Siyaset esnafları

Siyaset esnafları

Siyasetin kirlendiği, rant, mevki, itibar ve akraba kayırmacılığının ön planda olduğu ülkelerde “siyaset esnafları” sahneden inmiyorlar

Siyaset esnafları

Bu yazıda bir yandan esnaflığın tarihini bir yandan da siyaset üretenlerin çağlar içindeki sosyal özelliklerini anlatmaya çalışacağım. Baştan söyleyeyim, partilerin kapısından kovulsa bacasından girmeyi beceren, seçmenini de partisini de bir kalemde satarak öbür mahalleye dükkân açan siyaset esnaflarını kimliklendirme işini size bırakacağım.

Aslında esnaf olmak kolay değil; derler ki mahallenin ışığı esnafın dükkânından saçılırmış. Esnaflık tarihsel süreç boyunca üretimle tüketim arasında güven köprüsü kurmuş, yerel kalkınmanın temeli olmuş. Esnafın başarısı, toplumun huzuruna-zenginliğine katkı sağlamış. Esnafların varlığını güçlü bir şekilde sürdürdüğü ülkelerde geleceğe olan umut yeşermiş, küçük işletmeler büyüdükçe ülkeler kalkınmış.  

Esnaf tezgâhları 6 bin yıl önce Mezopotamya’da açılmış 

Esnaflığın ilk izleri 6 bin yıl önce Mezopotamya’da tespit edilmiş, sonrasındaki 3 bin yıl içinde Antik Mısır’da, Eski Yunan'da ve Anadolu’da yaygın olarak farklı alanlarda faaliyet gösteren esnaflar görülmüş.

Esnafların izleri 6 bin yıl önce Mezopotamya’da tespit edilmiş

Tarıma dayalı kentleşmenin yaygınlaşması ve öncekinden çok daha büyük ölçüde bir arada yaşama isteği başlayınca üretici olmayan insanların küçük ölçekli ticaret yaptıkları alanlar ortaya çıkmış. Demirci, terzi, çömlekçi ve marangoz gibi el becerisiyle hayatını idame ettirenler toplumda sosyal bir katman haline gelmiş.

Antik Mısır’da esnaflar farklı alanlarda faaliyet göstermiş

Bu yıllarda dağınık halde ve ilkel şartlarda çalışan esnafların toplum içinde temsilcileri olmamış, her esnaf işinin her aşamasında başının çaresine bakmaya çalışmış.  

Eski Yunan toplumunda demirci, terzi, çömlekçi ve marangoz gibi el becerisiyle hayatını idame ettirenler sosyal bir katman haline gelmiş

Antik Çağ’da Siyaset 

Antik çağda Asya ve Mezopotamya’da siyaset yaparak devletleri yönetenler krallar, imparatorlar, kutsal bir kimliğe bürünerek başa geçen rahipler ve onların adına bölgelerinde düzeni sağlayan valilerle imparatorluk bürokratları olmuş.

MÖ 5. ve 4. yüzyılda, özellikle demokrasi fikrinin doğduğu Yunan şehir devletlerinde özellikle köle olmayan, erkek vatandaşlar ülke yönetiminde aktif rol almışlar.  

Bu yıllarda bu özellikleri taşıyan her vatandaş gerektiğinde meclise katılmış, mahkemede jüri olmuş, konuşma yapmış, oylamalara katılmış.

Yani politika üretmek, siyaset yapmak Eski Yunan’da hiçbir zaman “meslek” olmamış, tamamen yurttaşlık sorumluluğu olarak görülerek geçici bir kamu görevi olarak algılanmış.   

Eski Roma’da siyaset   

MÖ 509–27 yılları arasında Cumhuriyet dönemi yaşayan Roma’da siyasi pozisyonlar genellikle aristokrat sınıfın elinde olmuş.

Antik Roma'da siyasi pozisyonlar genellikle aristokrat sınıfın elinde olmuş

Siyaset yapmak aristokratik bir yaşam tarzıyla iç içe olarak “Cursus Honorum” tanımlamasıyla kariyer yolu olarak görülmüş ve sadece Quaestor, Aedile, Praetor, Konsül isimli kurumlarda politika üretilmiş.

Bu dönemde siyaset yapan aristokratlar aynı zamanda toprak sahibi ve asker oldukları için bu işten gelir elde etmeyi düşünmeyip siyaseti bir meslek seçeneği olarak değerlendirmemişler ama profesyonel siyasetçiliğin ilk adımları bu yıllarda atılmış.

Orta Çağ siyaset 

Orta Çağda gerek Avrupa’nın her yerinde gerekse de Asya ve Mezopotamya’da toprak sahipleri, hem siyasi lider olan Halifeler, sultanlar, hanlar, hükümdarlar, imparatorlar yönetimlerde etkin olmuş; siyasi düzen lordlar, kontlar, baronlar, kraliyet ailesi mensupları ve kraliyet adına görevlendirilenler aracılığıyla yürütülmüş.

Feodal beyler toprak yönetimi ve merkezi yapıya asker gücü sağlarken kralların bazı bölgelere atadığı valiler veya şerifler genellikle danışmanlıkla mahkeme işleri çerçevesinde çalışmış.

Yani Orta Çağ’da da siyaset bir meslek değil, statü ve görev olarak algılanmış; “kariyer siyasetçisi” olmamış. 

Orta Çağ'da Kilise ile siyaset ilişkisi

Orta Çağ’da gücünü ve etkinliğini hayatın her alanında gösteren Kilise hem yönetime hem de topluma dayatmada bulunmuş.

Orta Çağ’da piskoposlar ve manastır liderleri çoğu zaman hem dini hem de siyasi yetkilere sahip olmuş; halkın katılımı olmadan kilise hiyerarşisinde yükselen kişiler –aynı butlan Kemal misali- atandıkları görevlerde siyasete yön vermiş.

Orta Çağ'da kilise hiyerarşisinde yükselen kişiler –aynı butlan Kemal misali- atandıkları görevlerde siyasete yön vermiş

Venedik, Floransa, Cenova gibi bazı erken şehir cumhuriyetlerinde “town council” veya “municipal council” gibi yapılara üyeler genellikle zengin ailelerden, tanınmış tüccarlardan seçilirken seçimler çoğu zaman sınırlı bir seçmen grubunun oyuyla gerçekleşmiş.

Avrupa’nın çok yerinde soya dayalı, babadan oğula geçen soyluluk yönetime doğrudan erişim sağlarken halkın seçme hakkı yok denecek kadar sınırlıymış. Örnek vermek gerekirse bu tür yapılanmalarda şehrin ticari ve siyasi çıkarlarını koruyacak kişileri göreve getirmek için sadece erkekler, ev sahipleri ve vergi verenler oy kullanmış.

Orta Çağ’da esnaflık

Orta Çağ’da, özellikle 11. ila 15. yüzyılda Avrupa ve kısmen İslam şehirlerinde görülen ekonomik-sosyal gelişme sonrasında tüccarların ve küçük üreticilerin sayısında ciddi artış olmuş; esnaf loncalarından oluşan meslek örgütlenmeleri toplumsal işleyişte etkin hale gelmeye başlamış.

Orta Çağ’da, Avrupa ve İslam şehirlerinde görülen ekonomik-sosyal gelişme ile tüccarların ve küçük üreticilerin sayısı artmış

Şehirlerin büyümesi, Haçlı Seferleri sonrasında ticaret yollarının canlanması, takasa dayalı alış-verişin para ekonomisine evrilmesiyle el sanatlarına dayalı zanaat ve zirai üretim artmış; esnaflar meslek loncaları çevresinde güçlerini birleştirmiş.    

Önceleri kendi alanlarında fikir üreten, düşüncelerini sınırlı bir çevrede paylaşan loncalar, şehir hayatının büyümesiyle birlikte toplumsal konularda da görüş beyan etmeye başlamışlar; kısa zaman içinde çok geniş bir coğrafyada üretimi, ticareti, adaleti ve meslek standartlarını düzenlemede sözü dinlenen güçlü kurumlar hâline gelmişler.

Denilebilir ki 18. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa'da tek tük parlamento yapıları olsa da halkın çok küçük bir bölümü oy kullanabilmiş; siyaset kralların, aristokratların, toprak sahiplerinin ve din adamlarının egemenliğinde olmuş. Örnek vermek gerekirse 1830 larda İngiltere'de toplam nüfusun yaklaşık %1–2 civarında bir oranı seçimde oy kullanabiliyormuş. 1832'de kabul edilen Reform Yasası ile oy kullananların sayısı yaklaşık 435 binden 650 bine yükselerek %14–18 olmuş.  

Sanayi Devrimi siyasi partileri ve profesyonel siyasetçileri ortaya çıkarmış

Sanayi Devrimi sonrasında siyasetin yapısı köklü biçimde değişmiş! Bugün bildiğimiz anlamda kitleye hitap eden siyasi partiler, profesyonel siyasetçiler ortaya çıkmış; propaganda toplantıları ve seçimlere dönük politik yarış başlamış.

Sanayi Devrimi sonrasında siyasetin yapısı köklü biçimde değişmiş

Yalnızca aristokratların çıkarlarını temsil ederek ayakta kalamayan siyasal sisteme sanayi burjuvazisi, fabrika işçileri, beyaz yakalı çalışanlar, sendikalar ve esnaf toplulukları da katılmış; toplumsal katmanlar siyasal temsil talep etmeye başlamış. Siyaset ilk kez geniş halk kitleleri arasında örgütlenmek zorunda kalmış.

Yeni yeni belirmeye çalışan siyasi partiler bugünkü gibi üyelik sistemi olan büyük örgütler değilmiş; parlamentolardaki milletvekillerinin oluşturduğu gevşek gruplarmış.

Örneğin 17 yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar Britanya siyasetine yön veren iki tarihi siyasi grup olan Whigs ile Tories siyasi oluşumları parlamento içindeki kliklerden doğmuş.   

İlk modern siyasi partiler nasıl kuruldu?

19. yüzyılın sonlarında işçi sınıfı kendi temsilini istemeye başlayınca sendikalar ve işçi dernekleri siyasal örgütlenmenin yolunu aramaya başlamışlar. İngiltere’de İşçi Partisi, Almanya’da Sosyal Demokrat Parti bu şekilde işçi hareketlerinin içinden doğmuş.

19. yüzyılda emekçiler taleplerini parlamentolara taşımayı hedeflemiş

Artık belki de ilk kez fabrikalarda çalışan insanların taleplerini doğrudan parlamentolara taşımayı hedefleyen oluşumlar ortaya çıkmaya başlamış; modern siyasi partiler doğmuş.  

Aynı zamanda genişleyen oy verme hakkı kullanımı milyonlarca seçmene ulaşma gerekliğini doğurmuş. Bunun sonucunda da partilere üyelik sistemleri geliştirilmiş, il ve ilçe teşkilatları kurulmuş, gazete-dergi aracılığı ile propaganda ağları oluşturulmuş ve seçim kampanyalarında profesyonel teknikler kullanma gereksinimi ortaya çıkmış.

Fabrikalarda çalışan insanların taleplerinin -belki de ilk kez- parlamentolara taşınması bu dönmede hedeflenmiş.   

Sanayi Devrimi yalnızca fabrikaları ve şehirleri değil, siyasetçiyi yani Homo politicus’u icat etmiş 

1900’lü yıllara girilirken aday olacak, görev alacak kişileri parti liderleri ve yerel elitler belirliyormuş ama varlıklı olmak bu konuda büyük avantaj sağlıyormuş çünkü seçim kampanyalarının masraflarını adaylar kendileri karşılıyormuş.

Çok kısa bir süre içinde parti örgütleri büyümüş; yerel yapılar ses çıkarmaya başlamış. Artık siyasete atılacaklar memleket meselelerine kafa yormak dışında parti üyelerinin desteğini almak, yerel teşkilatlarda yükselmek, parti içi seçimleri kazanmak için de çaba harcıyormuş.

Bu nedenle 19. yüzyılın sonralarında kurulan ilk parlamentolara girenler -şu anda bizde olduğu gibi- daha çok avukatlardan, sanayicilerden, toprak sahiplerinden, doktorlardan oluşuyormuş. Bu da yeni bir insan tipini ortaya çıkarmış; Latince "politik insan" anlamına gelen “Homo politicus” yani kariyer siyasetçisi ortaya çıkmış.

Latince "politik insan" anlamına gelen “Homo politicus” yani kariyer siyasetçisi ortaya çıkmış

Siyaset esnafları tezgâh başında

Max Weber, modern çağın ayırt edici özelliği olan devletlerin ortaya çıkması ve büyümesiyle siyasetin profesyonelleştiğini, siyasetin tam zamanlı bir uğraş hâline geldiğini söylemiş.

Siyaset bilimci Robert Michels de büyük partilerin zamanla profesyonel yöneticiler tarafından kontrol edildiğini ileri sürmüş. Her büyük örgüt gibi siyaset de zamanla profesyonel bir yönetici sınıfı üretmiş.

İtalyan siyasetinde siyaset esnafları o kadar çok tezgâh sahibi olmuş ki siyasetçilerin iktidar ve muhalefet arasında geçiş yaparak siyasi sistem içerisinde kendilerine alan açmalarını anlatan “trasformismo” kelimesi bu duruma özel olarak üretilmiş. 1946–2013 arasında İtalyan milletvekillerinin 471'i bu davranışla ilişkilendirilmiş. Daha da çarpıcısı, 1996–2001 arasında İtalya Temsilciler Meclisi üyelerinin yaklaşık dörtte biri en az bir kez parti değiştirmiş. 

Araştırmalar karşı tarafa geçmenin siyasetçilere kısa vadede siyasi hayatta kalmalarına yardımcı olabildiğini göstermiş.

Tarihimizde “siyaset esnafı” olarak tanımlanacak çok isim var. Hatta biri var ki bunu 3 kuşaktır yapıyor, dedesinden aldığı tezgâha tek bir olumlu fikir katamadan açmaya devam ediyor.

Siyaseti geçim yoluna dönüştüren siyaset esnafları tezgahlarını açmaya devam ediyor

Siyaseti emeklilik yaşı olmayan bir meslek olarak görüp geçim yoluna dönüştüren, seçmeni müşteri olarak görüp velinimet nutukları atan, sesi sadece yemin ederken görülen siyaset esnafları gereksiz yere işgal ettikleri koltuklarla iş yerlerini yanlarında taşıyorlar.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler