Latin Amerika sağa çark ederken: Sıra Brezilya'da mı?

Latin Amerika sağa çark ederken: Sıra Brezilya'da mı?

4 Ekim -ve ikinci tura kalırsa 25 Ekim- seçimleri sonrasında Brezilya belki sağa çark edecek, belki de etmeyecek. Seçim sonucundan bağımsız ülkenin siyasal ekseninin son yirmi yılda epey yer değiştirdiği, kutuplaşmanın keskinleşip demokratik kurumları tehdit etmeye başladığı ortada

Latin Amerika sağa çark ederken: Sıra Brezilya'da mı?

Latin Amerika'nın son yıllarda sağa doğru kayan siyasi haritasında şimdi sıra bölgenin en büyük ülkesinde. 4 Ekim Pazar günü yaklaşık 159 milyon Brezilyalı seçmen devlet başkanının yanı sıra milletvekillerini, Senato'nun üçte ikisini ve eyalet valilerini seçmek üzere sandığa gidiyor. Oniki adaylı başkanlık yarışı çoktan iki isim etrafında kilitlenmiş durumda: Şimdiki başkan, eski sendikacı Luiz Inácio Lula da Silva (kısaca Lula) ve eski başkan namıdiğer ‘Tropiklerin Trump’ı’ Jair Bolsonaro'nun büyük oğlu Flávio Bolsonaro.

Son anketlere göre Lula ilk turda Flávio'nun sadece birkaç puan önünde. Anket şirketi Datafolha Lula'yı yüzde 42, Flávio'yu yüzde 38; AtlasIntel/Bloomberg ise sırasıyla yüzde 45,3 ve yüzde 42,2 gösteriyor. Bu tabloya bakarsak seçimin ikinci tura kalma ihtimali yüksek. 25 Ekim'deki olası ikinci tur ise başa baş: Datafolha Lula'yı yüzde 48, Flávio'yu yüzde 45 gösterirken AtlasIntel/Bloomberg'de Flávio yüzde 47,7, Lula yüzde 47,6'da.

Bu çekişmeli yarışta belki en çarpıcı veri Lula ve Flávio'nun ‘reddedilme oranlarının’ –‘bu adaya asla oy vermem’ diyenlerin oranı- yüzde 45'te eşitlenmiş olması. Bu, Brezilya'da duygusal kutuplaşmanın (affective polarization) ne denli kristalleştiğinin iyi bir göstergesi. Kritik seçim giderek Lula ve İşçi Partisi etrafında şekillenen Petismo (İşçi Particilik) ile Bolsonarismo (Bolsonaroculuk), yani birbirine karşı konumlanmış iki güçlü siyasi kimlik arasında bir tür plebisite dönüşmüş durumda.

Bu seçimin önemi Brezilya'nın sınırlarını aşıyor

Brezilya Üçüncü Dalga Demokratikleşmenin ve 2000'lerde Latin Amerika'yı saran ve ‘pembe dalga’ (pink tide) diye adlandırılan sola yönelişin en büyük laboratuvarlarından biriydi. Yirmi yıl sonra rüzgâr bu kez ters yönden esiyor ve Lula giderek sağa kayan bir Latin Amerika'da dördüncü kez iktidara gelmeye çalışıyor. Belki de bu seçim Brezilya demokrasisinin en kritik seçimi. ‘Faşizmi sadece kendisinin durdurabileceğini’ ve bu yüzden tekrar aday olduğunu iddia eden Lula, 2 Ekim Cuma günkü mitingde Lula, ‘ya ben, ya barbarlık’ diye haykırıyordu.

Arjantin'de Milei, Şili'de Kast, El Salvador'da Bukele ve Kolombiya'da de la Espriella gibi birbirinden farklı sağ aktörlerin yükseldiği bir dönemde Latin Amerika'nın en büyük ekonomisi, en büyük nüfuslu demokrasisi, Küresel Güney’in en önemli oyuncularından biri olan ve son yıllarda doğal kaynakları ve özellikle de kritik mineralleriyle daha da önem kazanan Brezilya, sağın bölgedeki yükselişinin de yeni sınavı.

Trump/MAGA ve milli egemenlik

Latin Amerika'da sağın yükselişini sadece Trump ve MAGA'nın bölgeyi sağa çekmesinin bir sonucu olarak görmek ve ulusal düzlemdeki dinamikleri göz ardı etmek indirgemeci bir yaklaşım olur. Sağın yükselişinin yerel dinamikleri var, ancak sağ hareketlerin ulusötesi ağları, Trump/MAGA'nın bu ağlarda artan önemi ve Trump Yönetiminin kendi istediğini yaptıramadığı ülkeleri farklı yöntemlerle ‘cezalandırması’ da artık iyi bilinen dinamikler. Bu noktada Brezilya iyi bir örnek. Baba Bolsonaro Trump’a çok yakındı. Trump yönetimi, Brezilya’ya Lula’nın (üçüncü hükümeti) döneminde yüksek gümrük tarifeleri ve mali yaptırımlarla ekonomik baskı uygularken, Yüksek Mahkeme yargıçlarından üst düzey yetkililere ve Brezilya'nın Washington Büyükelçisi'ne uzanan vize iptalleriyle diplomatik baskıyı da artırdı. Lula, Bolsonaro ailesinin Trump/MAGA ve ulusötesi ağlarla yakınlığını ‘milli egemenliğe tehdit’ olarak tanımlıyor ve bu kartı seçim kampanyasında sıklıkla kullanıyor. 22 Eylül'deki BM Genel Kurulu konuşmasında ‘Brezilya kimsenin arka bahçesi değildir’ diyen Lula dış müdahaleye karşı egemenlik vurgusunu tekrarladı.

Sömürgecilik veya dış müdahalenin toplumsal hafızada güçlü olduğu ve bağımsızlığın ulusal kimlik inşasında önemli olduğu ülkelerde, milli egemenlik kolaylıkla bir seçim malzemesine dönüşebiliyor.

Tek bir ‘Latin Amerika sağı’ yok

Latin Amerika’daki yeni aşırı sağ eskisinden biraz farklı. Sol-sağ arasında sosyoekonomik ayrışmadan çok sosyokültürel ayrışma giderek daha fazla ağırlık kazanıyor. ‘Kültür savaşları’ diye nitelendirilen değerler çatışması bu ayrışma eksenini daha da keskinleştiriyor ve duygusal kutuplaşmayı besliyor.

Bölgedeki aşırı sağ aktörler birbirlerinden de farklılar. Sosyal politikadan devletin piyasadaki rolüne, göçten Trump yönetimiyle kurdukları ilişkiye kadar pek çok konuda ayrışıyorlar. Ortaklaştıkları nitelikler ise güvenlik sorununademir yumruk yaklaşımı, kültürel muhafazakârlık ve sol karşıtlığının siyasi bir kimliğe dönüşmüş olması; yani kimliğin kimi desteklediğiniz kadar-hatta bazen daha çok-kime karşı olduğunuz üzerinden kurulması, yani negatif partizanlık.

Sınıf savaşından kültür savaşına

Brezilya siyasetindeki temel ayrışma ekseni de artık sınıf, gelir, bölüşüm gibi sosyoekonomik meselelerden çok güvenlik, dini ve kültürel kimlik etrafında şekilleniyor.

Son yıllarda Brezilya siyasetinin orta yerine konumlanan dini kimlik bunun en görünür alanlarından biri. 2022 nüfus sayımına göre Brezilya’da 10 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 56,7'si Katolik, yüzde 26,9'u Evanjelik. 2010'da bu oranlar sırasıyla yüzde 65,1 ve yüzde 21,6 idi. Lula da, Flávio da sıklıkla dini sembol ve referansları kullanıyorlar.  

Son Datafolha anketi bu ayrışmanın sandıktaki izdüşümünü iyi yansıtıyor. Katoliklerin yüzde 50'si Lula'ya, yüzde 32'si Flávio'ya; Evanjeliklerin ise yüzde 52'si Flávio'ya, yüzde 26'sı Lula'ya oy vereceğini söylüyor. İkinci tur simülasyonunda ayrışma daha da büyüyor. Katoliklerin yüzde 55’i Lula’yı, Evanjeliklerin yüzde 62’si Flávio’yu destekliyor.

Diğer 10 aday: Ikinci turun dengesini kim etkileyebilir?

Bu kritik seçimde renkli bir oyuncu kadrosu var. Anketlere göre başkanlık yarışının ilk beşinde Pembe Dalga'nın emektarı Lula, Bolsonaroculuğun varisi Flávio, asi rockçı Renan, uzlaşmacı Augusto ve toprak sahibi doktor Ronaldo var. Yarış esas olarak ilk iki arasında gerçekleşeceğinden, diğer adaylar ve seçmenleri ikinci turdaki oy transferleri açısından önem taşıyor.

Hem Lula'yı hem de Flávio'yu sert biçimde eleştiren rock müzisyeni Renan Santos Milei tarzı ekonomik liberalizm ile Bukele esintili sert güvenlik siyasetini birleştirerek kendisini sağın alternatif adayı olarak konumlandırıyor. ‘Kapitalist bir akla ve toplum için atan bir kalbe’ sahip olduğunu söyleyen psikiyatrist ve çok satan kişisel gelişim kitapları yazarı Augusto Cury ise kendisini kutuplaşma karşıtı alternatif olarak adlandırıyor. Toprak sahibi doktor ve eski Goiás valisi Ronaldo Caiado ise merkezde konumlanıyor. Anketler, yüzde 1-5 civarında desteği olan bu adayların seçmenlerinin ikinci turda Flávio'ya yönelebileceğini işaret ediyor.

Şimdi iki başrol oyuncusuna biraz daha yakından bakalım.

Lula: süreklilik ve değişim

Lula bu seçimin hem en tanıdık, hem de kimliğini yeniden tanımlayan adayı. Genç yaşta sol serçe parmağını çalıştığı metalurji fabrikasında kaybetmiş 80 yaşındaki eski sendika lideri, İşçi Partisinin kurucularından, 2000'lerdeki pembe dalganın simgeleşmiş isimlerinden ve dünyaca meşhur sosyal yardım programı Bolsa Família'nın mimarı.

Lula’nın bugünkü ekonomik çizgisi 1980'lerin İşçi Partisi'nin devletçi-sosyalist çizgisinden çok uzakta. Hatta 2003’teki çizgisinden de epey farklı. Lula’nın programı mali disiplin, hem piyasa hem KİT dostu yaklaşım, güçlü sanayi politikasını savunuyor, yeşil dönüşümde devlete aktif rol biçiyor. Program kalkınmacı ortanın solu çizgisine güvenlik vurgusunu, milli egemenlikle çerçevelediği askeri harcamayı attırma, savunma sanayine daha fazla devlet desteği gibi geleneksel olarak sağın sahiplendiği öncelikleri eklemliyor.

Askeri harcamalara yapılan vurgunun yanısıra, Lula'nın kampanyasında en belirgin hamlelerden biri dini kimlik ve sembollerin çok daha görünür olması. Lula’nın Katolik kimliği yeni değil; yeni olan, bunu çok sık dile getirmesi, markalaştırdığı sosyal politikayı Hıristiyan sosyal adalet anlayışıyla buluşturması. Seçimden önceki son birkaç haftada sosyal yardımları enflasyonun altında ezdirmeme sözüyle yüzde 15 arttırması, derinleştirdiği hanehalkı borçluluğu krizi üzerinden Brezilya’da ciddi bir toplumsal problem haline gelen spor bahis platformaları ile online casino sitelerini yasaklaması bunu sıkça gündeme getiren Evanjelik grupların talepleriyle örtüştü. Elbette ki bunlar rakiplerince popülist seçim kampanyası atakları olarak değerlendirildi.

22 Eylül'deki BM Genel Kurulu konuşmasını ‘Tanrı hepimizi korusun’ diyerek bitiren Lula kültür savaşını kendi sahasına —sosyal adaletin Katolik sembollerle harmanlanmış kimliğine— çekmeye çalışıyor.

Dini sembollerin araçlaştırılması adayların seçim kampanyalarında çok barizdi. Brezilya'nın koruyucu azizesi Nossa Senhora Aparecida da miting alanlarındaydı. İşçi Partisi, ‘eger başkan olursa Flávio'nun koruyucu azize statüsünü kaldıracağı’ söylentisini -elinde kanıt olmadığı halde- mitinglere taşıdı. Lula, elinde Meryem Ana heykelciğiyle ‘ben başkan olduğum sürece kimse Aparecida'ya saygısızlık edemez’ diye haykırırken, Flávio’nun  bu iddiaya ‘Lula kampanyasının en büyük fake news’u diye karşılık verdi.

Flávio Bolsonaro: Babasının oğlu mu?

Uluslararası medyada bazen ‘sistem dışı aday’ diye tanımlansa da, Flávio 21 yaşından beri siyasette, yani sistemin içinde. Liberal Parti’nin adayı. Babası kadar karizmatik değil,  ama onun gibi güvenlik konusunda sertlik yanlısı. Organize suçla mücadelede, cezaların ağırlaştırılmasını, ceza yaşının düşürülmesini, 500 bin yeni cezaevi kapasitesi oluşturulmasını vaad ediyor. Açıkça El Salvador Başkanı Bukele'nin ‘suçla etkin mücadelesine’ ve devasa hapishanelerine öykünüyor.

Baba-oğul Bolsonaro'lar kültürel muhafazakârlıkta da benzeşiyorlar. Baba, 1930’ların aşırı sağından gelen ‘Tanrı, vatan, aile’ düsturuna sıklıkla kullanırdı. Flávio’da da kürtaj karşıtlığı, geleneksel aile ve Hıristiyan değerleri öne çıkıyor. Katolik kimliğini korurken Evanjeliklerle olağanüstü güçlü bir ittifak kuran babasından farklı olarak Flávio Evanjelik ve Evanjelik tabanı korurken Katolikleri yabancılaştırmamaya dikkat ediyor.

Sosyal politika alanında ise babayla oğul arasında bir fark var. Baba, Lula’nın markası haline gelmiş Bolsa Família'yı Auxílio Brasil ile değiştirmişti. Flávio Bolsa Família'ya (adına bile) dokunmayacağını söylüyor, fakat eğitim, istihdam ve girişimcilik koşullarıyla yardıma bağımlılığı azaltmayı vaad ediyor.

İşçi Partisi ve onun yaptıklarının karşıtlığı Flavio’nun siyasal kimliğinin merkezinde. 8 Ocak 2023 olaylarınedeniyle –babası dahil-- mahkûm edilenlere yönelik cezanın kaldırılmasını savunuyor . Jair Bolsonaro, 2022 seçim yenilgisinin ardından iktidarda kalmaya yönelik darbe girişimi planlamaktan 2025'te 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı, şimdi ev hapsinde.

Baba-oğul Bolsonarolar Trump/MAGA ve diğer küresel sağ ağlarla yakın ilişki içinde. Ancak bir nüans önemli. Flávio, Trump yönetimiyle sıkı temasını sürdürürken bu ilişkiyi görece daha temkinli sürdürüyor. Çünkü Trump’la yakın ilişkinin seçimler öncesinde siyasi maliyeti yüksek. Nitekim Lula, Bolsonaro’ların Washington bağlantılarını milli egemenlik söylemiyle kıyasıya eleştiriyor.

Flávio ekonomide babasından daha piyasa yanlısı denilebilir. Vergi indirimi, kamuda kemer sıkma politikası, en az on bakanlığın kapatılması ve özelleştirmelerin hızlandırılması programının omurgasını oluşturuyor. Program stratejik sektörler (özellikle savunma ve enerji), yerli üretim gibi istisnaları savunan pragmatik bir iktisadi milliyetçilik içeriyor.

Eksen de kayıyor ve ‘Sana İnat’

4 Ekim -ve ikinci tura kalırsa 25 Ekim- seçimleri sonrasında Brezilya belki sağa çark edecek, belki de etmeyecek. Seçim sonucundan bağımsız ülkenin siyasal ekseninin son yirmi yılda epey yer değiştirdiği, kutuplaşmanın keskinleşip demokratik kurumları tehdit etmeye başladığı ortada.

Chico Buarque’nin Sana Inat (Apesar de você, 1970) şarkısıyla bitirelim. Sanki 2026 Brezilya'sında hâlâ politik çağrışımı var gibi.

Yarın yeni bir gün
Bugün ipler senin elinde
Söylenen söylendi bir kere
Üzerine tartışmaya gerek yok
Benim insanlarım bugünlerde yan yan yürüyor
Ve yere bakıyorlar, biliyorsun
Bu durumu yaratan sensin
Ve tüm o karanlığı
İcat etmeyi üstlenen de sen
Günahı icat eden sensin
Ama affetmeyi icat etmeyi
Unuttun


 

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler