O İstanbul ki...

O İstanbul ki...

İstanbul, tarihin her döneminde sanatçıların ilgisini çekmiş, onlara bitip tükenmez bir mekân ve tema olmuştur. Geçmişte onca yolu aşarak bu kenti görmek için gelen Batılı sanatçı az değildir. Kimisi büyülenip İstanbul'a  tutkuyla bağlanmış, kimisi hayal kırıklığına uğramış ama yolunu mutlaka buraya düşürmüş, yapıtlarında hiç değilse bir iz düşüm olarak yer vermiş

O İstanbul ki...

Orhan Kemal'ın Gurbet Kuşları romanı Haydarpaşa'da başlar: "Taa Kurtalan'dan kalkıp yolu üzerindeki irili ufaklı istasyonlardan topladığı çeşitli yolcularla tıka basa dolu 'Kuşluk treni' Haydarpaşa garına çığlık çığlığa girdi. Ağırlaştı. Sonra da ıslak fışıltılarla rayların üzerine upuzun serili kaldı. Koşanlar, koşuşanlar... Koşan, koşuşanlar arasında istasyon görevlilerinden başka gar hamalları, yolcularını karşılamağa gelmiş fötr şapkalılar, mantolu tayyörlüler. İlk şaşkınlık, ilk heyecandan sonra her şey durur gibi oldu."  Uzaklardan kopup gelen ve İstanbul'a adım atan için gerçekten önce her şey durur gibi olur; sonrası sonsuz bir devinimdir. Bunu çok romanda, çok filmde izlemişizdir. 

Nâzım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları'na da böyle başlar: 

"Haydarpaşa garında 

1941 baharında 

saat on beş. 

Merdivenlerin üstünde güneş 

yorgunluk 

ve telaş. 

Bir adam 

merdivenlerde duruyor 

bir şeyler düşünerek." 

Bir de batıdan vapurla gelmek vardır İstanbul'a. Sisler içindeki bir sırla imgeleşir şehir. Bir  mücevher kutusunun açılması gibi usul usul Ayasofya'nın ve Sultanahmet Camisi'nin görünmesi, mavi bir ışık huzmesinin Süleymaniye'yi de aydınlattıktan sonra Topkapı Sarayı'nı aşıp sularla buluşması eşi benzeri görülmemiş bir görüntü oluşturur. Yazar Gürsel Korat, Deniz Göründü adlı kitabında  şunları yazar: "İstanbul'da yüzyılların biriktirdiği çok ince elekten geçmiş derin bir mimari kültür vardır. Ayasofya'dan çıkıp Süleymaniye'ye giren kişi bu iki yapının benzerliklerinden ve insan ruhuna kattığı görkem duygusundan ötürü sarhoş olur." 

İstanbul, tarihin her döneminde sanatçıların ilgisini çekmiş, onlara bitip tükenmez bir mekân ve tema olmuştur. Geçmişte onca yolu aşarak bu kenti görmek için gelen Batılı sanatçı az değildir. Kimisi büyülenip İstanbul'a  tutkuyla bağlanmış, kimisi hayal kırıklığına uğramış ama yolunu mutlaka buraya düşürmüş, yapıtlarında hiç değilse bir iz düşüm olarak yer vermiş. 

Melih Yıldız, genç kuşaktan bir yazar; elinde kelimelerden bir büyüteç, edebiyat tarihine, saklı kalmış metinlere ve olaylara bakıyor. Remzi Kitabevi etiketiyle yayımlanan "Onların İstanbul'u" yapıtında da büyüteci bu olağanüstü kente tutmuş. İstanbul'a yolu düşen ya da görmek için gelen yazarların izlenimlerini toplamış kitabında. Maksim Gorki'den Mark Twain'e,  Çaykovski'den Hemingway'e ve  Virginia Woolf'tan Gustave Flaubert'e değin çok sayıda yazarın metinlerinde ve anılarındaki İstanbul'u okumak şaşırtıcı ve etkileyici. Örneğin Maksim Gorki'nin 1933'te memleketine dönerken İstanbul'a uğrayıp  dolaşmak istemesi. Ününün doruğundaki bir yazarın merak ettiklerinin izini sürmek ilginç. Vapuru, isteği üzerine Karaköy'e demirlemiş. Vali Yardımcısı Ali Rıza Bey karşılamış yazarı. Önce Taksim Anıtı'na gitmiş, oradan Sultanahmet, Süleymaniye ve Ayasofya'yı gezmiş. Ankara'ya da davet edilmiş ama vakti olmadığı için teşekkür ederek bu daveti geri çevirmiş. 

Moby Dick romanını  okumayan pek yoktur herhalde. Macera romanlarının lezzetini çocuk yaşta yaşatan bu romanın yazarı Herman Melville de  Batılı yazarların hülyalı şehri  İstanbul'a düşürmüş yolunu. Melih Yıldız,  Onların İstanbul'u kitabında Melville'in kentle karşılaşmasını şu cümlelerle anlatıyor: "İstanbul'a vardıklarında şehri yoğun bir sis kaplamıştır. Boğazda sisten göz gözü görmez, bu sebeple gemiyi bir türlü limana yanaştıramaz kaptan. Ve karadan üç mil uzakta demir atmak zorunda kalırlar. İstanbul'un üzerinden sis, nihayetinde iki gün sonra çekilir; böylece Melville'in kalbi heyecanla çarpar. Aayasofya'nın kubbesini göremeyip sadece duvarlarını ve zeminini görse de buradan çok etkilenir. Kendi kendine 'Konstantiniyye tıpkı güzel sultanları gibi yaşmağıyla bir peçenin ardında göründü' der." 

Ünlü besteci Çaykovski de  İstanbul caddelerinde yürüyen  sanatçılardan. 1886'da Trabzon yoluyla İstanbul'a gelen Çaykovski, Melih Yıldız'ın aktardığına göre  Tepebaşı'nda çay bahçesinden yükselen müziğin peşine takılır, kalabalığa uyar ve "Kimsenin yanındaki dinleyicinin kim olduğunu bilmediği bir konserin seyircileri arasına karışır." 

"Onların İstanbul'u" sadece büyülenmişçesine şehri gezen yazarlara yer vermemiş. İstanbul ve Türkler hakkında önyargıyla sokakları adımlayan yazarlara da değinmiş Melih Yıldız. Örneğin Mark Twain: "Usta yazar gemiden karaya adım attığında da hayal kırıklığına uğrar. İstanbul, okuduğu kitaplardaki, izlediği tablolardaki ve seyyahların yazılarındaki gibi büyülü bir kent değildir ona göre." Kötü kokulardan etkilenir yazar, ondan sonra bütün kötü kokuları "İşte bu Türk kokusu" diyecek kadar önyargıyla gezer şehri. Ayasofya'nın içine ayakkabılarını çıkarıp girmek zorunda olmasından hiç hoşlanmaz; dahası Ayasofya'yı da beğenmez! Kentle ilgili olumsuzlukları bir önyargıya dönüştüren yazarlardan biri de  Hemingway'dir: "Savaşların neden olduğu yoksulluğu yok sayarak otelinin manzarasından etkilendiği İstanbul hakkında olumsuz yargılarda bulunmaya başlar Hemingway. Özellikle sinek sokmalarından, yolların toz toprak ve yağmur yağdıktan sonra her yerin çamur olmasından, yolda yürüyen insanların gidiş geliş kuralına uymamasından mustariptir (...) İşgal altındaki İstanbul'u kara yüzlü, çarpık, sokakları pis kokan, Doğu'nun tam olarak gerçek yüzü olarak betimler." 

İstanbul, her çağda sanatçıları kendine çekebilmeyi başarmış ender şehirlerden biridir. Her şeye rağmen buradan uzak kalamayan yazarları  ve izlenimlerini Melih Yıldız'ın kitabından merakla izlerken, Gürsel Korat'ın  Deniz Göründü adlı yapıtında "İstanbul dünyanın başka şehirlerine benzemez ama başka şehirler İstanbul'a benzeyebilir" diye yazdığını anımsadım. Korat'ın  Roma'yı işaret ederek yazdığı şu cümlesi de, Melih Yıldız'ın izini sürdüğü karşı konulamaz merakın kanıtı gibi: "Dünyada hiçbir şehir  onun kadar İstanbul'la yarışmamış, onu yok etmek istememiştir."


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler