Bilgi toplumunu da mı ıskalıyoruz?

Bilgi toplumunu da mı ıskalıyoruz?

WSIS 20 yıl değerlendirme raporu taslağının belirttiğine göre, bilgi toplumunun gelişmesi ve demokratik dijital dönüşüm ister istemez sürdürülebilir kalkınmayı da destekliyor. O nedenle planlanacak doğru bilgi toplumu politika ve ilgili bütçe revizyonları ve kamu, özel ve sivil toplum iş birlikleri belki Türkiye’yi bilgi toplumunu DA ıskalamaktan kurtarabilir

Bilgi toplumunu da mı ıskalıyoruz?

Bilgiye erişimi demokrasinin ilk şartı olarak alırsak bilgi toplumunda nerede olduğumuza, bilgi üretme, kullanma, paylaşma, erişme süreçlerine, bu süreçlerin aktörlerine bakmak demokrasinin nerede olduğu hakkında da fikir verebilir. Birleşmiş Milletler Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nin (World Summit on Information Society -WSIS) 20 yıl değerlendirme raporu bunun için ilginç bir belge.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ITU’nun 1998’de bilgi toplumunun geleceğini tartışmak için kamu, özel ve sivil sektörden paydaşların bir araya gelmesi önerisiyle Birleşmiş Milletler (BM) ilk ayağı 2003 ikincisi 2005’te WSIS’i gerçekleştirmişti. Bir BM zirvesi olan Habitat II sürecinde kurulan Habitat Derneği bu zirveyi de takip etmişti. 2002’de zirvenin hazırlık sürecinde derneği temsilen gençlik kozasında yerel, bölgesel ve küresel süreçte aktif rol almış, 2005’te Tunus’taki zirveye katılmıştım.

Temmuz 2025’te WSIS+20 Üst Düzey Değerlendirme etkinliği düzenlendi. Bu etkinliğe gitme nedenim, bu defa derneğin Yönetim Kurulu üyesi olarak, kapasite geliştirme alanında kazanılan dünya şampiyonluk ödülünü ekip adına almaktı. Fuayesindeki buzulla sohbetimi paylaştığım yazımda WSIS hakkında da yazacağıma söz vermiştim. Bunun için değerlendirme raporunun ön taslağının yayınlanmasını bekliyordum. 29 Ağustos’ta yayınlandı. Taslak metne geçmeden önce etkinlikten birkaç notum var.

WSIS+20

Dünya ne tartışıyor?

23 yıl sonra, dünya (ve gençler) ne tartışıyor merakıyla oturumlara girdim. Bunun için programa baktığımda ise neredeyse aynı başlıkların atıldığını, sadece 'internet' kelimesinin yerine 'yapay zekâ'nın konduğunu gördüm. Erişim, beceriler, altyapı, yönetişim, haklar, özgürlükler, finansman, kapsayıcılık gibi temel sorun alanları aynı kalmıştı. Değişen teknolojiydi. Ama teknolojinin ne zihniyeti ne şartları 2000lerin ilk yıllarında sanıldığı gibi hızla ya da iyiye doğru değiştirmeye tek başına gücü yetmemişti. Tersine, dünyada kurumsal siyaset ve özel sektör el ele verip teknolojiyi anti-demokratik süreçlere alet etmişti.

Ayrıca katılımcıların hele konuşmacıların yaş ortalaması da sanki daha yüksekti, ya da belki benim gözüm, onlara ayrılan özel alan dışında, genel programda daha çok genç aradı. Biz webe doğmamıştık, dünya daha özgürdü, yeni binyıl rüzgârı esiyordu, her kıtadan yaşıtlarımızla aynı politika metnine BM seviyesinde gençlik lobisi yapmak heyecan vericiydi. Internet’in babası olarak anılan Vint Cerf ve Robert Kahn ile kahve içerken “97’den beri e-maillere bakmıyorum” dediklerinde karizmalarından etkileneyim mi yoksa 20lerindeyken kır saçlı birinden geri kalmanın şaşkınlığını mı yaşayayım bilememiştim. Günümüzün gençlerinin hayat çizgisinde teknoloji o kadar heyecan verici büyük bir fark yaratmıyor olabilir. 25 yıl içinde demokrasinin gerilemesi ve uluslararası kurumların işlevlerinin sorgulanması da yine bu süreçlere gençlerin ilgisini düşürmüş olabilir, ya da gençlere ayrılan alandaki yapay zekâ prototipleri dikkatlerini dağıtmış olabilir. Birbirine bağlı bu üç durum başka bir e-demokrasi yazısının konusu.

Çevre boyutu

Etkinlikte farklı olan ise bilgi toplumunun çevre, iklim krizi ve özellikle enerji boyutuydu. Örneğin, yapay zekânın, veri merkezlerinin ihtiyacı olan enerji miktarı kimileri için endişe kaynağı. Hollanda gerekli enerjiyi karşılayamayacağı gerekçesiyle artık yeni veri merkezi kurmayacağını ilan etmiş, Fransa’da halk, gezegen elden gidiyor, daha da hızlı İnternete ihtiyacımız yok diyerek 5G’ye geçişi onaylayan kamu kurumlarına davalar açmıştı.

Teknolojiye doymuş Avrupa’dan katılımcılar bu bilgileri paylaşırken, güneyden, Brezilya mesela, daha çok veri merkezi açmak lazım diyordu. Krizleri fırsat bilen yenilikçiler ise acaba sürdürülebilir teknoloji için güçleri nasıl birleştirebiliriz sorusuna yanıt aramaya çalışıyorlardı.

20 yıl değerlendirmesi ön taslağı ne diyor?

29 Ağustos’ta WSIS 20 yıl değerlendirmesinin ön taslağı yayınlandı. Belge, 10 maddelik takip kısmı dahil toplam 148 maddede bilgi toplumunun 20 yıl önceki zirvede kabul edilen ilkelerin ve eylem planının ardından şu anki durumunu tespit ederken aslında dünyanın yaşadığı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, çevre ve teknolojik krizler ve bunların haklar, özgürlükler, eşitlikler, demokratik yönetim açısından sonuçları hakkında bir özet sunuyor.

Ön taslağa bakıldığında olumluya giden boyutun teknolojik altyapının gelişmesi ve cep telefonu sahipliği ya da internet erişimi gibi kısıtlı göstergede nispeten kapanmaya başlayan sayısal uçurum olduğunu görüyoruz. Bunda da yine ülkeler arası ve ülkeler içinde eşitsizlikler baki.

Yoksa, dijital ekonomi, ekonomik ve sosyal kalkınma, çevreye etkiler, dijital kalkınmayı kolaylaştıran ortam, bilgi ve iletişim teknoloji kullanımında güvenlik, kapasite geliştirme, finansal mekanizmalar, bilgi toplumunun insan hakları ve etik boyutu, veri yönetişimi, yapay zekâ, internet yönetişimi, WSIS çerçevesinin geliştirilmesi, izleme değerlendirme, başlıkları altındaki maddelerde birtakım gelişmeler olmakla beraber hala alınacak çok yol olduğu görülüyor.

Taslak, BM üyeleri, yanı sıra özel sektör ve sivil toplumu eşitsizliklere karşı önlem alma, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Global Digital Compact gibi yine küresel düzeyde takip edilen süreçlerle ilişkilendirerek güçleri bir araya getirme ve iş birlikleriyle bilgi toplumunun daha adil, kapsayıcı, açık, güvenli olmasını sağlama çağrısı yapıyor.

Öngörülebilir politika talebi

Bu tür küresel politika belgelerinin dili  o dönemin öne çıkan politik kısıtlarını yansıttığı için de incelemek ilginç olabiliyor. Çağımızın tüm demokratik yönetim çağrılarında politika süreçleri için kullanılan kapsayıcı, şeffaf, hesap verebilir kelimeleri silsilesine, bu ön taslakta öngörülebilir kelimesinin eklenmesi de gelecekteki dikkatli okurlar için günümüzün gittikçe öngörülemez politika sahnesinin bir anısı olarak kalacak.

Türkiye, 2025’te bilgi toplumunda nerede?

Kapsayıcı, açık, sürdürülebilir, adil ve güvenli bilgi toplumu inşasında neredeyiz sorusuna yanıt arayan bu 20 yıllık değerlendirme aynı zamanda BM üye ülkelerin kendi bağlamlarını değerlendirme için de rehber niteliğinde.

2003 zirvesinde, ilk maddesi “Biz, dünya halklarının temsilcileri olarak, 10-12 Aralık 2003 tarihlerinde Cenevre'de Bilgi Toplumu Dünya Zirvesi'nin ilk aşaması için bir araya gelerek, herkesin bilgi ve birikim yaratabildiği, erişebildiği, kullanabildiği ve paylaşabildiği, bireylerin, toplulukların ve halkların sürdürülebilir kalkınmalarını teşvik etmede ve yaşam kalitelerini iyileştirmede tam potansiyellerine ulaşmalarını sağlayan, Birleşmiş Milletler Şartı'nın amaç ve ilkelerine dayalı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne tam olarak saygı gösteren ve onu savunan, insan merkezli, kapsayıcı ve kalkınma odaklı bir Bilgi Toplumu inşa etme konusundaki ortak arzumuzu ve kararlılığımızı beyan ediyoruz” olan 67 maddelik WSIS İlkeler Bildirgesine taraf olan Türkiye, 2025’de bilgi toplumunda nerede?

TÜİK verisine göre, 2025’te internet kullanan kadın ve erkekler oranı arasındaki 5.5, İstanbul ile Orta Anadolu’daki internet kullanan kadınlar oranı arasındaki 20 (!) puanlık fark, Eurostat verisine göre, temel dijital becerilerde Avrupa ülkeleri arasında en alt sıralarda yer almak, hafif şiddetli depremlerde çöken telekomünikasyon altyapısı, açık veri platformlarının cılızlığı, kamuda isabetli politika üretme önündeki en büyük engellerden olan zayıf veri yönetişimi, kamu kurumlarının koruması altında olması gereken yurttaş verisinin güvenlik açıkları (hatta skandalları), sorumlu yapay zekaya verilen öncelik, bütçede AR-GE’ye ayrılan pay, akademik özgürlük, İfade Özgürlüğü Derneği’nin 2024 Engelli Web raporuna göre 2024 sonu itibarıyla 1 milyon 264 bin 506 alan adının engelli olduğu web ortamı bir çırpıda düşünüldüğünde, Türkiye’nin bilgi toplumunda çok da iç açıcı bir yerde olmadığını kabul edebiliriz.

WSIS 20 yıl değerlendirme raporu taslağının da belirttiği gibi bilgi toplumunun gelişmesi ve demokratik dijital dönüşüm ister istemez sürdürülebilir kalkınmayı da destekliyor. O nedenle bu kısıtların farkında olarak ve Türkiye’nin taraf olduğu WSIS İlkeler Bildirgesi ve Eylem Planı'nı hatırlayarak planlanacak doğru bilgi toplumu politika ve ilgili bütçe revizyonları ve kamu, özel ve sivil toplum iş birlikleri belki Türkiye’yi bilgi toplumunu DA ıskalamaktan kurtarabilir.

Sürece katılmak isteyenler için çevrimiçi istişare

16-17 Aralık 2025’te New York’ta BM Genel Kurulu’nda kabul edilecek olan WSIS+20 Değerlendirme Raporu’nun taslağı 13 ve 14 Ekim’de çevrimiçi istişareye açılacak. Yorum, katkı iletmek isteyen kamu, özel ve sivil toplum paydaşları buradan kayıt yapabilirler.

İlgili İçerikler