Haydi burnumuzu yeşile boyayalım

Haydi burnumuzu yeşile boyayalım

Trump gibi dünyayı kendi oyun alanı gören politikacıların, küresel kâra doyamayan teknogarkların ve onların etekleri altına sığınmış FIFA Başkanı Infantino gibi fırsatçıların birer sayıdan ibaret gördüğü yoksullar, ezilenler, dışlananlar, Yeşil Burun’un futbol emekçisi Vozinha’nın her kurtarışında, Curaçaolu Comenencia’nın golünde, Yamal’ın gülen cingöz yüzünde, Avustralyalı Jackson Irvine’ın duruşunda “Biz de bu dünyada varız” diyor. Sumud filosunu izlerken ve o teknelerde olmayı isterken dediğimiz gibi.

Haydi burnumuzu yeşile boyayalım
Yeşil Burun Adaları bayrağı

Tersine Dünya Kupası-5

T24’teki ilk Dünya Kupası yazımı bitirirken güzel futbol için mendil açacağım takımlardan birinin Yeşil Burun olacağını söylemiştim. Afrika Kupası’ndaki oyunları ve ardından Dünya Kupası elemelerini grup birincisi olarak tamamlamaları dikkatimi çekmişti. Ya da belki sadece armalarındaki mavi köpekbalığı…

Kupada oynanan futbol hakkında ahkam kesmeyi ikinci maçların tamamlanmasına bırakacağım ama şunu söyleyeyim. Yeşil Burun kupanın iyi top oynayan takımlarından. Favori İspanya’yı enerjik ve derinlikli savunmalarıyla bezdirdiler ve hızlı çıkışlarla gol aradılar. Aradıkları golleri artık “hocaların hocası” diyebileceğimiz futbol düşünürü Bielsa’nın Uruguay’ı karşısında buldular. Biraz telaştan kalelerinde iki gol gördüler ama kupaların en çarpıcı frikik golünü attılar ve son bölümde yırtıcı ataklarıyla yengiyi kaçırdılar. Böylece Curaçao ile birlikte manşetleri çalıverdiler.

Curaçao, Almanya’ya beraberlik golünü atıp güçlü rakiplerine endişe saldığında oturduğum yerden fırlayıp kutlamıştım. Peki bana, Yeşil Burun maçından sonra -kullanayım ki bir işe yarasın değil mi- burnumu yeşile boyattığım fotoları dostlarıma yollatan neydi? Neden yerini haritada ezbere gösteremeyeceğimiz, birinin nüfusu 200 bini ötekininki 900 bini geçmeyen bu ülkeciklerin çocukları acılı ve yorgun dünyamızı milyonlarca, belki da milyarı aşkın isimsiz insandan gelen sevgi dalgasıyla daha bir şen döndürüyor?

İbrahim Altınsay

Evet Curaçao, Hollanda petrol devinin bir petrol rafineri adasıyken bugün yine Hollanda Krallığı’na bağlı özerk bir serbest pazar, bir turizm ve vergi cenneti. Evet, Curaçao takımından bir tek Çin asıllı Tahith Chong ülkede doğmuş. Geri kalan 25 futbolcu Hollanda doğumlu. Futbolcular Türkiye de dahil değişik liglerde çokluk alt sıra ya da ikinci lig takımlarında  oynuyor. Bir tür Hollanda ikinci takımı gibi.

Evet, Capo Verde Portekiz sömürgeciler için bir lojistik durakmış zamanında. Kölelerin bütün dünyaya dağıtıldığı bir istasyon da denebilir. Şimdi Portekiz ekonomisine bayağı bağlı, balıkçılık ve turizmle geçinen, yabancı yatırımcılar için çekici bir ülke. Futbolcuları da başta Portekiz olmak üzere bizimkiler de dahil çevre liglerde oynuyor. Kadroda ülke başkenti doğumlu dört futbolcu varken Hollanda Rotterdam doğumlu futbolcu sayısı altı. Yeşil Burunlu gemicilerin yerleştiği bu kentte zamanla bir diaspora oluşmuş. Yeşil Burun’a Feyenoord’un mu, Portekiz’in mi ikinci takımı demeli, bilemedim.

Para zenginlerin, futbol topu yoksulların

Bayrakları birbirine çok benzeyen, biri Orta Amerika’nın doğusundan, öteki Orta Afrika’nın batısından birbirine bakan ve sömürgeciler için biri kölelerin çıkış, öteki giriş istasyonu olan bu iki ülke şimdi neden manşetlere çıkıverdi?

Biraz geriye gidelim. Sömürgecilerin gittikleri ülkelerdeki üretim ilişkilerini vahşice yerle bir ettiğini, buradaki insanları toprağından kopardığını biliyoruz. Sömürgecilik sonrasındaysa bu ülkeler en yoksul tarafından “ilerleme”nin sorunlarıyla boğuşur oldular. Emperyalizmin bugünkü küresel çağında sermaye bütün dünya nüfusunu tüketici, bütün dünyayı da üzerine çökülüp sisteme bağlanacak bir arsa olarak görüyor. Ya tekellerinin gücüyle ya da silah zoruyla.

Sermaye küresel boyutta belli ellerde inanılmaz ölçüde yoğunlaşırken yerinden kopartılan işgücü de savaşlar, yoksulluk ya da ülke içindeki baskılar yüzünden merkeze akıyor. BM verilerine göre 2025 sonunda dünyada 117 milyon kişi yerinden edildi. Bu sayıya gelişmiş ülkelerin vize verdiği doktor, mühendis, yazılımcı gibi beyaz yakalılar ile bir şekilde o ülkelere yerleşmiş göçmenler dahil değil. Merkez ülkeler “düzensiz göç” gibi “nazik” bir terim kullanarak dünya üzerinde yerleri olmadığını düşündükleri milyonlarca insana denizin dibini layık görüyor.

Toprağından, hayatından kopan insanın tek dürtüsü var. Önce hayatta kalmak sonra da bir yere tutunmak… Kabul görmemek, gittikçe artan ırkçı saldırılara uğramak ya da uğrama korkusunu hep hissetmek, her terör eyleminde sorumlu tutulmak, geldiği ülkeyle yerleştiği ülke arasında kalmak ve evet, duygusal, dilsel ve kültürel yarılmalara rağmen hayatta kalabilmek…

Tutunmanın önde gelen yollarından biri futbol. Futbolun dili her yere bir. Bir kâğıdı buruşturup top niyetine oynayabilirsiniz. O topun peşinde koşan herkes en azından sahada eşit. Şansın, yeteneğin varsa ve çalışıyorsan tutunabilirsin. Bir kere takıma girdin mi kabul de görürsün. En azından takımının taraftarlarınca. Takımdaşlık her şeyin üzerine çıkar.

Ancak oraya varmak hiç de kolay değil. O formaya ulaşmakla patlak bir botla Akdeniz’de boğulmak arasında incecik bir çizgi var… Okumadıysanız, Gana’dan kaçan Maria ve Felix Williams çiftinin öyküsünü bulup okuyun. Çift Sahra Çölü’nü yürüyerek geçiyor. Kuzey Afrika’daki İspanyol toprağı Melilla’ya zar zor sığınıyor. Yolları Bask ülkesindeki Bilbao’ya düşüyor. Baba her türlü işte çalışıyor. Çocuklarından birine Bask ismi olan İnaki’yi veriyorlar. Athletic Bilbao takımın altyapısına giriyor çocuklar. Nico Williams İspanya’yla, köklerinin ülkesini seçen İnaki’yse Gana’yla Dünya Kupası’nda şimdi.

Nico Williams’la İspanya’nın kanatlarını paylaşan Lamine Yamal’ın hikayesi de benzer. Babası Fas’tan annesi Ekvator Ginesi’nden. Zar zor Barcelona’nın yoksul bir semtine yerleşiyorlar. Küçük Yamal’ın tek şansı topun peşinde koşmak… O koşma, yeteneği ve çalışması Barcelona’nın altyapı geleneğiyle birleşince onu bu Dünya Kupası’nın yıldızlığına götürecek belki. Hem de Gazze’deki Filistin halkını korkusuzca savunarak. Hem de gol sevincinde mahallesinin posta kodu 304’ü yapıp, o mahalleye “etnik çöplük” diyen ırkçı faşistlere cevabını sahada vererek.

“Göçmenler kupası”

Artık önde gelen Avrupa milli takımlarının hepsi birer göçmenler karması gibi. Fransa’nın “mavi, beyaz, kırmızı”sı milli takımda “siyah, beyaz ve -Müslüman Arap kökenlilerden esinle- Yeşil”e dönüşmüş durumda… Lyon’un yoksul sosyal konutlarının duvarlarında Benzama’nın yanında Cherki’nin resimleri görünüyor artık.

Dünya Kupası’ndaki futbolcuların dörtte biri doğduğu ülkenin milli takımında oynamıyormuş… Fransa gibi önde gelen Avrupa ülkelerinin altyapılarında yetişen göçmen çocukları o ülkenin milli takımlarında yer bulamayınca ailelerinin geldikleri ülke milli takımlarında çıkıyorlar dünya sahnesine. Belki de köklerine borçlu olduklarını düşünerek daha güçlü bir aidiyetle daha yüksek enerjiyle oynuyorlar milli maçları... Umarım Fransa’yla Fas ilerideki turlarda eşleşirler de 2022 yarı finalinin rövanşını izleriz.

ABD ve Kanada takımlarının yarısından fazlasının ailesi bu ülkeye göç etmiş futbolcular… 24 yıl önce New York JFK havalimanındaki bir görevli, yakınlarını ziyaret ettikten sonra ülkesine dönmekte olan Nijerya asıllı Britanyalı Florence Balogun uçmasına, hamileliğinin ileri bir evresinde olduğu için izin vermiyor. Verse ABD bu kupadaki golcüsünden olacak. Çünkü aile New York’ta kalıyor, doğumdan sonra bebekle birlikte İngiltere’ye dönüyor. Folarin adı verilen bebek büyüyor, Arsenal altyapısından A takıma yükseliyor. Alt yaş takımlarında İngiliz milli oluyor ama sonunda doğum yeri ABD’nin milli takımını seçiyor.

Şimdi Folarin Balogun attığı gollerle belki de ABD’yi madalyaya götürecek. Doğum nedeniyle alınan vatandaşlık hakkını iptal etmeye çalışan MAGA’nın magandası Trump, Balogun’a hangi yüzle madalya takacak o zaman. Sunderland doğumlu Arjantin asılı Gio Reyna’ya, Hollanda doğumlu Sergio Dest’e, Almanya doğumlu Malik Tillman’a, İngiltere doğumlu Jamaika asıllı sol bek Anthonee Robinson’a kovulacak göçmen muamelesi yapacak mı?

Günlük hayatta ıstıraplı olan kültürel yarılmalar futbolda da ortaya çıkıyor elbette. Tunuslu ve Faslı bir ailenin çocuğu olarak İsveç’te doğan Yasin Ayari, İsveç formasıyla Tunus’a gol attığında sevinmekle sevinmemek arasında kalabiliyor. İkinci maçta onun yerine giren Taha Ali ise iç savaştan kaçan Somalili bir ailenin çocuğu.

Bütün Batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yabancı düşmanı ırkçı partilerin güçlendiği Avrupa’da her şeye rağmen futbol hâlâ çokkültürlülüğün, farklılıklarla birlikte bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Elon Musk gibi ‘glogarkların’ ayrımcı sağcı güçleri beslediği ve kışkırttığı Almanya’yı Fildişi Sahili karşısında Afgan kökenli Nadiem Amiri’nin ortasında, Türkiyeli Ezidi Kürt Deniz Ündav’ın attığı gol hayata döndürüyor.

Var olduğunu hissetmenin tatlı duygusu

Örnekler ve hikayeler çoğaltılabilir… Dünya Kupaları göçmenlerin kupaları artık. Birkaç ülke dışında çoğu kadro birer “dünyalar karması…” Ülkeler arasında güç farkları da azalıyor. Kupada süs olacağı sanılan Yeşil Burun ve Curaçao gibi ülkeler bu oyunu “biz de oynarız” diyor.

ABD’nin Paraguay maçında tribünlerde, Epsteingillerden Bill Gates’ten maç boyu sırtı sahaya dönük kendini çeken Paris Hilton’a ve kerametleri takipçi sayısıyla ölçülen fenomenlere kadar bir dizi küresel elit gördük. İzlemek değil izlenmek için oradaydılar. Ama tribünleri onlar ve sponsor davetlileri değil ABD’deki göçmen kökenli halklar ve vize engelini aşabilen dünyalılar dolduruyor. Kupa “bizsiz olmaz” diyorlar.

Trump gibi dünyayı kendi oyun alanı gören politikacıların, küresel kâra doyamayan teknogarkların ve onların etekleri altına sığınmış FIFA Başkanı Infantino gibi fırsatçıların birer sayıdan ibaret gördüğü yoksullar, ezilenler, dışlananlar, Yeşil Burun’un futbol emekçisi Vozinha’nın her kurtarışında, Curaçaolu Comenencia’nın golünde, Yamal’ın gülen cingöz yüzünde, Avustralyalı Jackson Irvine’ın duruşunda “Biz de bu dünyada varız” diyor. Sumud filosunu izlerken ve o teknelerde olmayı isterken dediğimiz gibi.

Var olduğunu hissetmenin güzel duygusu bu. Bu duygudan nasıl bir ‘küresel dayanışma ve iş birliği’ çıkar bilemem. Ama futbol da en başta duygu işi değil mi?  Hayata, hayatlarımıza dair duyguların toplandığı birer 90 dakika.

 

 

 

İlgili İçerikler