Sırrı Süreyya Önder’in büyüttüğü ‘rıza coğrafyası’ ve omuzlarından devrettiği yük

Sırrı Süreyya Önder’in büyüttüğü ‘rıza coğrafyası’ ve omuzlarından devrettiği yük

Zamansız ölümü bir trajedi, kişisel kaybımızın ötesinde, bu ülkenin kültürü için en başta. Ama bu acıdan bir hikâye, bir inanç ve iman çıkartmalıyız. Bunun için yeni bir ‘Sırrı’ bulmak hiç kolay değil. Ama onun hatırasını, yaptıklarını, söylediklerini, en önemlisi hissettirdiklerini, herkese dokunuşunu canlı tutmamız lazım

Sırrı Süreyya Önder’in büyüttüğü ‘rıza coğrafyası’ ve omuzlarından devrettiği yük
Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder müstesna bir insandı, arkadaştı, dosttu.

Nevzat Çiçek “Eskiden Adıyamanlılar İstanbul'a gelince ilk iş hamallık yaparlardı, Sırrı Abi de barışın hamalı oldu” dedi.

Ben “ölümüyle çarmıhını omuzlarında taşıyan İsa gibiydi” diyorum. Ağır geldi yük, Sırrı’nın omuzlarına yükledik her şeyi…

Ama şimdi eğer her taraf olarak, bu defa kaybedilecek fırsatın barış yapabilecek son neslin kaybı olacağını idrak etmez isek çok riskli ve belirsiz bir yere doğru gider bu iş.

Sırrı propagandist değildi, kendi tabiriyle cazgır değildi, ideoloji merkezi sözcüsü değildi, militan, talebe derneği borazancısı değildi; tam aksine ilkeli, kararlı ama pragmatist bir oyuncuydu bu süreçte. Hatta diplomatik bir aracıydı. Belagati, sözün maharetini zorlama bir edebiyat parçalaması -ki müthiş bir edipti- olarak değil, aksine her iki tarafı da adeta eğiten, yönlendiren bir strateji aracı olarak kullandı. Bir aracının başarılı olabilmesi için iki tarafa da dürüst, güvenilir, şeffaf ve dobra olması, ama bir o kadar da esnek ve gerçekçi olması gerekir. Sırrı’nın en büyük vasfı kendi kitlesini, siyasetçilerini, militanları ikna kabiliyeti, karşı kitleye de güven vermesiydi. Karşı kitlede yarattığı sempati, sıcaklık, muhabbet bağı giderek sürecin geniş bir rıza coğrafyasına yayılmasını sağladı, sağlayacaktı.

Zamansız ölümü bir trajedi, kişisel kaybımızın ötesinde, bu ülkenin kültürü için en başta. Ama bu acıdan bir hikâye, bir inanç ve iman çıkartmalıyız. O da bu ortak acıyı, hüznü ortak bir kararlılığa evriltmek. Bunun için yeni bir ‘Sırrı’ bulmak hiç kolay değil. Ama onun hatırasını, yaptıklarını, söylediklerini, en önemlisi hissettirdiklerini -hani şu moda tabirle- herkese dokunuşunu canlı tutmamız lazım. Bu en başta onun siyasi arkadaşlarına, yoldaşlarına düşen bir sorumluluk. Sırrı’nın kendi omuzundan şimdi onların omuzuna yüklediği en ağır ama değerli yük o. Yerde bırakamazlar. Umarım gözü açık gitmemiş olur.

Ruhu şâd olsun…

İlgili İçerikler