinden bu yana yazılı soru önergelerinin sayısında çok önemli düşüşler oldu. Ama asıl düşüş bu önergelere yürütme tarafından verilen yanıtlarda oldu. Birçoğu zamanında yanıtlanmadığı gibi, bir kısmı da hiç yanıtlanmaz hale geldi. Bakanların ilgili komisyonlarda ter döküp hesap vermesi ise, zaten öteden beri gerçeklemeyen bir denetim mekanizması.

Yukarıdaki tabloya bakılırsa 23. ve 24. Dönemlerden sonra soru önergelerine süresinde verilen yanıtların belirgin biçimde düştüğü görülür. Aslına bakılırsa 2011 yılından sonra soru önergelerinin yüzde 35-40’ı hiç yanıtlanmamıştır. Kısacası ne iktidar, ne de bürokrasi Meclisi dikkate almaz bir duruma gelmiştir. İşte bu nedenle bir süredir milletvekillerinin meclis dışında etkinlik arayışı içinde olduğu, hatta kamuoyunun dikkatini çekmek için protesto siyasetine girdikleri gözlenmektedir.
Ülkemizde 2011 yılında cezaevlerinde hükümlü ve tutuklu olarak bulunan sayısı 128 bin kadardı. 2015 yılında bu sayı 177 bine çıktı. Bugün ise 403 bini aştı. Bunun 50 bine yakınının tutuklu olması ya suç oranlarının birdenbire arttığını, ya adalet sisteminin etkin olmamasını ya da çok baskıcı bir sistemin oluştuğunu gösterir. Ya da hepsinin birden! Şöyle bir düşünelim, eğer ülkede başkanlık sistemi olmasaydı İstanbul’da belediye başkanlarına ve birçok çalışanına bu denli geniş çaplı bir tutuklama furyası gelebilir miydi? Yanıt hayırsa, ilk hedefler beyannamesinin ilk maddesinin ne kadar yerinde olduğu ortaya çıkar.
Başkanlık sistemleri genellikle yürütmede etkinlik tezine dayanır. Ancak ülkemizde yaşanan doğal ya da diğer afetlerde gördük ki, bu hiç de doğru değil. Merkezileşmiş karar alma mekanizması tam aksine aksamalara yahut gecikmelere neden oluyor. Sadece afetler konusunda da değil: Ülkemizde gıda fiyatları çok yüksek ve bir çözüm gerekiyor. Son 7 yılda 3 tarım bakanı değişti ama gıda fiyatlarını düzenleyecek bir reform oluşmadı. Demek ki, kurumsal bir sorunla karşı karşıyayız. Benzer bir sorun eğitimde de yaşanıyor. Yine aynı sürede 3 bakan değişti ama eğitimde sistemik sorunlar aşılamadı. Şunu açıkça görüyoruz ki, bürokrasi başkanlık sisteminde toplumsal sorunlara etkin biçimde çözüm üretemiyor, yani işlevsizleşmiş durumda…
Bize kalırsa, başkanlık sisteminin Türk demokrasisi üzerinde en önemli hasarı siyasal partileri erozyona uğratması oldu. Özellikle seçmen çoğunluğuyla buluşabilmek için geniş kitlelere açılırken siyasal kimliklerini yitirmeye başladılar. Buna bağlı olarak, hangi görüşün ya da politikaların ülkede egemen olması gerektiği yerine, kiminle kazanılır gibi arayışlara da sürüklendiler. Tabii bunda Erdoğan’ın yıllardır kazandığı yenilmez (invincible) unvanının yarattığı duygu da rol oynadı. Ancak kurtarıcılardan medet umma ya da en iyi kurtarıcıyı anketlerde arama aslında ülke demokrasisi için çok ama çok sakıncalı! Çünkü bu gelişme, siyaset farklılıklarının ortadan kalkmasına ve zaman içinde demokratik düzenin de tahrip olmasına neden oluyor. Unutmayalım, demokrasi farklı görüşlerin ifadesinin hoşgörüsüne ve bunlar arasında uzlaşma arayışına dayanır. Aksi halde demokrasi işlevsel ve yararlı olmaktan çıkar.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir geniş ittifak kurulmuş ve seçimin ertesinde demokratikleşme için adımlar atılması hedeflenmişti. O seçimlerin öncesinde de benzer tartışmalar vardı ve muhalefet adayının iddia edilen zafiyeti sanki seçim yenilgisinin ana nedeni olarak ortaya atıldı. Bugün de Türkiye’de siyasal tartışmalar farklı bir noktada değil. Yönlendirici medya 3 yıl sonra yarışması gereken adayları tartışıyor. Ülkenin yakıcı sorunları ve onların çözümüne yönelik politika önerileri göz ardı edilerek, tartışılmıyor. Dünya olabildiğince hızla değişim ve dönüşüm süreci yaşarken, Türkiye’nin ve toplumsal düzenin geleceğinin nasıl inşa edileceğine dair adeta gözler kapanmış durumda. Aslına bakarsanız, Saraçhane mitinglerinde toplanan ve haykıran genç aydınların kaygısının İmamoğlu’na yapılan türlü haksızlıktan öte, kendi gelecekleri olduğunu görmezden gelemeyiz.
Kısacası, bir yeni siyasal manzumeye ihtiyacımız var. Bu manzume ülkenin içinde bulunduğu cendereden çıkmasının yolunu gösteren bir siyasal yol ve yapı olmalı... Muhalefeti de iktidarı da heyecanlandırmalı, hatta o denli güçlü bir toplumsal destek bulmalı ki siyasal taraflar bu yeni yolu savuşturamamalı. Elbette Yunan mitolojisindeki her derde deva olan tanrı Panacea arayışında değiliz. Fakat bu yol adeta açıklanan ilk hedefler beyannamesinin ilk maddesi olmalı. Seçimle kurtuluş değil, seçime giderken siyasetle kurtuluş. Kişilerle değil, sistemle kurtuluş, ya da en azından kurtuluşun başlangıcı!
Ülkemizde gerek ekonomik istikrarın sağlanması gerekse bu doğrultuda izlenen politikanın sosyal adaleti gözetmesi için öncelikle bu başkanlık sisteminden kurtulmak gerekiyor. Hukukun üstünlüğü ve adaletin tesisi için de bu sistemden kurtulmak zorunlu. Basının özgürleşmesi, siyasal sistemin kişilerin egemenliğinden, fikirlerin yarıştığı bir yapıya kavuşması için kesinlikle bu gerekiyor.
Başkanlık sisteminden kurtulmak için önümüzdeki seçimlere dek Türkiye’yi bekletmek büyük hata olur. Öyle anlaşılıyor ki, MHP-DEM ve eklemlenen AKP bir yeni sürecin peşinde. Oysa ki ülkede asıl sorun demokratik düzende.
İşleyen ve etkin bir parlamenter sistem ülkede yeniden ve yeni fikirlerin filizlenmesine elverecektir. Ancak bu ilk maddenin mutlaka başka maddelerle desteklenmesi şarttır. Aksi halde sistem elbette yine aksayabilir. Örneğin parlamentodaki temsilcilerin demokratik biçimde seçilerek gelmesi siyasal partiler yasasında ciddi düzenlemeler gerektirebileceği gibi, yine etkinliği artıracak bir parlamento reformuna da ihtiyaç vardır. Ülkemizin ilerici-demokrat aydınlarının şimdi bu manifestoyu geliştirmesi sorumluluğu var.
31 Mart yerel seçimleri çok açık bir sonuca işaret etti: 2023 genel seçimlerinin ardından bir yıl dolmadan halk ekonomik istikrarsızlığın kabul edilemez bir boyuta geldiğini ve iktidarın siyasal meşruiyetinin kalmadığını gösterdi. Kaldı ki, AKP 2023 seçimleri sonunda meclis çoğunluğunu yitirdi, MHP desteğiyle ancak iktidarını sürdürebilir hale düştü. Şimdi gelinen noktada, değil terörü ortadan kaldıracak bir siyasal süreci götürmesi, iktidarını bile sürdürmesi bile aşırı baskıcı yöntemlerle olabilmekte. Siyasal uzlaşmadan uzaklaşmış, meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş bir iktidar nasıl olacak da terörsüz bir yapı için demokratik bir süreci yönetecektir? Kaldı ki açıkça görülmektedir ki, Cumhur İttifakının bu haliyle veya sürdürdüğü çabalarla gelecekteki seçimleri aşması olanaksızdır. CHP’nin öteden bu yana parlamenter sistemden yana olduğu bilinmektedir. (Tabii çok daha etkin ve daha demokratik bir parlamentoyu oluşturulması kaydıyla!)
Bu şartlarda Cumhur İttifakı iktidarının sadece Öcalan ile uzlaşılan bir siyasal harita üzerinden götürdüğü süreç yerine, tüm siyasal tarafları kapsayan, Türkiye’nin geleceğinde daha demokratik bir düzenin sağlanmasını arayışı kaçınılmazdır.
Bu bilinçle muhalefet artık içinde bulunduğumuz adalet ve özgürlük sorunlarını aşmaya elverecek bu yeni siyaseti başlatmalıdır. Yeni İlk Hedefler Beyannamesinin birinci maddesi parlamenter demokrasiye geçiştir. Halk bunu talep etmiştir. Siyasal tablo bunu göstermektedir. Siyaset de bunun gereğini behemehal ve derhal yerine getirmelidir!
[1] Grafikte Steve Hanke yöntemi uygulanmıştır.


