Çocuklar ne zaman evin patronu oldu?

Çocuklar ne zaman evin patronu oldu?

Sevgi, sınır ve modern ebeveynliğin kayıp dengesi...

Çocuklar ne zaman evin patronu oldu?

Uzun yıllar çocuklarla çalışmış bir eğitimci ve bir ebeveyn olarak son yıllarda rollerin günden güne daha çok karıştığı ebeveyn-çocuk ilişkileri gözlemliyorum.

"Hayır" kelimesiyle tanışmayan çocukların sayısının arttığı, ebeveyn tutarlılığının ve kararlılığının azaldığı, çocukların ailedeki karar verici pozisyonunu alarak yönetimi ele geçirdiği, kısaca hatların karıştığını gözlemlediğim ebeveyn-çocuk ilişkileri…

Geçtiğimiz günlerde ortak kullanıma açık bir havuzda, bir ailenin altı yaşlarındaki kızlarını kısa bir süreliğine havuzdan çıkarak alışveriş yapmak üzere pazara gitmek için ikna etmeye çalışmasına istemeden de olsa şahit oldum. Ailenin haftalık meyve/sebze ihtiyacını karşılamak üzere yalnızca o gün kurulan pazara gitmesi gerekiyordu ama küçük kızın eğlenmekte olduğu havuzdan çıkıp pazara gitmeye hiç niyeti yoktu. Anne ve baba, kızlarını kararlı bir ebeveyn üslubunden bir hayli uzak bir tavır ve ortak bir alanın kaldırabileceğinin üstünde bir tonda yaklaşık bir saat boyunca ikna etmeye çalıştı. Çocuk da yeterince kararlı ve tutarlı olmadığını hissettiği bu talebi şımarıkça bir hal ve tavır içinde uzunca bir süre reddetti. Ve sonunda altı yaşındaki kız çocuğu bu galibi belli çekişmenin kazananı oldu.

Başka bir gün, deniz kenarında ellerini beline koymuş 9-10 yaşlarındaki bir kız çocuğunun denizden karaya doğru yaklaşan, kısa bir süre içinde babası olduğunu anladığım adama hesap soran bir tavırla “O gözündeki kimin gözlüğü?” “Benim değil mi?” diye başlayan sorgusuna tanık oldum. Soru üzerine baba da kız çocuğuna dönüp mahçup bir tonda “evet” dedi. Bunun üzerine de kız çocuğu babasına sert bir tonda “Bir daha sakın sormadan alma!” diye karşılık verdi.

Duyduklarım karşısında kumların üzerinde uzandığım yerde şaşkınlık içinde kalakaldım.

Bir ebeveyn ve çocuk arasında geçmesine tanıklık ettiğim yukarıdaki ‘saygıdan’ yoksun diyalog ve tavır karşısında buharlaşmak istedim ve resmen ben utandım.

Karşılaştığım bir başka örnekte ise altı yaşındaki çocuk nereyse seyahate nereye gidileceğine karar veriyor; evde hangi yemeğin pişeceğini seçiyordu. Yetişkinler ise evde bir öfke nöbeti yaşanmasın diye kendi davranışlarını çocuğa göre ayarlıyordu.

Bu sahneler artık istisna değil. Maalesef modern ebeveynliğin sıradan manzaraları.

Patron bebekler

Son yıllarda bunun için yeni bir tanım kullanılmaya başlandı: Boss Baby (Patron Bebek)

The Boss Baby

Elbette bu kavramı ilk duyduğumuzda aklımıza aynı isimli animasyon filmi geliyor. Oradaki takım elbiseli, şirket yöneten bebek sadece komik bir karakterdi. Ama bugün o mizah, gerçek hayatta şaşırtıcı ölçüde karşılık buluyor.

Bizde ise bu durumun en çarpıcı hicivlerinden biri, senaryosu Berkun Oya'ya ait olan Azizler filminde yeğen Caner karakterinde can buluyor. Caner, yalnızca komik bir çocuk figürü değil bütün evin ritmini belirleyen, yetişkinleri yöneten, onların psikolojisini kontrol eden, kabadayı tavırları ile ev ahalisinin kendinden çekindiği evin küçük patronu. Caner adeta günümüz yetişkinlerinin çocuk yetiştirme biçimine tutulmuş bir ayna.

Caner rica etmiyor, onay beklemiyor, doğrudan bildiriyor. Sanki ailede karar verme yetkisi kendisindeymiş gibi.

Karakter, günümüzde sıkça gözlenen "çocuğun özsaygısını koruyalım" anlayışının yanlış yorumlanmasının bir eleştirisi niteliğinde.

Çocuğun fikrini önemsemek ile bütün karar mekanizmasını ona bırakmak arasındaki fark artık maalesef bazı örneklerde görünmez hale geldi.

Güç dengesinin yetişkinden çocuğa geçtiği bu hal gelişim psikolojisinin önerdiği güven veren lider ebeveyn modelinin tam tersi.

Filmde elbette her şey bilinçli bir biçimde abartılmış. İzlerken gülmemizin nedeni ise hepimizin son yıllarda benzer Kuzeylerle daha çok karşılaşıyor ya da tanışıyor olmamız ve hatta kendimize bile itiraf etmesi zor da olsa Kuzey’in ebeveynleriyle aramızda irili ufaklı bağlar kurmamız.

Azizler Filmi, Caner karakterini canlandıran oyuncu Göktuğ Yıldırım

İşin ironik tarafı bugünün birçok ebeveyninin aslında çocukluğunda bu tavrın tam tersine maruz kalmış olması; sesi duyulmayan, sürekli susturulan, fikri sorulmayan, kaşla gözle sessizce yönetilen, "Ben ne dersem o olur" cümlesiyle büyüyen bir kuşaktan geliyor olması.

Çocukken kendi sınırları ihlal edilen bazı yetişkinler, ebeveyn olduklarında çocuklarının sınırlarını ihlal etmekten öylesine korkuyorlar ki bu kez sınır koymayı tamamen bırakıyorlar.

Sevgi ile sınırın dengesi

Otoriter ailelerden sınırsız ailelere doğru bir uçtan diğer uca savruluyoruz.

Oysa çocuk psikolojisi bize yıllardır sınırın da sevgi kadar güven verdiğini söylüyor.

Gelişim psikolojisi açısından bakıldığında, aşırı otoriter ebeveynlik ile sınırsız (izin verici) ebeveynlik birbirinin zıttı gibi görünse de aslında aynı eksenin iki ucu olarak değerlendiriliyor. Her iki yaklaşımda da çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimi için gerekli olan sevgi ile sınırın dengesi eksik.

Aşırı otoriter ailelerin ortak özelliği çocukları sürekli kontrol altında tutması. Bu ailelerde büyüyen çocukların fikri önemsenmez ve itaat etmesi beklenir.

Böyle bir ortamda büyüyen bireylerin yetişkin olduklarında, kendi çocuklarına benzer bir baskıyı yaşatmaktan büyük bir kaygı duymaları çok anlaşılır. Ve fakat gerçek hayat gözlemlerimde de paylaştığım üzere bu bireyler ebeveyn olarak bilinçli ya da bilinçsiz biçimde bu kez tam karşı uca savrularak "Benim çocuğum hiçbir baskı yaşamayacak" anlayışını benimseyebiliyor. Bu kez de sınır koymaktan çekinen, "hayır" demeyi suçlulukla ilişkilendiren bir ebeveynlik ortaya çıkıyor.

Yani rahatsız edici bir deneyim yaşayan kişi, aynı hatayı tekrarlamamak için tam tersine yönelebiliyor; fakat bu sefer de denge noktasını kaçırabiliyor.

Yani çoğu zaman asıl konumuz şımarık çocuklar değil dengeyi kaybetmiş yetişkinler.

Oysa çocuklar açısından sınır, baskı anlamına gelmez. Çocuk beyninin gelişimi üzerine yapılan çalışmalar, özellikle dürtü kontrolü, duygu regulasyonu ve yürütücü işlevlerden sorumlu olan prefrontal korteksin çocukluk boyunca olgunlaştığını gösteriyor. Bu nedenle küçük çocuklar kendi davranışlarını yetişkinler gibi düzenleyemedikleri için dışarıdan gelen tutarlı kurallar ve öngörülebilir sınırlar, henüz gelişmekte olan bu sistem için adeta bir "iskelet" görevi görüyor.

Çocuk/ergen beyin gelişimi üzerine yazdığı Dramsız Disiplin, Bütün Beyinli Çocuk,  Brainstorm adlı kitaplarıyla tanınan klinik psikiyatri profesörü Daniel J. Siegel ve erken çocukluk uzmanı Tina Payne Bryson da çalışmalarında sınır koymanın cezalandırmak değil, çocuğun gelişmekte olan beynine rehberlik etmek anlamına geldiğinin altını çiziyor.

Çocuklar, yetişkinin sakin ama kararlı biçimde "Buraya kadar" diyebilmesi sayesinde dünyayı öngörülebilir ve güvenli bir yer olarak algılıyor.

Çocukların ihtiyacının sınırsız özgürlük değil, güven veren sınırlar olduğunu hatırlamakta fayda var. Sınırlar, çocuğun bireyselliğini bastırmak için değil; duygularını düzenleyebilmesi, hayal kırıklığıyla baş edebilmesi, başkalarının haklarını gözetebilmesi ve gerçek dünyaya hazırlanabilmesi için var. Çünkü gerçek hayat, her isteğin anında yerine getirildiği bir yer değil ve  çocuk bunu ilk kez güvenli aile ortamında öğreniyor.

İşte burayı çok değerli buluyorum. Çocuklarımız hepimizin biriciği ve onlar için her şeyin en iyisini istiyoruz fakat belki de bugün çocuklarımızı en çok sevdiğimizi düşündüğümüz yerde, her istediklerini anında yerine getirmeye çalışarak, gerektiğinde ‘hayır’ demeyerek, sınır konusunda dengeyi kaçırarak onlardan pek çok önemli yaşam öğretisini esirgiyoruz.

Bugün çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli armağanlardan biri, onları dünyanın merkezine yerleştirmekten ziyade sevildiklerini, kendilerine has halleriyle değerli olduklarını, yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlamak ve dünyada kendilerine ait sağlam bir yer bulabilecekleri güvenini vermek.

Bunun yolu ne çocuklarımızın sesini kısmaktan ne de onların her isteğine “evet” demekten geçiyor; sevgiyle sınırın, özgürlükle sorumluluğun, bireysellikle başkasını gözetmenin yan yana durabildiği bir dengeyi kurabilmekten geçiyor.

Herkese; sevdikleriyle sevgiyi doya doya paylaşırken aynı zamanda da sınır dengesini gözetebilecekleri yeni bir hafta dilerim.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler