Ank-Ar Direktörü Mert Uzunsoy: En yaşlı seçmen grubu CHP'de; gençler arasında Zafer Partisi bir çekim merkezi, oyunun üçte ikisini oluşturuyorlar

Ank-Ar Direktörü Mert Uzunsoy: En yaşlı seçmen grubu CHP'de; gençler arasında Zafer Partisi bir çekim merkezi, oyunun üçte ikisini oluşturuyorlar

"En yaşlı seçmen grubu CHP'de, şimdi bunların çok büyük bir bölümü Yeni Parti'de. Son dönemde gençlerin ilgisi artmış olmasına rağmen, ortalamanın 4-5 yaş üstünde bu partilerin seçmeni. En genç seçmen ise Zafer Partisi'nde. Bu partinin yaş ortalaması 27,5. Yaşa göre seçmen refleksleri ve beklentileri seçimleri etkiliyor, son seçimlerde AKP'nin oy kaybetmesinin nedenlerinden biri bu. Emekliler hayal kırıklığı yaşadı, yaşam standardını koruyamadı ve bu partiden uzaklaştı. Türkiye'de yaşlı seçmenler, yani 65 yaş üzeri olanlar genellikle muhalif olarak değerlendirilebilir bu nedenle"

Ank-Ar Direktörü Mert Uzunsoy: En yaşlı seçmen grubu CHP'de; gençler arasında Zafer Partisi bir çekim merkezi, oyunun üçte ikisini oluşturuyorlar

Türkiye, eskilerin deyimiyle "seçim sath-ı mâili"nden hiç uzaklaşmayan bir ülke. Herkes her an seçim olabilecekmiş gibi bekliyor, tartışmaları izliyor, öngürüleri takip ediyor. Anketler de birbiri ardına yayımlanıyor. Her kesim kendini mutlu edecek bir anket bulabiliyor yazılı ve görsel basında. Büyük bir seçmen kitlesine sahip Türkiye'de, Ank-Ar, anketlerin ötesine geçip bu büyük kütlenin nasıl bir çerçeve içinde görüntülenebileceğini, eğilimlerini de araştıran bir kuruluş. Sonh dönemde seçim anketleri ile adın dan söz ettirse de, Ank-Ar Direktörü Mert Uzunsoy ile, oy oranlarına bakmadan, genel bir çerçeve içinde, seçmen bazındaki değişimleri ve gelecek perspektifini konuştuk.

- Birbiri ardı sıra anketler yayımlanırken, rakamlara yansıyan seçmenin toplumsal görünümü nedir? Türkiye seçmeninin genel niteliğini değerlendirir misin?

Şu an 64 milyon seçmen var ülkemizde. Bu, seçmen sayısı bakımından dünyada ilk 15 ülke arasında olduğumuzu gösteriyor. Böyle geniş bir kütleyi bir çırpıda analiz etmek, niteliklerini çerçevelemek gerçekten zor. Hızlı büyüyen bir kitleden söz ediyoruz aynı zamanda. Önümüzdeki seçimde 6 milyon kadar yeni seçmen oy kullanacak. Bu önemli bir sayı. Bu artışta, güney illerimizde Suriyelilerin aldığı yurttaşlığın da küçük bir etkisi var. Ancak söylemek gerekir ki seçmen artışının son demlerini yaşıyoruz. Önümüzdeki dönem artışı hızı düşmeye başlayacak.

- Bu, seçmenlerin yaşlanmaya başladığını gösterir tabii, değil mi?

Zaten yaşlanmaya başladı. Türkiye'de seçmen yaşı 42 civarında şu an. Bunun 45 yaş ortalamasına doğru ilerlediğini göreceğiz.

- Yaş gruplarına göre seçmen tercihleri konusunda bir çalışmanız var mı?

En yaşlı seçmen grubu CHP'de, şimdi bunların çok büyük bir bölümü Yeni Parti'de. Son dönemde gençlerin ilgisi artmış olmasına rağmen, ortalamanın 4-5 yaş üstünde bu partilerin seçmeni. En genç seçmen ise Zafer Partisi'nde. Bu partinin yaş ortalaması 27,5.

- Yaşa göre seçmen refleksleri, beklentileri seçimleri etkiliyor olmalı. Böyle bir veri var mı?

Elbette var. Son seçimlerde AKP'nin oy kaybetmesinin nedenlerinden biri bu. Emekliler hayal kırıklığı yaşadı, yaşam standardını koruyamadı ve bu partiden uzaklaştı. Türkiye'de yaşlı seçmenler, yani 65 yaş üzeri olanlar genellikle muhalif olarak değerlendirilebilir bu nedenle. İktidar partisini tercih edenlerin önemli bir bölümü ortayaşlı, yani 33- 54 yaş aralığındaki kesim. Bunlar aktif çalışma hayatının içindeler, daha fazla çalışarak yaşam kalitelerini arttırma umutları var. Ailede birden fazla kişinin çalışabiliyor olması da yaşam standardını belli bir düzeyde tutmaya katkıda bulunuyor. Seçmenlerin ağırlık noktasını oluşturan bu kesimin yönelimlerinde 1980'lerin, 90'ların etkisi de var. 12 Eylül sonrası Türkiye'sini yaşadı bu kuşak. İktidarın, gücün yanında konumlanma arzusu güçlü. Bazı veriler, bu sebeple bu yaş aralığındaki seçmenin sağ görüşe yatkınlığını ortaya koyuyor.

- Peki genç seçmen için ne söyleyebiliriz?

Genç seçmen apayrı bir dünya. Öncelikle şunu söylemeliyim: Gençler arasında Zafer Partisi bir çekim merkezi görünümünde. Bu partinin genel oyu yüzde 3-4 civarında. 18-29 yaş arası gençler bu partinin genel oyunun üçte ikisini oluşturuyor.

- Gençlerde milliyetçi eğilimlerin yükseldiğini mi gözlemliyorsunuz?

Önceleri her yaştan seçmene kendilerini siyasi olarak nasıl tanımladıklarını sorduğumuzda yüzde 25'i "Atatürkçülük" derlerdi; milliyetçilik yüzde 15 civarında kalırdı. Son dönemde bu oran, yüzde 33 Atatürkçülük, yüzde 21-22 de milliyetçilik olarak ortaya çıkıyor. Milliyetçilik tanımlamasındaki bu 7-8 puanlık yükseliş daha çok gençlerin tercihiyle oluyor.

CHP-Yeni Parti açısından bakarsak; geçmişte gençler çok küçük bir pay sahibiydi bu partilerin oy oranında. 2024 ve sonrasında, Özgür Özel- Ekrem İmamoğlu ikisi ile birlikte bu oran değişmeye başladı. Bunda diploma iptali ve Saraçhane mitingi çok etkili oldu. Şöyle açıklanabilir: "Diploma" deyince orta yaş üstü ya da emekliler için olumsuz bir çağrışım olmaz ama gençler için bu önemlidir; ya onu edinmek için çaba gösteriyordur ya da ter akıtmış ve diploma sahibi olmuştur. Bunun iptali riski gençleri tedirgin etti ve pozisyon almaları konusunda tetikledi. Aslında gençler hep muhalifti ama bu genelde AKP karşıtlığı olarak protesto gösterilerinde ortaya çıkıyordu. Gezi protestoları bunun en iyi örneğidir. Şimdi, bu ikilinin liderliği ve yaşanan olaylar, gençler açısından bir siyasal çatıya yönelmeyi cazip hale getirdi. Son aylarda özellikle Yeni Parti'yi destekleyen iki büyük gruptan biri gençler oldu.

- Bunu biraz açalım. Niçin başka muhalif partiler değil de Yeni Parti? Sadece diploma tedirginliği ile açıklanabilir mi?

Bu biraz konjonktürel bir durum. Diploma tedirginliği ile partide genç bir yönetici kuşağın olması buluştu. Yani gençler İmamoğlu ile "gelecek" bağlamında kendilerini ortaklaştırdılar. O zamanki CHP yönetimi de bu süreci mitinglerle iyi yönetti ve gençleri kendine doğru çekebildi. İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yapılan ön seçime ve dayanışma seçimine gençler yoğun ilgi gösterdi, bu partiyle bağ kurmalarını kolaylaştırdı.

- Parti tercihlerinden bağımsız olarak sormak isterim: Ülkemizde gençlerin genel eğilimini nasıl çerçeveleyebiliyoruz?

Giderek otoriterleşen bir ülkede gençlerin tedirgin olması olağandır. Çünkü gelecek kaygısı gençlerde daha çok. Bu durum, siyasal tercihlerini, oy verme edimini de aşarak belirliyor. Şunu söyleyebilirim: Atatürk'ün yaşarken gördüğü değer, bugün özellikle genç kesimde yeniden can buluyor. Bayramlarda, 10 Kasımlarda Anıtkabir'e gidenlerin sayısının sürekli artması bile tek başına bunu gösterir. Gençler de Atatürk'ü yeniden keşfediyor.

- Neden Atatürk? Onun yaşadığı yılların üzerinden neredeyse bir asır geçti. Saha çalışmalarınızdaki gözlemler neler? Bu yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atatürk'ü yeniden keşfediyoruz, dedim. Ancak bu keşif, 1930'ların dünyasına ait değil. O yıllara dönüş özleminden söz etmiyoruz. Atatürk bir kurucu olarak sembol halinde artık. Laik, modern, eşitlikçi ve demokratik bir toplum arzusunun sembolü olarak beliriyor yeni yüzyılda. Şunu gözlemliyorum ben: Türkiye'de ilerici, aydınlıktan yana bir hayatın karşılığı olarak kurucu ilkeler ve onu oluşturan lider öncü olarak simgeleştiriliyor. Laiklikten, özgürlüklerden uzaklaştıkça Atatürk figürü daha bir öne çıkıyor. Başka bir deyişle, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, yani seçmenler ezici bir çoğunluk olarak, kurucu ilkeler üzerinde inşa edilmiş ve yeni çağa uyarlanmış bir demokraside yaşamak istiyor.

- Bu söylediğiniz önemli bir saptama. Neye göre "ezici bir çoğunluk" diyorsunuz? Yani, 64 milyon seçmenin önemli bir bölümünde Atatürk gerçekten hâlâ bir referans mı?

Bunu hemen bir veriyle yanıtlayayım. "Atatürk benim liderimdir, görüşüne katılıyor musunuz?" diye sormuştuk bir çalışmada. yüzde 89'u bu görüşe katıldığını söylemişti. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Başka bir soruyla bunun sağlamasını yapmak istedik o çalışmada. "Laik, demokratik cumhuriyette yaşamaktan memnun musunuz?" sorusunu sormuştuk. yüzde 84 bu soruya "Memnunum" yanıtını vermişti. Bu rakamlar gösteriyor ki cumhuriyete bağlılık çok yüksek bu toplumda. Bu bağlılığın sembolü de Atatürk. Neden böyle? Bunun nedenleri çok; birini söyleyeyim: Eskiden Atatürk devletin soğuk yüzünü, statükoyu temsil ediyordu. Kenan Evren bile "Atatürkçü"ydü. Şimdi devlet Atatürk'ten uzaklaşınca halk onu sivilleştirdi, sahiplendi ve gelecek vaat eden sembol haline getirdi.

- Şöyle bir önerme vardır: Seçmenin yüzde 65'i sağda, yüzde 35'i solda yer alır; bu kolay kolay değişmez. Peki Atatürk, ilericiliğin sembolü haline geldiyse ve seçmenin ezici çoğunluğu buna taraftarsa, sözünü ettiğim oran değişiyor mu?

Değişmiyor. Atatürk'ü beğenmek, onun ilkelerini benimsemek demek solcu olmak, sol partilere, özgürlükçü hareketlere oy vermek anlamına gelmiyor. Doğrusu da bu zaten. Sağdaki bir insan da ona saygı duyuyor, kurucu ilkeleri benimseyebiliyor ve kendine göre yorumluyor. Kaldı ki bu genel oran 1970'ler için belki geçerli olabilir ama 12 Eylül'den sonra geçerliliği kalmadı. Bugün sol diyebileceğimiz partilere oy verenlerin bir bölümü kendini sağcı olarak niteleyebilir; ama iktidardan umudunu kesince bu partilere yönelmiş olabilir. Anadolu'da buna ilişkin örnekler çok arttı son seçimlerde. Yani artık sağcı ve solcu diye ayırmak yerine laik-seküler ve muhafazakâr diye ayırmak daha doğru. Şunu da söyleyebiliriz: Atatürk, son yıllarda muhafazakâr kesimde de "popüler" olmaya başladı. Çizgiler silinmeye başladı. İçki içilen bir restoranda başı kapalı bir hanımefendi rahatsızlık hissetmeden yemek yiyebiliyor. Seküler hayattan yana biri, bir devlet dairesinde başı kapalı birinden hizmet alırken eskisi gibi rahatsızlık duymuyor.

- Ancak, seçmen sandık başına gittiğinde sadece bu dinamiklerle oy vermiyor sanırım. Öyle olsa sandıktan bambaşka sonuçlar çıkardı. Siz sahada birebir çalışan bir araştırmacısınız. Türkiye Cumhuriyeti seçmeni, özellikle de muhafazakâr kesim sandık başında hangi etkilerle oyunu kullanıyor?

Özellikle son iki yılda yaptığımız tüm araştırmalarda ortak şöyle bir bulgu elde ettik: Dünya görüşleri bir yana, daha önce iktidara oy vermiş seçmen, muhalefete oy vermiş olan seçmenden çok daha kararsız ve protest durumda. Ancak sandık başı dediğimiz konum iktidar seçmeni açısından kendi içinde çok büyüleyici ve iktidara yaklaşma refleksinin tavan yaptığı bir nokta. İktidar partileriyle öyle ya da böyle en az bir kez yolu kesişmiş seçmen, sandık başına gittiğinde çoğunlukla yeniden iktidara oy verme davranışı gösteriyor. Bu durum 2015 Kasım seçimi, 2017 referandumu, 2018 genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2023 seçimlerinde de devam etti. Aslında AK Parti ve Erdoğan'ın da en mahir olduğu konu bu, diyebiliriz iç siyasette. Muhalefet iki koyunu dahi güdemez söylemi, kendi seçmenlerinde oldukça büyük yankı bulmuş ve oy davranışını doğrudan doğruya etkiler bir büyüklüğe erişmiş durumda. Kaldı ki az evvel saydığım tüm seçimlerin iktidar tarafından kazanılmasına da önemli derecede katkısı olmuştur.

- Toplumbilimciler, Türkiye'de muhafazakârlaşmanın görünür hale geldiğini ama sanıldığı kadar baskın olmadığını, sekülerleşmenin daha etkin olduğunu söylüyorlar. Buna katılır mısınız? Bunu gözlemliyor musunuz sahada?

Gözlemliyoruz. Çok hızlı bir sekülerleşme var ülkemizde ve dolayısıyla seçmende. Bambaşka bir çağ yaşamaya başladık. İstanbul'da görebileceğiniz bir yaşam tarzına Anadolu'nun en ücra kasabasında da rastlayabiliyorsunuz. Erzurum'da yaşayan 18 yaşındaki bir gençle, İstanbul Kadıköy'de yaşayan 18 yaşındaki bir gencin ortaklaşamadığı alan çok azdır. Sosyologların tesbiti hiç de şaşırtıcı değil.

- Toparlarsak; bütün bu gelişmeler, seçmenlerin değişen tercihleri, geleceği nasıl şekillendirecek? Önümüzdeki seçimlerde hangi dinamikler etkili olacak?

Türk seçmeni geçmişte iktidar tarafından algılar ve vaatler bakımından çok manipüle edildi. Muhalefet de üst üste yaşadığı yenilgilerle büyük bir hayal kırıklığı içine düştü. Ancak muhalefet açısından ilginç bir durum yaşanıyor. Onca hayal kırıklığına rağmen toparlandılar, kazanma umutlarını, inançlarını yeniden kazandılar ve güç toplamaya başladılar. Öte yandan, iktidar için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Seçim kazanma argümanları giderek azaldı. Terör ve güvenlik meselesi artık eskisi kadar önemli görülmüyor. Bizim güvenliğimizi güçlü ve istikrarlı bir iktidar sağlayabilir, algısı değişti. İktidar 2019'da birinci parti olarak birçok yerde kaybettiği seçimi, 2024'te ikinci parti durumuna düşerek, daha ağır bir şekilde, hezimete uğrayarak kaybetti. Bu ikinci parti olma pozisyonu, bizdeki verilere göre hiç değişmedi, halen devam ediyor. İktidarın aynı argümanlarla seçim kazanmasının artık mümkün olmadığını görüyoruz. Zaten "Terörsüz Türkiye" sürecinin başarıyla gerçekleşeceğini öngörürsek, terör argümanı artık kullanılamaz durumda olacak. Bunun karşılığında Kürt seçmenin ne kadarının iktidar bloğunun yanında saf tutacağını henüz bilmiyoruz. Dış ilişkiler de aynı durumda. İktidar seçmeni Trump ile Erdoğan arasındaki yakın işbirliğini nasıl görüyor, bu iç politikaya nasıl yansıyor, diye araştırdık. Soru şuydu: "Trump ile Erdoğan arasındaki yakın ilişki, Sayın Cumhurbaşkanı'na bakışınızı etkiliyor mu?" Toplumun yüzde 40'ında Sayın Cumhurbaşkanı'na bakışın olumsuza döndüğünü gördük. yüzde 35 oranındaki yanıt ise, zaten bakışım olumsuzdu, bu yakınlık etkilemeyecek, yönünde oldu.

- Bu yüzde 40 oran hangi kesimlerde daha belirgin?

Sağcı, muhafazakâr diyebileceğimiz seçmende çok daha yoğun. Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Zafer Partisi, Anahtar Parti, İyi Parti seçmeni çoğunlukta. MHP ve AKP seçmeninin de bir bölümü bu yakınlığa sıcak bakmıyor. Ortada bir hassasiyet olduğu kesin. Ancak şunu gözden kaçırmamalıyız: İktidarlar seçimlere her zaman türlü avantajlarla girerler. Bu avantajın başarıyla kullanılması ibreyi yukarı doğru yöneltebilir; bunu da gözden kaçırmamak gerekir.

Muhalif kesim, iktidarın bu eskimiş, seçmeni etkileyemeyecek argümanlarını aşarak topluma ne söyleyecek? Bu önemli. İmamoğlu-Özel liderliğinin mağduriyeti, toplumun bu konudaki yükselen tepkisi onların iktidara gelmelerine yetecek mi? CHP-Yeni Parti bölünmesi seçimlere doğru seçmeni nasıl etkileyecek? Bütün bunlar netleştikçe ülkemizin gelecek perspektifi de ortaya çıkacak.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler