Çürüyen sosyal zemin ve yönetim aklının iflası

Çürüyen sosyal zemin ve yönetim aklının iflası

Okul saldırıları bir sonuçtur; daha kötüsü ise bunun bir başlangıç olma ihtimalidir. Sorun çift taraflıdır: Düşünmeyen ve çözüm üretemeyen yönetim + yeterince sorgulamayan toplum… Eğer bir ülke; gençlerini koruyamıyorsa, eğitim kurumlarında güvenliği sağlayamıyorsa, toplumsal yapıyı ihmal ediyorsa, o ülkedeki sorun, artık yönetim krizi değil, akıl krizidir.

Çürüyen sosyal zemin ve yönetim aklının iflası

Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 106. yılını kutladık… Ancak Kahramanmaraş’ta öldürülen çocuklarımızın ve öğretmenimizin acısını yüreklerimizde taşıyarak… Ağlayan sadece anne babalar ya da öğretmenler değildi… Ağlayan Türkiye’ydi…

Ve önceki gün yoğun bakımda yaşam mücadelesine yenik düşen Almira’yı da kaybettik… 

Şimdi daha soğukkanlı düşünme ve olayları derinlemesine sorgulama zamanı… Okul Saldırıları münferit bir olay mı yoksa bir çöküşün belirtisi mi? Açıkça söylemek gerekiyor ki, bu olaylar;

  • Bir kuşağın psikolojik olarak çözüldüğünü,        
  • Eğitim sisteminin koruyucu işlevini kaybettiğini,     
  • Toplumsal yapının içten içe çürüdüğünü gösteren açık işaretlerdir.

Buna hâlâ “tekil olay” demek, gerçeği inkâr etmek demektir. Unutulmaması gereken gerçek şudur.

Sorun olaylar değil; o olayları üreten düzendir. Düzen insan odaklı değişmedikçe bu tür sarsıcı olaylar gündemimizden düşmeyecektir. Dolayısıyla karşımıza çıkan ve sorgulanması gereken ilk olgu yönetenlerin sorumluluğudur. 

Yönetim: Gerçekliği görmeyen bir akıl…

Bir devletin en temel görevi, toplumsal yapının insan odaklı işlemesini sağlamaktır.

“Önümüzü görmek” deyimi akılcı bir gelecek planlaması ihtiyacını ifade eder. Sağlıklı bir gelecek inşa etmek için devleti yöneten iktidarın riskleri giderecek planlama yapması gerekir.

Şu gerçeği de kabul edebiliriz. Dünya konjonktürüne bağlı olarak ekonomi bozulabilir, dış politika zorlaşabilir ama toplumsal yapı çökerse, geriye yönetilecek bir ülke kalmaz.

Bugün gelinen noktada acı gerçek şudur:

  • Sosyal yaşamın sağlıklı işlemesi öncelik olmaktan çıkmıştır.
  • Gençliğin psikolojisi ihmal edilmiştir.
  • Eğitim sistemi, yön bulamayan bir deney alanına dönmüştür…

Bu bir eksiklik değil, stratejik bir körlüktür. Çünkü devleti yönetenler sorun çıktıktan sonra değil, sorun çıkmadan önce önlem almak zorunda olduklarını bilmelidirler. Devlet yönetiminde liyakat aranmasının temel nedeni de budur.

Önleyemeyen değil, düşünmeyen yönetim sorunu… Dikkat ederseniz, yaşanan bütün toplumsal acılar karşısında verilen tepkiler hep aynı…        

  • güvenlik artırılır…        
  • cezalar konuşulur…        
  • birkaç idari tedbir alınır…

Ama devleti yönetenler şu soruyu sormaz…

“Bu çocuklar neden bu noktaya geldi?” Çünkü bu soru sorulursa, cevap zorunlu olarak yönetim anlayışını sorgulatır.

Güç yoğunlaştıkça akıl daralır

Şu gerçeği de artık yöneticilerin görmesi gerekir. Anayasa değişikliği ile kurulan sistem, karar alma gücünü merkezileştirmiş, dolayısıyla eleştiri ve alternatif düşünce üretmeyi dışlamıştır. Bu acı gerçeği yaşamımızın her aşamasında görüyoruz ve maalesef yaşıyoruz. 

Bu sistemin topluma yansımasını ise üç başlıkta dillendirebiliriz.

  • farklı sesler susturulur.        
  • sorunlar geç fark edilir.      
  • hatalar tekrar eder…

Maalesef bu ülkemizde yaşadığımız klasik bir tarihsel döngüdür: Güç arttıkça sorgulama azalır, sorgulama azaldıkça çöküş hızlanır.

Toplum da masum değil…

Bir başka gerçek de şu… Bu tablo sadece yönetimin ürünü değil. Toplum da masum değil…

Çünkü      

  • Şiddeti normalleştiren dil,      
  • kutuplaşmayı besleyen siyaset ve        
  • gençleri yalnız bırakan sosyal yapı birlikte üretildi.

Yani sorun çift taraflıdır… Düşünmeyen ve çözüm üretemeyen yönetim + yeterince sorgulamayan toplum…

Son söz: Bu bir uyarı değil, son eşik…

Okul saldırıları bir sonuçtur. Daha kötüsü ise bunun bir başlangıç olma ihtimalidir.

Eğer bir ülke:        

  • gençlerini koruyamıyorsa,        
  • eğitim kurumlarında güvenliği sağlayamıyorsa,        
  • toplumsal yapıyı ihmal ediyorsa,

o ülkedeki sorun, artık yönetim krizi değil, akıl krizidir.

İlgili İçerikler