Tersine Dünya Kupası – 10
Son dakika…
Böyle şey yaşamadım. Kaç gündür tam yazımı yollayacağım, yeni bir gelişme meydana geliyor ve ben sil baştan yapıyorum.
Bu kez durum ciddi… İspanya Dünya Kupası’ndan ihraç edilebilir…Trump İspanya’yla bütün ticari ilişkileri dondurduğunu, bu ülkeye seyahatleri yasakladığını söyledi. İspanya dikkat! Dünya Kupası’nda olduğunuz, hem de şampiyonluğun favorileri arasında gösterildiğiniz öğrenilirse VAR kararıyla falan eve postalanabilirsiniz. Kupayı kazansanız bile alamayabilirsiniz.
Uyarı görevimi yerine getirdikten sonra artık iyice bayatlamış olan yazımı arz edeyim…
Futbol küresi fifantinoların küresine karşı
Kupa statüsü böyle. Önce aheste aheste grup maçlarını izliyoruz. Tam alıştık derken elemeli turlara geçiliyor. Her turda takımların yarısı eve yollanıyor. Sona doğru yorgunluklar iyice artıyor, sakatlar çoğalıyor. Bütün büyüklük şişinmelerine rağmen, finalin oynanacağı MetLife dahil, bazı statların sert, sararmış ve bozulmuş zeminleri de cabası. Turnuva benzini bitmiş araba gibi takati tükenerek finale geliyor.
En önemlisi, tek maçlık uzamalı, penaltı atışlı turlarda eğer favori değilse her takım kalesini korumaya, gol yememeye öncelik veriyor. Bu yüzden 0-0 gittiği sürece maçlarda bir şey olmuyor. Olunca da kaleciler başrole çıkıyor.
Sonuçta, gözler skor tabelasına takılı kalıyor, futbolun kalitesi doğrusal olmasa da genel olarak azalıyor. Kolombiya-İsviçre maçını geçtim, en çarpıcı örnek, adı çok şey vaat etmesine karşın 90+1 dakika “muhteşem sıkıntıya” dönüşen Portekiz-İspanya maçı.
Filistin’e açık destek veren Mısır, onlara YOK Arjantin’e VAR olan kararlarla saf dışı bırakıldı. Kupa tarihinin belki de en hızlı atılmış golü VAR marifetiyle YOK edildi. FIFA, Ronaldo’yu kurtaramadı ama Kupa’nın küresel yüzlerinden Messi’yi kurtardı. Kısaca çeyrek finalde “sen ben bizim oğlan” oynayacak yine. Fas ve biraz da İsviçre ile Norveç sürpriz yapar mı? Çok sakatları var ama umudum Fas… İsveç’le eşleşmemek için yaptıkları şike yüzünden Norveç sevimsiz. Bir de kameraların sürekli “Haaland Babası”nı göstermesinden gına gelmedi mi size de.
Politikaya futbol karıştırmayın azizim
Sona çeyrek kala artık takımlardan ve oyundan daha ayrıntılı bahsetmeye niyetlenmiştim ki, Trump'sız düğün olur mu, “Ben futboldan anlarım, ABD takımından Balogun’un kırmızı kartı kart değil, oynasın çocuk” diye buyuruverdi hazret. “Barışsever,” “adil” ve dahi “eşitlikçi” Infantino bu ricayı ikiletir mi, “Sure signor presidente, bizde yargı bağımsız ama her dert için bir yönetmelik maddemiz var, erteletiriz çocuğun cezasını" diye hemen emri yerine getirdi.
İzinlerini isteyip sorayım; sizin “artık her kırmızı kart kararı kesin ve doğru biçimde alınacak” diye icat ettiğiniz VAR’ınız vermedi mi bu kartı, şimdi neden “yanlış” oluyor? Kırmızı kart doğru değilse, neden iptal edilmiyor da erteleniyor?... Bunlar bizim zekâmızdakilerin anlayacağı konular değil tabii.
Popülizm önce kendi insanına zarar verir
“Bunlardan her şey beklenir” diyen şüpheci ben bile bu karara şaşırdım açıkçası. Sonra şaşırdığıma kızdım. Günümüzde küresel etki yaratabilecek gücü ele geçirenler ve onlarla ittifak içindeki küresel sermaye sahibi “teknogark”lar hangi uluslararası kural ve kurumu tanıyor ki, küçücük bir kartın kırmızısına aldırsınlar.
Aslında Trump’ın ABD takımını kayırmak ve Amerikan halkına yaranmak için yaptığı bu müdahale en çok ABD takımına ve ABD’li futbolseverlere zarar verdi. Başta da istenmeden bu olayın kahramanı olan Florian Balogun’a. Cezasını sakince çekecekken şimdi “Balogun Olayı”nın kahramanı olarak oyuna dışarıdan müdahalenin jenerik adı haline geldi.
İşin garibi, daha önce yazdığım gibi, hamile annesinin ülkesi İngiltere’ye uçmasına izin verilmediği için New York’ta doğmuş Balogun. ABD’liliği bundan ibaret. İngiltere milli takımında oynama umudu pek kalmayınca ABD’yi tercih etmiş. Doğum nedeniyle elde edilen vatandaşlığa şiddetle karşı olan Trump’a göre zaten milli formayı giymemesi gereken biri.
Ayrıca, ABD milli takımının yarısından fazlası ABD’de değil; İngiltere, Almanya, Hollanda gibi yerlerde doğmuş, ABD’ye sadece milli maç yapmaya geliyorlar. İyi birer futbolcu olmasalar belki mülteci diye ülkeye sokulmayacaklar.
ABD ev sahibi olarak turnuvanın en çok kayırılan ve rahat ettirilen takımıydı üstelik. Ama elhak; iyi, enerjik ve uyumlu top oynuyorlardı. Bayağı ileri gidebilirler diyordum ki Trump’ın kendi ülke takımını katleden müdahalesi geldi. Kayırılma ve haksızlık simgesi olarak sahaya çıkan takım uyur gezer gibiydi Belçika karşısında. Balogun topa dokunamadı. Sadece cismi sahadaydı, ruhu başka yerlerde.
Balogun’un oynamayı reddederek futbolun ve kendisinin itibarını kurtarabileceği söylenebilir tabii. Belki şimdi pişmandır ama hayat genellikle böyle şansları bir kez verir insana. Tekrar imkânı olsa adı şans olmaz zaten.
Ben böyle bir tavrı takımın teknik direktörü Mauricio Pochettino’dan beklerdim asıl. Yıllar önce Espanyol gibi orta sınıf bir takımda oynattığı futbol dikkatimi çekmişti. Bielsa ekolünü biraz daha sağlamcı biçimde yeniden üretiyordu. Bir “outsider” olarak Premier Lig’de yaptığı çok iyi işlere de tanık olacaktım daha sonra… Bıraktım işin vicdani yanını, bir hoca olarak Balogun kararının takıma prangalar takacağını anlamalıydı. Maçtan sonra “oyuna bir türlü giremedik” demenin faydası yok, böyle olacağını önceden görecekti. Teknik direktör olmanın bir farkı da bu: Öngörü.
Ne yazık ki, kulübedeki kasıntı havasından sezinlediğim gibi Pochettino da “Amerika’yı Büyük Yapacağız” balonlarına kanmış olmalı. “Bizden büyüğü yok, kesin kupa bizim” havalarına girmiş. Oysa bir futbol takımının canlı bir organizma olduğunu en iyi onun bilmesi gerek. Şişinmelerle, hormonlu beslenmeyle, iltimasla büyük olunmayacağını da... Ne oldu? Bir kırmızı kart iptalinden medet uman oportünistin tekine döndün. Maçı kazansaydın bile bu damgadan kurtulamayacaktın.
Otorite için ne kadar kural o kadar müdahale
Aslında “Balogun Kararı” yeni değil. FIFA’nın gözdelerinden Ronaldo için uygulandı daha önce. Dünya Kupası elemelerinde rakibine dirsek attığı için üç maç ceza alan Ronaldo izleyen eleme grubu maçında oynamadı ama kalan iki maçlık cezası finallerde oynayabilsin diye ertelendi.
Fifantinoların bu kıvrak dans figürleri yeni değil yani. Otoriter yönetimler, hukuku yok sayarak yapmıyorlar operasyonlarını… Tam tersine, birbiriyle çelişir bir sürü kural getirerek amaca göre istediklerini istediklerine uyguluyorlar. FIFA’nın yaptığı da bundan farklı değil.
Onların bütün derdi hiçbir şey üretmeden futbol üzerinden kârlarını en yükseğe çıkarmak, gelirin bir kısmını ülke federasyonlarına ulufe olarak dağıtıp koltuklarını sağlama almak. Bir golün, hatta bir taç kararının bile, bahis sektörünün de hesaba katarsanız, nihai bilançoda milyonlar oynatabileceği bir sektörden söz ediyoruz. Fifantinolar, saha içine girip auta giden topu içeri atamıyorlar ama fikstürle oynayarak ve aslında çok basit olan oyun kurallarını iyice karışık hale getirerek yapıyorlar bunu. Yeni manipülasyon araçları ise her zaman doğru karar vereceği iddiasıyla piyasaya sürdükleri VAR canavarı. Adına “asistan hakem” dedikleri bu yargısız infaz makamı, gol ve ofsayttan başlayarak giderek kart ve kornerlere ve bu gidişle bütün hakem kararlarına karışan “saha dışından müdahale” aracına, “esas hakem”e dönüştü.
Umarım bundan sonra karışmaz ama şu ana kadar bu kupanın başrolünde de “Big Brother VAR” vardı. Grup maçlarında, sadece çok açık pozisyonlarda devreye girmiş gibi gözüken VAR, elemeli turlarda çokluk maçın sonucuna etki etti ya da ettiği tartışmalarına kapıyı açtı.
Örneklerini sıralasam bu yazı bitmez… Zamanında VAR reklamı yapmış olanlar da dahil, ünlü yorumcuların Kupa’daki VAR kararları için söylediklerine bakın yeter. Ben izlediğim maçlardan birkaçına değineyim sadece.
- Honduraslı saha ve VAR hakem ikilisinin İngiltere-Gana maçında İngiltere aleyhine vermediği penaltı ile Senegal-Belçika maçında verdiği penaltı kararları…
- Portekiz-Hırvatistan maçında Ronaldogiller için VAR, Hırvatlar için yok olan penaltı. Ve tarihte ilk kez top saça, evet top futbolcunun saçına belli belirsiz sürtündüğü gerekçesiyle verilen ofsayt kararı.
- Ve nihayet Mısır-Arjantin maçında “slow motion” dokunuş yüzünden sahanın öteki tarafından verilen gol iptali. Ardından Arjantin’in galibiyet golü öncesinde es geçilen faul ihtimalleri.
- Son olarak, devam etmesi istenen yıldızlardan esirgenen ama “ünsüz” rakiplere bolca çıkan kartlar.
Belçikalı bir delikanlı çıkar ve…
Bütün bu adaletsizliklere karşın futbol denen bu hastalıktan neden kurtulamıyoruz? Çünkü o yeşil ya da toprak dikdörtgenin bu oyunun özgürlük alanı olduğuna, her şeyin orada başlayıp bittiğine, sonucun orada belirlendiğine hâlâ inanıyoruz.
Ne oldu? “Balogun Olayı”nda sahaya bir kez daha müdahale etmek isteyen muktedirler amaçladıklarının zıddını yarattılar. İlgili ilgisiz herkes bu müdahalelere tepki gösterdi, futbolla ilgili çevrelerin bu tür müdahalelere karşı duyarlılığı arttı.
Dünya kupalarının en amaçsız ve duyarsız takımı Belçika bir anda futbolun itibarını kurtaran takıma dönüştü. ABD maçına kadar Belçika, yoğun lig sezonlarından çıkmış starların, bence çok haklı olarak, “bitse de gidip dinlensek” havasında sahaya çıktıkları bir takımdı. “Hadi koçum çıkın biraz top yapın” gazıyla yıldızları motive etsinler diye takımın başına hep mülayim hoca koyarlardı.
Balogun Olayı, takımın hocası Rudi Garcia’yı, alçakgönüllü Lille takımıyla Fransa liginde şampiyon olduğu günlere götürmüş olmalı ki yaşlı ve genç yıldızları kenarda oturttu, dinamik istekli bir takım çıkardı sahaya. Çoğu, başta Brugge, Gent olmak üzere sağlam eğitim veren Belçika takımlarının altyapılarından geliyordu ve Avrupa’da pek iddialı olmayan başaltı takımlarda oynuyorlardı.
Sonunda uzun yıllardır görmediğim hızda ve yoğunlukta bir maç çıkardılar. Charles De Keteleare adında, uygar Batı’da iyi bir spor eğitimi almış, futbol ve tenis oynamış, Milan’da tutunamayıp benim pek sevdiğim Atalanta’da istediği ortamı bulmuş, mesleği dışında görüşüne pek rastlamadığım, yedi göbek Flaman bir genç erken attığı iki gol ve bir asistiyle futbolun da Kupa’nın da itibarını kurtardı. Sadece o da değil. “Beyaz hayatlar önemlidir” sloganlarıyla aşırı sağcı güçlerin, ırkçı şiddet ve yağma olaylarına varacak şekilde bütün “medeni Avrupa’yı kavurduğu günümüzde, “başka beyazlar”ın da var olduğunu gösterdi.
Belçika bu maçta yenilseydi 2026 sonsuza kadar lekeli bir kupa olarak kalacaktı ve Belçika’nın adı hiç suçu ve katkısı olmadığı halde kayıtlarda bu lekeyle birlikte anılacaktı. Bu galibiyetle özel olarak da Brüksel’in işçi ve göçmen semti Molenbeek’e “cehennem çukuru” diyen Trump’ın lâfını ağzına tıkamış oldular… (FIFA-UEFA, ABD-AB çekişmesine başka bir yerde değiniriz artık.)
Trump kupayı verecek mi?
“Bir yalan ne kadar tekrar edilirse o kadar gerçek olarak algılanır” ilkesinin yılmaz savunucusu Infantino, “Efenim, Disiplin Komitesi bağımsız karar aldı ama gördünüz hiçbir şeyi etkilemedi bu; sahada iyi olan kazandı” diye zeytinyağı gibi üste çıkmayı deneyebilir.
Tadı kaçan Trump’ın da “o kadar yardım ettim ama ABD formasını layık olmayan, milli marşı bile söyleyemeyen yabancılar, beyaz ve temiz Amerika’mıza ihanet etti” diye takımı satabilir.
Zaten ben onun Kupa’ya pek ısınamadığını hissediyorum. “Ya ne oldu, bütün dünyanın ayak takımı gelip burada boy gösteriyor. Bütün tribünlerde, bizimkiler dahil pis göçmenler var. Yarısı kaçaktır mutlaka. Mamdani Komünisti bile orada. Kalkmış Mısırlı teröristin biri Filistin bayrağı açıyor benim büyük ülkemde. Hani Beyaz Saray’a getirdiğin Messi’ye Ronaldo’ya finalde MAGA şapkası takacaktım, ne oldu?” diye Infantino’ya posta bile atıyordur.
Ben esas İspanya şampiyon olursa Trump’ın kupa törenine gelip gelmeyeceğini merak ediyorum. Gelirse seyredin siz pandomimayı.
Evet, futbola Arapçada “kürret-ül kadem” derler, topa da “küre…” Fifantinolar ve onların ağababaları yorgun mavi “küre”mizi kendi taraflarına döndürmeye çalışsın. Futbol küresi hep kendi bildiği yönde dönüyor. Şampiyon 19 Temmuz akşamı belli olacak ama bakalım asıl maçı kim kazanacak?


