Modern zamanlar ve belirsizliğin doğası bizi güvenli alanda kalmaya itiyor. Aynı yerde kalmaya, bildiklerimizi tekrar etmeye, elimizdekini kaybetmemeye...
Oysa yaşam hareketi seviyor. Büyüme, gelişme konfor alanından çıktığımız yerde başlıyor.
Nietzsche'nin de söylediği gibi, "Yaşamak sürekli hareket etmektir; hareket ise anlam üretir." Çünkü hareket yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir; düşüncenin yer değiştirmesi, insanın kendini yeniden kurabilmesi, gerektiğinde yıllarca emek verdiği yapıyı yıkıp yeniden inşa edebilmesidir.
Yaratıcı öz için hayatın merkezi belli bir mekandan ve zamandan bağımsızdır. Belki de bu yüzden hayat yolculuğuna özünde bulunan yaratıcılığı koruyarak ve besleyerek devam edebilen insanlar, kendilerini hiçbir mekâna ait hissetmezler. Onlar bir binaya, bir unvana ya da alışkanlıklara değil; yaratma, üretme becerilerine güvenirler. Kurdukları düzen artık gelişime hizmet etmiyorsa, onu geride bırakmaktan çekinmezler. Çünkü bilirler ki insanı var eden sahip oldukları değil, yeniden yaratabilme becerisi ve cesaretidir.
Yaratıcı insanın en büyük sermayesi de budur. Gittiği yere yalnızca bavulunu değil, hayal gücünü, merakını ve üretme arzusunu taşır. Ürettiği anlarda zamanın akışını unutur. Mekân silikleşir. Hatta bazen beden bile geride kalır. Geriye yalnızca yaratma hâli kalır. Bu yüzden onun cenneti belirli bir koordinatta değildir, nereye gitse onu da yanında taşır. Nerede düşünüyorsa, üretiyorsa, dönüştürüyorsa; orada yeniden kök salar. Hayatın merkezi de tam olarak orası olur.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, hayatın merkezini dışarıda aramaktan vazgeçmek. Çünkü hayatın merkezi yalnızca biz neredeysek değil; nerede anlam üretiyor, nerede birlikte düşünüyor, nerede yeni ihtimallere alan açıyorsak tam olarak orada.
Komos Bodrum- Dereköy’de yeni bir yolculuk
Geçtiğimiz günlerde, Bodrum Dereköy'de kapılarını izleyiciye açan Komos Bodrum'u, ilk gösterileri "İtiraz Sofrası"nı izlemek üzere ziyaret ettim. Oyunun ardından mekanın yaratıcıları Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran'la sohbet etme ve bu yeni yolculuğa dair heyecanlarına ortak olma fırsatı yakaladım.
Övül ve Mustafa Avkıran, otuz yılı aşkın süredir Türkiye'de ve dünyanın farklı coğrafyalarında bağımsız tiyatro üretimlerine imza atan değerli iki sanatçı. Hayatlarını, üretime ve yaratıma duydukları tutkuyu takip ederek şekillendirmişler.
Ve gerektiğinde hayatlarına yeni merkezler kurmaktan; zamanı geldiğinde ise o merkezleri geride bırakıp yepyeni hikâyeler inşa etmekten çekinmeyen bir yaşam yolculuğunu seçmişler.
Anlam üretmenin peşinde geçen yaşamları boyunca İstanbul, Antalya ve Berlin, seçtikleri duraklardan ve üretim merkezlerinden yalnızca birkaçı. Bugün ise bu yolculuğun yeni merkezi Komos Bodrum. Bu yeni merkezle birlikte, üretimlerini uluslararası iş birlikleri ve farklı coğrafyalarla kurdukları bağlar üzerinden sürdürmeye de devam ediyorlar.

Peki Komos Bodrum nasıl bir yer?
Burası Bodrum Dereköy’de çorak bir tarladan emek, sevda, tutkuyla zeytin ve okaliptüs ağaçlarıyla çevrili bir cennete dönüşmüş, disiplinlerarası sanat üretimlerine, yaratıcı buluşmalara ve ortak deneyimlere ev sahipliği yapmak üzere yola çıkmış ilham dolu bir alan.
Övül ve Mustafa anlam peşinde dünyayı dolaşıp durmuşlar, bir hayal kurmuşlar ve en iyi bildikleri işi yapmak, hayallerini gerçekleştirmek üzere Komos’a varmışlar.
Mekana adını veren ‘komos’ kelimesi ‘komedya’ sözcüğünün kökeni ve cümbüş anlamına da geliyor.
Komos’ta, gökyüzünün altında iki tane sahne bulunuyor. Sahnelerin ilki merkezin seyirciyle buluşan ilk gösterisi olan ‘İtiraz Sorası’nın da gerçekleştiği, biyolojik bir göletin ortasında kurulmuş olan rengarenk bir sahne. Diğeri ise ateş başında hikayeler paylaşmak, dinletiler ve edebiyat okumaları yapmak üzere buluşmak niyetiyle kurulmuş olan, ortasında bir ateş çukuru bulunan etrafı yemyeşil küçük sahne.
Komos Bodrum gösterilerin sahnelendiği bir kültür mekânı olmanın yanında tiyatronun , dansın, müziğin, edebiyatın birbirine değdiği, farklı disiplinlerin aynı çatı altında karşılaşabildiği yaşayan bir üretim alanı olarak tasarlanmış.
Merkez zaman içinde sanatçıların ve araştırmacıların bir araya gelip çalışabilecekleri rezidans programlarına, disiplinler arası buluşmalara, festivallere ve yeni yaratım süreçlerine ev sahipliği yapmayı hedefleyen, anlamın, karşılaşmaların ve yeni ihtimallerin filizlenebileceği bağımsız bir yaşam ve üretim ekosistemi olmayı hedefliyor.
Komos Sahne
Alayına Neşe, Alayına Gülmece - İtiraz Sofrası
Komos Bodrum sahnesi birlikte gülmek ve düşünmek üzere kurulmuş olan bir sofra ile açılıyor. ‘Eğlenceli, şakalı, şukalı’ bir gösteri olarak tarif edilen mekanın ilk gösterisi güldürüyor ama isminden de anlayabileceğiniz gibi itirazlarıyla bolca da düşündürüyor.
Bu şenlikli sofranın mimarları “böyle gürültülü, mürültülü, şenlikli, menlikli, alaylı, malaylı” dört ‘curcunabaz’.
İtiraz Sofrası ve Curcunabazlar
Peki kim bu curcunabazlar?
‘İtiraz Sofrası’nın omurgasını oluşturan bu dört yaratıcı isim, sahnede olduğu kadar sahne arkasında da üretimin farklı katmanlarını üstleniyor. Komos Bodrum'un kurucuları Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran, gösterinin konseptini ve yönetmenliğini birlikte üstlenirken, oyunun fıkralardan, mesellerden, masallardan, türkülerden ve hikâyelerden beslenen zengin metni Mustafa Avkıran'ın kaleminden çıkıyor. Besteler Levent Güneş'e ait. Müzik düzenlemelerini ise Levent Güneş ile grubun diğer curcunabazı Selçuk Artut birlikte gerçekleştiriyor. Böylece her biri kendi uzmanlığını ortak bir yaratımın parçasına dönüştürüyor; ortaya yalnızca bir sahne gösterisi değil, müziğin, anlatının, tiyatronun ve sözlü kültürün iç içe geçtiği kolektif bir deneyim çıkıyor.
İlksen Utlu, Selçuk Artut, Övül Avkıran, Mustafa Avkıran ve Levent Güneş
Gösteri sofralarımızın bereketli olması, kahkahalarımızın daim olması dileğiyle açılıyor ve aklımızı doyurmak üzere kurulmuş bir sofra olduğunu baştan ifade ediyor.
Curcunabazlar cümbüşe; ‘gölgeye sahip çıkanları, suyu karaborsaya düşürenleri, kuşlara uçmayı yasaklayanları’ taşlayarak başlıyor. Mizah, daha ilk andan itibaren itirazın dili oluyor. Derken bir bakıyorsunuz Nasrettin Hocaçıkageliyor bir fıkrasıyla; ardından Köroğlu sazının sesiyle söze karışıyor. Karagöz, Pişekâr, Kavuklu… Bu toprakların belleğinde yaşayan nice karakter ve anlatı, aynı sofranın etrafında yeniden buluşuyor. Çünkü söz bu coğrafyada hiçbir zaman tek başına yürümüyor; asırlardır türkülerle, masallarla, fıkralarla, meddahlarla ve gölge oyunlarıyla omuz omuza yol alıyor. "İtiraz Sofrası" da bu kadim hafızayı bugünün diliyle yeniden kuruyor.
Gösteri, curcunabazların sahnenin etrafını saran göletin etrafında oturan izleyiciyi halaya davetiyle unutulmaz bir sonla kapanıyor.
Dünyanın durmaksızın hızlanmayı dayattığı bir zamanda Komos Bodrum, derenin kenarında, dev okaliptüs ağaçlarının ve yüz yıllık zeytin ağaçlarının arasında başka bir ritmin de mümkün olduğunu hatırlatıyor. Zamanı tüketmek yerine onun içinde derinleşmeye, yavaşlamaya, birlikte düşünmeye ve birlikte üretmeye alan açıyor. Yolunuz Bodrum'a düşerse, Komos'un programını takip edin. Ve mümkünse, "İtiraz Sofrası"na siz de misafir olun.
Oyunu Bodrum’da izleme şansı yakalayamayanlar da merak etmesin eminim sezon boyunca bu sofra başka şehirlerde de kurulacaktır.
Herkese; hayatın merkezini dışarıda değil, önce kendi içinde aradığı, oradan aldığı güçle bulunduğu her yeri yeşerttiği ve yeni anlamlar ürettiği bir hafta dilerim.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


