Her kültürün ruhun derinliklerinden fırlayıp dışa vuran bir çığlığı vardır. Uzun havalar bizde âşığın bağrına saplanan bir ok gibidir. Hüzünlü balatlar İrlanda’da dinleyenlerin içini parçalar. Amerikalı siyahilerin müziği blues onların çektikleri dert ve ıstırapları sana da çektirir. Endülüs’te ise bu çığlığın adı flamenkodur.
İspanya dendiğinde akla ilk gelenlerden biri flamenkodur, ancak onun beşiği Endülüs’tür. Burası değişik kültürlerin ve dinlerin buluştuğu eşsiz bir coğrafyadır. İspanyol, Roman, Arap, Berberi ve Yahudi kültürlerinin bir potada eridiği, hüznün ve coşkunun aynı anda var olduğu bir medeniyet havzasıdır.
Bu kültürlerin halk müzikleri zamanla birleşmiş ve ortaya insan ruhunun en çıplak duygularını anlatan benzersiz bir ifade dili çıkmıştır.
Flamenko dansıyla, gitarıyla ve vokaliyle bir bütündür. Flamenko’da Cante (şarkı), Toque (gitar) ve Baile (dans) bir bütün oluşturur. Üç başlı bir ejderha gibidir. Birini diğerinden ayırmak olanaksızdır. Gitarın tınısıyla yükselen, vokalistin yürek burkan çığlığında şekillenen, dansçının topuklarını yere vuruşuyla doruğa çıkan bu sanat ne sadece bir danstır ne de yalnızca bir müziktir. O bir varoluş biçimidir. Duygunun ses ve bedenle sanata dönüşmesidir.
Flamenko dinlerken acı, sevinç, özlem ve meydan okuma hissedilir. Gitarın sert ve zarif dokunuşları, el çırparak tutulan ritimler, ayakların yere kararlı vuruşu bir hikâye anlatır. Şarkıcının sesi kimi zaman bir çığlık gibi yükselir, kimi zaman bir fısıltı gibi içe dönüktür.
Dans kısmı başlı başına büyüleyicidir. Flamenko dansçısı yalnız bedenini değil, bakışını, duruşunu ve sessizliğini de kullanır. Bir kol hareketi gururu anlatır, dönüş öfkeyi gösterir. Flamenko sahnesinde teknik kadar karakter de önemlidir. Dansçı yalnızca adım atmaz, meydan okur, yas tutar, sevinir, direnir ve tavır koyar.
Flamenko dansçısının yüzünde ne tam bir gülümseme ne de somurtma vardır. İkisinin arasında duende dedikleri o gizemli duygunun pençesindedir.
Ünlü şair Federico García Lorca'nın deyimiyle duende yeteneğin değil, yüreğin teridir. Sahneye çıkanlara şeytan gibi fısıldayan, içlerindeki karanlıkla aydınlığı buluşturan büyülü ve sihirli bir güçtür. Flamenko duende'nin vücut bulmuş halidir.
Flamenko dendiğinde akla dansçının tahta zemine vuran ayakları ya da zapateado gelir. Her vuruş bastırılmış bir çığlıktır, toprağa vurulmuş bir yumruktur. Kimi zaman bir sevgilinin hasreti, kimi zaman hor görülmüş bir halkın başkaldırışı, kimi zaman da dertlerin kabullenişidir.

Lola Flores: Pena, penita pena / Acı, küçük acı, acı
Lola Flores flamenko müziğinin La Faraona (firavun) lakaplı kraliçesidir. En ünlü şarkısı Ay, pena, penita, pena! geçen yüzyılın ünlü bir halk türküsü ya da kopla’dır. Lola Flores fırtınalı kişiliği ve sahnedeki ateşli enerjisiyle bu şarkıyı içselleştirmiş ve eser onunla özdeşleşmiştir.
Ay, pena, penita, pena Quintero, León ve Quiroga üçlüsünün eseridir. Şarkı ilk kez 1951 yılında bestelenmiş ve bir fenomen haline gelmesi 1953 yılında çevrilen aynı isimdeki film sayesinde olmuştur. Filmde bir şarkıcıyı canlandıran Lola Flores parçayı o kadar ateşli yorumlamıştır ki şarkı onun markası haline gelmiştir.
Şarkının sözleri umutsuzluğun resmini çizer ama umuda da kapı aralar. “Gökyüzünde güç sahibi olsaydım sevgilimin hapsedildiği zindanın demirlerini kesmek için bir ay bıçağı kullanırdım” der. Aşk uğruna kaderin karanlığına meydan okur.
Nakarat kısmı şarkının en bilinen ve en vurucu bölümüdür. “Acı, küçük acı, yüreğimin acısı, damarlarımda bir kasırga gücüyle akan.” Burada acı pasif bir duygu değil, bedeni sarsan fiziksel bir güçtür. Dizginlenemeyen bir at gibidir, ne yöne gideceği belli değildir.
İkinci bölümde Lola sarayları, paraları ve serveti reddeder. Tek istediği sevdiğinin acısını paylaşmak, onun gözyaşlarını içmektir. Sevgilisinin başına gelen talihsizlikten kendi güllerini sorumlu tutar.

Patricia Guerrero (dansçı): Tangolar
Bu performans sırasında yalnızca 16 yaşında olan Patricia Guerrero kendisi gibi ünlü bir flamenko dansçısı olan Carmen Guerrero’nun kızıdır. Sahneye çıkışındaki enerjiye bakar mısınız? Beni etkileyen faktör bu yaşta böylesine üst düzey tekniğe hakim olmasıdır.
Patricia Guerrero günümüz flamenko dünyasının en parlak isimlerinden biridir. 1990 yılında Granada'da doğan sanatçı üç yaşında dans etmeye başlamış, sekiz yaşında sahneye çıkmıştır. 2021 yılında İspanya Ulusal Dans Ödülü'nü kazanmasının yanı sıra 2023'te Endülüs Flamenco Balesi'nin direktörlüğüne getirilmesi onun sadece bir dansçı değil, aynı zamanda bir kültür lideri olarak da konumlanmasını sağlamıştır.
Sanatçı geleneksel flamenkonun köklerine sadık kalarak onu çağdaş dansın sınırlarına taşıyan bir vizyoner olarak kabul edilir.
Patricia Guerrero flamenkonun müzelik bir sanat olmadığını, bugünün dünyasına ait bir dil olduğunu kanıtlayan isimlerin başında gelir. Genç sanatçı Endülüs’ün tozlu sokaklarından gelen kadim çığlığı modern bir tiyatro sahnesinin sofistike atmosferine başarıyla taşıyan bir ustadır.

Sara Baras: Alegria
Sara Baras flamenko dünyasında “kraliçe” olarak anılan ve geleneğin ateşini modern bir yorumla birleştiren yaşayan bir efsanedir. İspanya'nın Cádiz kentinde doğan sanatçı dansıyla ve topuk sesleriyle bir kültürün evrimini betimler. İspanya Ulusal Dans Ödülü'nü, İngiltere'de Laurence Olivier Ödülü'nü kazanarak flamenkonun sınırlarını aşmış ve bir dans ikonu haline gelmiştir.
Kariyerinin başlarında Paco de Lucía gibi efsanelerle çalışma fırsatı bulmuş, ancak kendi yolunu çizmek için 1998 yılında Ballet Flamenco Sara Baras topluluğunu kurmuştur. O günden bu yana kendi şirketini yöneten en başarılı kadın sanatçılardan biri olmuştur.
Sara Baras'ı sadece bir teknisyen olmaktan çıkarıp bir sanat devrimcisi haline getiren şey geleneksel flamenko kalıplarını korurken onu çağdaş bir estetikle buluşturmasıdır.
Sara Baras denince akla ilk gelen şey onun imza niteliğindeki zapateado denilen ayak teknikleridir.
Ayak vuruşlarındaki hız çoğu zaman bir makinalı tüfeğin ritmik tınısını andırır. Her vuruş kristal berraklığındadır.
Geleneksel olarak erkek dansçılara atfedilen sert ve güçlü ayak oyunlarını üst bedenindeki kadınsı zarafet ve akışkanlıkla birleştirir. Sahnede genellikle pantolon giymeyi tercih etmesi onun güçlü kadın imajını destekleyen bir semboldür.

Paco de Lucia: Entre dos Aguas / İki Su Arasında (1976)
Bu iki su Paco’nun doğduğu Algeciras kentinin kıyılarının bulunduğu Akdeniz ve Atlas Okyanusudur.
Flamenko gitarının gelmiş geçmiş en büyük dehalarından biri olarak kabul edilen Paco de Lucía 1973 yılında kaydettiği Entre Dos Aguas / İki Su Arasında adlı eserle sadece kendi kariyerini değil İspanyol müziğinin kaderini de değiştirmiştir. Bu enstrümantal parça flamenkonun salonlardan çıkıp dünya sahnesine adım atmasını sağlayan bir dönüm noktasıdır.
Entre dos Aguas bir dolgu parçası olarak doğar. 1973 yılında Fuente y Caudal albümünün kayıtları bittiğinde plak şirketi albümün süresinin çok kısa olduğunu fark eder ve Paco’dan hemen bir parça daha ister.
Paco stüdyoda tamamen doğaçlama bir şekilde rumba ritmi üzerine bu melodiyi kurgular. Hiçbir hazırlık yapılmadan, yalnızca birkaç müzisyen arkadaşıyla o anki ilhamla kaydedilen bu parça Paco'nun hayatını ve flamenkonun kaderini sonsuza dek değiştirir.
Şarkı coğrafi ve kültürel bir birleşmenin yanında flamenkonun geleneksel kökleri ile modern cazı birleştirir. Paco bu parçada geleneksel flamenko gitarının yanına bas gitar ve bongoları ekler. Bu aranjman saf flamenko savunucuları tarafından büyük bir risk olarak görülse de müziğin evrenselleşmesini sağlamıştır.

Benise: Concerto de Espana
Çağdaş İspanyol gitarı ustası Benise bir İspanyol değildir, Nebraskalı bir Amerikalı çiftçi çocuğudur. Müzik hayatına rock’la başlayan sanatçı radyoda duyduğu bir flamenko parçasının etkisinde kalınca tüm elektro gitarlarını dolaba kaldırır ve İspanyol gitara başlar.
Los Angeles'ta İspanyol gitarı çalan beyaz bir adam olarak kulüplerden sürekli ret cevabı alır. Ancak Benise pes edeceğine müziğini sokaklara taşır.
Öğrencilik yıllarımda sekiz yıl mürekkep yaladığım ve dalga geçtiğim Santa Barbara'da sokak müzisyenliğine başlar. Şöhretleri yayılınca büyük salonlar ve kulüpler kapılarını açar.
Concerto de Espana dinleyiciyi ateşli flamenko dansçıları, dramatik İspanyol gitarları ve büyüleyici kostümlerle dolu bir avluya götürür. Benise geleneksel İspanyol gitarını kendine özgü rockmenco tarzıyla çalar.
Sahnede 40 kişilik uluslararası bir kadro yer alır. Egzotik davulcular, Roman kemancılar, flamenko dansçıları, sirk performansçıları, Brezilyalı samba dansçıları, perküsyonistler, Afrikalı kabile davulcuları ve Havanalı kornocular izleyicileri sihirli bir yolculuğa çıkarır. Tüm bunlar dev dijital medya gösterileri ve görsel efektlerle desteklenir.
Bana kalırsa Concerto de Espana hem süperdir hem de aşırı ticaridir ve bir turist tuzağıdır. Sanki pahalı bir Hollywood yapımcısının elinden çıkmıştır ve pek çok şeyi anda yapmayı hedeflemektedir. İspanya ile ilgili tüm önyargılar ve sterotipler karşımıza çıkar.
Picasso bir köşede tablo yapsa, diğerinde Don Kişot değirmenlere saldırsa, yanı başında bir boğa güreşi cereyan etse, Real Madrid forması giymiş Arda da gol atsa doğrusu hiç şaşırmazdım.

Maria Angeles Martinez: Tangos (2014)
Maria Angeles Martinez: Alegrias (2015)
Kendisi de sesi kadar güzel olan 1995 doğumlu Maria Angeles Martinez flamenkonun o gösterişli, büyük sahnelerinden çok müziğin kalbinin attığı peña adlı flamenko kulüplerinde çıkan ve Endülüs geleneklerinde yoğrulmuş yorumuyla toprağın kokusunu hissettiren bir sanatçıdır.
Flamenko dünyasının tangoları Arjantin tangoları ile karıştırılmamalıdır. Flamenko tangoları 4/4’lük ritmiyle flamenkonun en temel ve en eski tarzlarından biridir.
Tangolar flamenko içinde daha neşeli, ritmik ve erişilebilir bir tarz olarak bilinir. Diğer flamenko formlarına göre daha akıcıdır ve dinleyiciyle anında bağ kurar. Tangolar çoğu zaman gündelik hayatın sevinçlerini, küçük acılarını ve insan ilişkilerinin sıcaklığını anlatır.
Maria Angeles Martinez’in yorumu bu formu sıradanlıktan çıkarır. Sesi bir yandan güçlü ve kararlı, diğer yandan kırılgan bir ton taşır. Tangonun kıvrak yapısına rağmen içinde bir parça hüzün ve yaşanmışlık barındırır.
Martinez’in yorumu flamenko terminolojisinde jondo (derin) olarak adlandırılan ağır ve içten bir niteliktedir. Sanatçı sesini bir enstrüman gibi kullanarak dinleyiciyi Endülüs’ün dar sokaklarına götürür ve bir hikâye anlatır.
Sanatçı flamenkoyu modernize etmekten çok mevcut gelenekleri en net ve en dürüst haliyle korumaya odaklanan bir ekolün temsilcisidir.
Martinez’in iki güzel parçası arasında bir seçim yapamadığım için ikisini de beğenilerinize sunmaya karar verdim.

Macarena Ramirez: Festival Flamenco de Leon
Flamenko dünyasında antigua moderna / modern antik kavramı geleneğe saygı duyan ama onu kendi duygularıyla yeniden yorumlayan sanatçılar için kullanılır. Akla ilk gelenlerden biri Macarena Ramirez’dir.
Macarena Ramirez 1992 yılında Cadiz’de dünyaya geldi. Flamenko onun için bir aile mirası değildi ve dans etme arzusu tamamen içgüdüseldi. Henüz dört yaşındayken bir festivalde durmadan dans ettiğini gören annesi onu bir flamenko okuluna yazdırdı.
Yedi yaşında aldığı Andalucia’nın Gelecek Vadeden Sanatçısı Ödülü kaderini belirledi. 12 yaşındayken ünlü Lola Flores’in gençlik yıllarını Lola, la película filminde canlandırdı.
Macarena Ramirez’in kariyerindeki dönüm noktalarından biri TVE’de yayınlanan “The Dancer” yarışmasını 1200 aday arasında birinci olmasıydı. Asıl büyük çıkışı geçen yıl sahnelediği Espina / Diken adlı eseriyle geldi. Bu gösteri sanatçının bugüne kadarki en kişisel ve iddialı işi olarak nitelendirildi.
Güzel dansçı sanat felsefesini şöyle özetler. “Ortodoks olmak tüm ustalardan öğrenmek demek çünkü kökler orada. Ama heterodoks olmak geleneğe saygıyı kaybetmeden öğrendiklerinden yola çıkarak kendi dilini yaratmak demek.”
“Ben kimsenin kopyası olmak istemiyorum. Önemli olan kendi stilinin olması.”



