Porsuk’un kıyısında yeşil bir nefes

Porsuk’un kıyısında yeşil bir nefes

Festival bahane, Eskişehir şahane!

Porsuk’un kıyısında yeşil bir nefes

Dünya küçüldükçe merakımızın sınırları büyüdü. Birkaç saatlik uçuşlarla kıtalar değiştiriyor, daha önce yalnızca fotoğraflarda gördüğümüz şehirlerde uyanabiliyor, dünyanın öte ucundaki rotaları seyahat listelerimizin en üst sıralarına yerleştirebiliyoruz.

Ne var ki bu hız ve kolaylık, bazen tuhaf bir paradoksu da beraberinde getiriyor: Uzağı keşfetmeye bu kadar hevesliyken yanı başımızdakini görmeyi erteliyoruz. “Nasıl olsa giderim” dediğimiz şehirler, yıllar boyunca hayatımızın hemen kıyısında sessizce bekliyor. Oysa insan bazen dünyayı keşfetmeye kendi kapısının önünden başlamalı.

Üzerinde yaşadığımız toprakların coğrafyasını, tarihini, kültürünü ve hafızasını tanımadan başka coğrafyalara duyduğumuz merakın ne kadar eksik kalabileceğini düşünerek, yıllar içinde Türkiye’nin farklı köşelerini keşfetme şansına sahip oldum.

Yine de benim için uzun zamandır “bir ara mutlaka” diyerek ertelediğim bir şehir vardı. İstanbul’a bu kadar yakın, adını bu kadar sık duyduğum, merakımı yıllardır canlı tutan Eskişehir…

Bu yıl ilki gerçekleşen Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali vesilesiyle Eskişehir’i ilk kez ziyaret etme fırsatı yakaladım.

Ve kısa bir süre için ziyaret ettiğim bu kadim kentin yoğun yeşiline ve insanı önceleyen yönetim tavrına hayran kaldım.

Eğer siz de bu tanışmayı erteleyenlerdenseniz Yüksek Hızlı Tren ile seyahat etmenin yolculuğu çok pratikleştirdiğini belirtmek isterim.

Söğütlüçeşme’de başlayan ve üç saat süren konforlu bir tren yolculuğunun sonunda Eskişehir’e ulaştım. Hatta sabah saat 9:00’da bindiğim ve son durağı Sivas olan trenin 16:00’da Sivas’a ulaşıyor olduğunu öğrenince ilk fırsatta Sivas’a bile gitmek geldi içimden.

Bu yıl ilk kez gerçekleşiyor olan Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ne ve yeni tanışıyor olduğum kente dair izlenimlerimi sizlerle de paylaşmak isterim.

Festival bahane, Eskişehir şahane!

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında, temelleri Eskişehir’de atılmış bir marka olan ETİ’nin katkılarıyla düzenlediği Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali kentin düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yılının kutlandığı 2 Eylül ile 6 Eylül tarihleri arasında gerçekleşiyor.

Benim 2 Eylül Çarşamba günü açılışını kaçırdığım festival neşeli ve coşkulu görüntülere sahne olan ve festival coşkusunu karada başlayıp Porsuk nehrine taşıyan bir kortejle açılışını yaptı.

Eskişehir; Jazz Festivali, Film Festivali, Ahşap Heykel Festivali gibi yıl içinde pek çok festivale ev sahipliği yapan, festival yapma konusunda deneyimli bir kent.

Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali; bu deneyimden hareketle Kültür Daire Başkanlığı liderliğinde beş ana dairenin bir arada çalışmasıyla üç ay gibi kısa bir sürede ortaya çıkmış ve bu festivalle birlikte buluşma fırsatı yakaladığım Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayşe Ünlüce’nin de altını çizdiği üzere bütün şehri birleştiren bir festival hayali gerçek olmuş.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayşe Ünlüce ve İlksen Utlu

Porsuk Nehri’ni merkeze alan festival; müzikten sinemaya, tiyatrodan dansa, sergilerden atölyelere, spordan söyleşilere uzanan geniş programıyla hem ülkemizden hem de farklı ülkelerden sanatçıları Eskişehir’de bir araya getiriyor.

Kentpark, Sümerpark, Adalar Mevkii, Köprübaşı ve İskele26 gibi izleyicilerin kenti daha da yakından hissetmesine vesile olan etkinlik noktalarında festival boyunca gerçekleşen tüm etkinlikler ücretsiz.

Festivalde; Mor ve Ötesi’nin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve Eskişehir Polifonik Orkestrası eşliğinde gerçekleştireceği kapanış konserinin yanı sıra Pinhani, Selin Çıngır, Kore Gyeonggi Sinawi Orkestrası, Jomy Jai Ensemble, Big Band Firebird Orkestra, Roman Orkestrası, Jön, Pizz konserleri de öne çıkan müzikal etkinlikler arasında.

Festivalin bir diğer öne çıkan etkinliği de tiyatro oyunları. Festival kapsamında Craft Tiyatro’nun “Dalgakıran”, Bahçe Galata’nın “Nora 2”, Luminart’ın “En İyi İkinci” ve Artalan Kolektif’in “Yıldız” oyunları tiyatroseverlerle buluşuyor.

Festivale katıldığım tarihte ben de Tülin Özen, Tansu Biçer, Nihal D. Koldaş ve Nihal Çötelioğlu’nun sahneyi paylaştığı; evlilik, toplumsal cinsiyet rolleri, annelik gibi toplum nezdinde dokunulmaz gibi görünen bıçak sırtı konuları ele alan ve izleyiciyi de kendini sorgulamaya davet eden “Nora2” adlı oyunu izledim.

Oyundan önce de öğleden sonra saatlerinde festivalin film gösterimi ve söyleşilerine evsahipliği yapan noktası İskele 26’da beğenerek takip ettiğim oyuncu Tansu Biçer’le gerçekleştirilen söyleşiyi dinledim. Tansu Biçer de Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu imiş. Biçer’in hem Eskişehir’e dair hislerine hem de Eskişehir’de Konservatuar öğrencisi olmanın bir oyuncu olarak kendine kattıklarına yer verdiği konuşması benim için yeni tanışıyor olduğum bu kente dair başka bir pencere daha açtı.

Peki nerelere gittim?

Festival vesilesiyle Porsuk Nehri kıyısında konumlanan ve bünyesinde bir de kafe bulunan İskele 26’da yukarıda paylaştığım söyleşiyi dinledim. Bu mekanın ruhuna, yeşiline, nehir kıyısında bulunan salkım söğütlerin Porsuk’a eğilişine, ağaçların Porsuk üzerine vuran manzarasına hayran kaldım.

İskele 26, Porsuk Nehri

Yine şehrin başka bir köşesinde nehre komşu olan Sümerpark’ta bir islekele üzerinde dünyadanın çeşitli yerlerinden gelen ressamların ve Boyalıparmaklar sanat grubunda bulunan küçük ressamların katılımıyla gerçekleşen Nehir Kenarı Şövaleleri başlıklı Uluslararası Sanat Kurultayı’nı görme fırsatım oldu. Aynı park Anadolu Üniversitesi’nde sanat eğitimi alan öğrencilerin hurdacılardan toplanan malzemeleri heykele dönüştürdükleri etkileyici bir çalışmaya da ev sahipliği yapıyordu. İşin en güzel tarafı öğrencilerin tüm bu etkinlerde gerçekleştirdikleri eserlerin tamamlandıktan sonra kamusal alanda sergileniyor olması.

Eskişehir öğrencilerin hayatın merkezinde olduğu, üretimlerinin desteklendiği ve eserlerinin şehrin pek çok noktasında sergilendiği bir üniversite kenti. Bu gerçeği duymanın ötesinde birebir kentte bulunup gözlemlemek gerçekten çok etkileyici bir deneyim.

Odunpazarı Sanat Sokağı

Festivalin ana sahnesinin kurulu olduğu ve konserlerin gerçekleştiği Kentpark da içinden akan nehir ve coşkulu yeşilliği ile çok ferahlatıcıydı.

Trenden iner inmez festival ekibine katıldığım Sazova Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi ise 2014 yılında çorak bir arazinin üzerine kurulmuş olan ve bugün barındırdığı ağaçlar, bitkilerle kente müthiş bir nefes sağlayan, kurulu olduğu alanda; Bilim Deney Merkezi’ne, Uzay Evi’ne, bir hayvanat bahçesine ve kafelere ev sahipliği yapan bir merkez.

Kentin defalarca çok etkilendiğimi bahsettiğim tüm bitkileri belediyenin seralarında yetişiyormuş ve sera, çöp geri dönüşümünün sağlandığı bir tesis tarafından sürdürülebilir yöntemlerle destekleniyormuş.

Burası aynı zamanda müzeler açısından da çok zengin bir kent. Bulunduğum süre içinde açıldığından bu yana yakından ve merakla takip ettiğim Odun Pazarı Modern Müze’yi, Hamam Müzesi’ni, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi, Ticaret ve Sanayi Müzesi’ni ve Arkeoloji Müzesi’ni gezdim.

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

Yeniden ziyaret edeceğime inandığım Eskişehir’le tanıştığıma çok memnun oldum. Bu yıl ilki gerçekleşen ve sadece üç ay içinde başarılı bir şekilde hayata geçirilen Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’nin yıldan yıla gelişmesini ve daha çok izleyiciye ulaşmasını dilerim.

Başta Eskişehir’in günümüz kimliğinin ve yönetim anlayışının oluşmasına uzun yıllar emek veren efsane başkan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’e, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’ye, tüm belediye ekibine ve Eskişehirlilere teşkil ettikleri güzel şehircilik örneğiyle ülkemize kattıkları değerden dolayı çok teşekkür ederim.

Herkese yakınında bulunan değerleri keşfetmeyi ertelemeyecekleri güzel bir hafta dilerim.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler