1965 yılında San Francisco Körfez Bölgesi’nde kurulan ve otuz yıl sonra dağılan Grateful Dead’e yalnızca bir rock grubu demek İstanbul’a “Deniz kenarında bir şehir” demeye benzer. Teknik olarak doğrudur ama büyük resmi ıskalar. Çünkü Jerry Garcia, Bob Weir, Phil Lesh, Bill Kreutzmann, Mickey Hart ve arkadaşlarının yarattıkları yapıt müziğin ötesindeydi. Söz yazarı ve fikir gurusu Robert Hunter grubun çalmayan üyesiydi.
Grateful Dead 1960’ların karşı-kültürünün, özgürlük arayışının, psikedelik deneylerin, topluluk duygusunun ve Amerika’nın yollarında dolaşma geleneğinin garip ve büyüleyici bir birleşimiydi.
Grateful Dead'in hikâyesi 1960'ların ortasında San Francisco'nun kültürel patlama yaşadığı yıllarda başladı. Beat kuşağının mirası henüz sıcaktı. Hippiler Haight-Ashbury'ye akıyor, Vietnam Savaşı'na muhalefet büyüyor, gençler anne babalarının dünyasına kuşkuyla bakıyordu.
Grup Ken Kesey'nin çevresinde düzenlenen ünlü Acid Tests etkinliklerinde sıkça sahne aldı.
Bu ortam Grateful Dead'in müziğini belirledi. O rock, blues, psikedelik, country, folk ve caz doğaçlamalarının bir birleşimiydi.
Şarkı değil, yolculuk
Müziğin nereye gideceğini bazen müzisyenler bile önceden bilmezlerdi.
Bir Grateful Dead konserine gidip albümdeki parçaların kusursuz biçimde tekrarlanmasını beklemek bir hataydı.
Grup için şarkı çoğu zaman yalnızca başlangıç noktasıydı. Örneğin Dark Star başlar, birkaç dakika sonra cazı andıran bir doğaçlamaya dönüşür, oradan psikedelik seslerin içine dalabilir ve yirmi dakika sonra bambaşka bir parçanın içinde yeniden ortaya çıkardı.
Bu nedenle Dead konserlerinde şarkıların süresi bilinmezdi.
Jerry Garcia'nın gitarı burada merkezi öneme sahipti. Garcia klasik anlamda gösterişli bir gitar kahramanı değildi. Müziği bir yere sürüklemek yerine sanki önündeki yolu merak ederek yürürdü. Bir melodiyi bulur, bırakır, yeniden yakalar, arkadaşlarının çaldıklarını dinler ve başka bir yöne sapardı.
Grateful Dead'in çekiciliği biraz da buradaydı. Müzisyenler birbirlerine hükmetmez, birbirlerini dinlerlerdi.
Bu yüzden aynı şarkının değişik konser kayıtları birbirinden tamamen farklı olurdu.

Deadhead denen tuhaf kabile
Grateful Dead'in müzik tarihindeki en büyük etkilerinden biri belki de şarkılarından çok Deadheads denilen dinleyicileriydi.
Deadhead olmak yalnızca Grateful Dead dinlemek anlamına gelmezdi. Grubun turnesini şehir şehir takip eder, minibüslerde yaşar, konser alanlarının otoparklarında yiyecek, tişört ve el işi ürünler satar, birbirleriyle kaset değiş tokuş ederlerdi.
Böylece internetten onlarca yıl önce devasa bir sosyal ağ oluşturmuşlardı.
Grateful Dead'in konserlerin dinleyiciler tarafından kaydedilmesine karşı son derecede hoşgörülü davranması da bu kültürü güçlendirdi. Hayranlar konser kayıtlarını çoğaltıp birbirlerine gönderirlerdi.
Bugünün dosya paylaşımı, çevrimiçi toplulukları ve hayran ağları düşünüldüğünde bu yaklaşım şaşırtıcı derecede çağdaş görünür.
Bu politika grubu internet öncesi dönemin en eksiksiz belgelenmiş gruplarından biri haline getirdi. Yaklaşık 2.350 konserin 2.200'üne yakını kayıt altına alındı ve büyük bölümü çevrimiçi erişilebilir durumdadır.
Jerry Garcia "Bu sektörde hayatta kalmak istiyorsanız, dinleyicinize doğru gidin, onlar size gelsin diye beklemeyin. Siz onlar için çalışıyorsunuz" derdi.
Grup hayranlarını bir pazar olarak değil, eşit ortak olarak gördü ve ticari bir alışverişin ötesinde duygusal bir bağ yarattı.
Bir grubun etrafında ekonomi kurmak
Grateful Dead bu nedenle müzik endüstrisi açısından da ilginç bir örnektir.
Geleneksel model kabaca şöyleydi:
Albüm yap → radyoda çal → albüm sat → turneye çık.
Dead modeli ise bunun tersini yaptı.
Konser ver → topluluk oluştur → insanların konserleri paylaşmasına izin ver → daha fazla konser ver → albüm sat.
Bu sistem onlarca yıl çalıştı.
Grateful Dead otuz yıl boyunca 2.300'den fazla konser verdi ve 500'den fazla şarkıdan oluşan bir performans arşivi biriktirdi. Onlar için stüdyo kayıtları yalnızca yeni şarkıların toplandığı yerdi. Gerçek müzik tekrarlanamazdı ve sahnede gerçekleşirdi.
Bu felsefe teknik ve ses arayışına da uzanırdı. 1974'te grup, ses mühendisi Owsley "Bear" Stanley'e ünlü Wall of Sound’ı, yani müzik duvarını tasarlattı. Bu yüzlerce hoparlörden oluşan dönemin en büyük konser ses sistemiydi. Amaç, izleyiciye bozulmamış bir ses deneyimi sunarken aynı zamanda grubun kendi monitör sistemi olarak da işlev görmesiydi.
Grup liste başı hit şarkılara sahip olmadan Amerika'nın en büyük konser topluluklarından birini oluşturdu. 1987'de Touch of Grey büyük bir liste başarısı getirene kadar Grateful Deadzaten yirmi yılı aşkın süredir muazzam bir kültürel kurumdu.

Amerika'nın müzikal hafızası
Grateful Dead'i yalnızca psikedelik rock kategorisine koymak yanıltıcıdır. Grubun repertuvarının derinlerinde eski Amerikan müziği yaşar.
Blues, Appalachian folk müziği, country, bluegrass, gospel ve eski halk şarkıları sürekli yüzeye çıkar. Jerry Garcia'nın bluegrass sevgisi özellikle önemlidir. Robert Hunter'ın yazdığı sözler ise eski Amerikan masallarını, trenleri, kumarbazları, haydutları, kayıp sevgilileri ve yollarda dolaşan yalnız insanları çağrıştırır.
Friend of the Devil, Uncle John's Band, Ripple, Truckin’, Sugar Magnolia veya Casey Jones dinlendiğinde psikedelik San Francisco'nun altında çok daha eski bir Amerika duyulur.
Bu yüzden Grateful Dead aynı zamanda hem son derece çağdaş hem de garip biçimde eskidir.
Bir ayağı 1960'larda, öteki ayağı 19. yüzyıl Amerikan folk geleneğindedir.

Jerry Garcia: İstemeden lider
Grubun yüzü kuşkusuz Jerry Garcia'ydı.
Garcia klasik rock yıldızı tipine pek uymazdı. Yakışıklı değildi. Mick Jagger gibi sahneye hükmetmez, Jim Morrison gibi gizemli bir karakter yaratmaz, Pete Townshend gibi gitarını parçalamazdı.
Kendisinin grubun lideri olarak görülmesinden pek hoşlanmazdı.
Fakat lider olmak istememek insanların sizi lider olarak görmesine engel değildir.
Garcia'nın rahat tavrı, mizahı, gitar tonu ve doğaçlamacı yaklaşımı zamanla Grateful Dead'in ruhuyla özdeşleşti. Hippi kültürüyle pek bağdaşmayan bir şekilde işkolikti. Gece gündüz müzik dinler, yapar ve fast food yerdi.
1995'te öldüğünde otuz yıldır devam eden büyük bir Amerikan kültürel yolculuğunun merkezi figürü kayboldu.
Grateful Dead de kısa süre sonra faaliyetlerini o isim altında sona erdirdi. Fakat hikâye bitmedi.
1960'ların karşı-kültüründen doğan pek çok şey bugün müzelerde veya belgesellerde yaşıyor, radyolarda çalıyor. Dead kültürü sonraki kuşaklara aktarılıyor. Grubun müziğini yeniden yorumlayan topluluklar, arşiv kayıtları ve eski-yeni Deadhead'ler geleneği sürdürüyorlar.
Sevgili okuyucularımdan ricam bu eşsiz ve özgün müziği genç nesillere aktarmalarıdır. Sert rock beklemeyin. 65 üstü gençler için yumuşak ve vokal armonili parçalar seçtim.

Grateful Dead: Ripple (American Beauty 1970)
Ripple grubun belki de en güzel melodilerinden biridir. Robert Hunter'ın şiirsel sözleri ve Garcia'nın sıcak vokaliyle Dead'in folk tarafının mükemmel özetidir.
Ripple rock müziğin en dokunaklı ve felsefi eserlerinden biri olarak kabul edilir. Parça 56 yıldır dinleyicilere hayat, ölüm, yalnızlık ve maneviyat üzerine derin bir görüş sunar.
Ripple’in sözleri tek bir yoruma indirgenemeyecek kadar zengin bir anlam dokusuna sahiptir. Uzmanlar şarkının Taoizm felsefesinden 23. Mezmur'a, Haiku şiirinden Budist imgelerine kadar geniş bir referans ağı ördüğünü söylerler.
Hunter'ın sözleri kesin cevaplar sunmak yerine sorular sormayı, dogmalardan kaçınmayı ve belirsizlik içinde birlikte yol almayı önerir. Garcia'nın melankolik ve teselli edici melodisiyle birleştiğinde ortaya çıkan yapıt bir şarkıdan çok bir hayat felsefesidir. Durgun suya atılan en küçük bir taş bile dalgalanma yaratır, ama bazen dalgalanma hiçbir taş atılmadan da meydana gelir.
Aynı parçayı bir de Playing for Change'den dinlemenizi isterim. Mükemmel bir parça daha nasıl mükemmelleştirilir görün.

Grateful Dead: Truckin' (American Beauty 1970)
Truckin’ Grateful Dead'in yollardaki hayatının bir marşıdır. Grubun Amerika'yı şehir şehir dolaşan dev turne kültürünü anlamak için idealdir.
Truckin' Grateful Dead'in 1970 tarihli American Beauty albümünde yer alır ve grubun en tanınmış şarkılarından biridir. Şarkı grubun turne hayatının otobiyografik bir anlatısıdır ve "What a long, strange trip it's been / Ne kadar uzun ve garip bir yolculuktu" dizesiyle Amerikan kültürüne yerleşmiş bir motto yaratmıştır. Parça 1997'de ABD Kongre Kütüphanesi tarafından ulusal hazine olarak tanınmıştır.
Bob Weir 1997 yapımı Anthem to Beauty belgeselinde şöyle der: "Amerika'da genç bir adam olarak yolda olmanın bir romantizmi vardı ve bunu yapmak zorundaydınız! Bu bir geçiş ritüeliydi. Truckin'’deki her şey kesinlikle otobiyografiktir."
Phil Lesh yoldaki deneyimlerini alıp şiire dönüştürdüklerini söyler.
"What a long, strange trip it's been" dizesi şarkının ötesine geçerek bir kuşağın deneyimini özetleyen kültürel bir mirastır. 1995'te Garcia'nın ölümünün ardından grup yaptığı açıklamada bu dizeye gönderme yaparak "Uzun, garip yolculuk bitti" demiştir.

Grateful Dead: Box of Rain (American Beauty 1970)
Box of Rain Phil Lesh'in söylediği, Robert Hunter'ın en dokunaklı sözlerinden bazılarını taşıyan olağanüstü bir parçadır. Bu şarkının ardında son derece kişisel bir hikâye yatar.
Box of Rain’in kökeni Phil Lesh'in babasının ölümcül kanser teşhisiyle hastanede yattığı döneme uzanır. Lesh babasına söylemek üzere bir şarkı yazmak istemiş ve melodiyi bestelemiştirancak sözler eksiktir. Robert Hunter'a başvurduğunda Hunter anında yazar. Sözler bir vedanın kaçınılmazlığını ve sevginin bu vedayı taşıma gücünü anlatır.
Bir yağmur kutusu acıyı dindirecek ve sevgi seni sonuna kadar götürecek.
Hunter yağmur kutusu ile üzerinde yaşadığımız dünyayı kastettiğini söyler. Yani Box of Rain içinde yaşadığımız dünyanın, doğanın, yaşamın kendisinin bir metaforudur. Şarkı sözleri bu dünyanın geçiciliğini ve belirsizliğini kabul etmeye çağırır.
Box of Rain Grateful Dead kataloğunun en kişisel ve en kırılgan parçalarından biridir. Bir oğulun babasına yazdığı veda mektubu hepimize hitap eden bir teselli sunar. Dünya geçici, belirsiz ve acı vericidir. Ancak bir yağmur kutusu, yani yaşamın kendisi acıyı dindirebilir ve sevgi bizi taşıyabilir.

Grateful Dead: Friend of the Devil (American Beauty 1970)
Şarkı yüzeyde bir suçlunun kaçış hikâyesi gibi görünse de aslında toplumun kenarına itilmiş bir insana duyulan empatiyi yansıtır. Grateful Dead'in diğer şarkılarında da görülen bu tema kumarbazların, dolandırıcıların ve diğer dışlanmış ruhların hayatlarına şefkatle yaklaşmayı içerir.
Şarkının en güçlü yanı anlatıcının ahlaki konumunu belirsiz bırakmasıdır: "Friend of the devil is a friend of mine / Şeytanın dostu benim de dostumdur" dizesi hem meydan okuyan bir ifade hem de çaresizlik içinde bir yakınma olarak okunabilir.
Friend of the Devil Grateful Dead'in sadelik ve hikâye anlatıcılığındaki ustalığını en iyi yansıtan eserlerinden biridir. Hunter'ın klasik olarak nitelendirdiği şarkı bir kaçağın peşindeki tazılardan, şeytanla yaptığı anlaşmadan ve iki ayrı şehirdeki iki karısından oluşan karmaşık hayatını akılda kalıcı bir melodiyle aktarır.

Grateful Dead: Casey Jones (Workingman's Dead 1970)
Şarkının ilham kaynağı 1900 yılında Mississippi'de bir tren kazasında hayatını kaybeden makinist Casey Jones'tur. Jones, Memphis'ten yola çıktıktan sonra bir sinyali görmezden gelmiş ve arkasındaki vagonlara çarpmamak için son ana kadar fren yapmaya çalışırken yaşamını yitirir. Ölümünden birkaç gün sonra arkadaşı Wallace Saunders adında bir siyahi tren temizlikçisi Jones'un anısına bir şarkı yazar.
Grateful Dead'in Casey Jones’u bu geleneksel baladdan tamamen farklı bir yöne sapar. Casey Jones müzikal açıdan Grateful Dead'in en akılda kalıcı melodilerinden birine sahiptir. Şarkı yüzeyde neşeli, neredeyse içten bir tona sahipken sözleri bir felaketin kaçınılmazlığını anlatır.

Grateful Dead: Uncle John's Band (Workingman's Dead 1970)
Uncle John’s Band süper vokal armonileri ve akılda kalan melodisiyle grubun en ulaşılabilir parçalarından biridir. Dead'in topluluk fikrini de güzel biçimde temsil eder.
1970 tarihli Workingman's Dead albümünde yer alan parça psikedelik doğaçlamalarıyla tanınan bu grubun geniş kitlelere ulaşan ilk şarkısıdır.
1968'den 1969'a kadar Grateful Dead, Anthem of the Sun ve Aoxomoxoa adlı iki psikedelik albümü kaydetmek için stüdyoda çok zaman ve para harcamıştı. Jerry Garcia bunun bir delilik olduğunu itiraf etti ve artık stüdyoda bir dakikada halledilebilecek kadar basit şarkılar yazmaya karar verdi. Bu bilinçli sadelik arayışı Workingman's Dead ve ardından gelen American Beauty albümlerini doğurdu.
Uncle John's Band bu dönüşümün başlangıç noktasıdır. Uzun doğaçlamalardan vazgeçip akustik gitar ve bluegrass tarzı düzenlemelere yönelir. Melodi sıkı, armoniler yoğundur.
Şarkının çekirdek melodisi tamamen özgün değildir. Garcia, Bulgar kadın korosu ve Pennywhistlers grubunun kayıtlarından bir melodi parçasını çaldığını kabul etmiştir. Ancak Bob Weirve Phil Lesh'in eklediği armoni bölümlerinden sonra melodinin tanınmaz hale geldiğini de söylemiştir.

Grateful Dead: Sugar Magnolia (American Beauty 1970)
Sugar Magnolia Bob Weir'in Grateful Dead repertuvarındaki imza şarkılarından biridir. Bob Weir'in enerjik tarafını ve Dead’in neşeli ve güneşli yüzünü gösteren konserlerin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Şarkının Bob Weir'in o dönemki kız arkadaşı Frankie hakkında yazıldığı söylenir. Şarkı sözleri bir rock yıldızının idealize edilmiş hayat arkadaşını betimler. Sahne arkasında bekleyen, zor anlarda direksiyona geçen ve konser sonrası moral veren bir kadın.
Şarkının adının 1960'ların sonunda Haight bölgesinde faaliyet gösteren ilginç isimli Magnolia Thunderpussy adlı restoranın sahibinden geldiğine dair bir rivayet vardır.
Aynı parçayı 2018’de üstün yetenekli John Mayer’in katıldığı Dead & Company'den de dinlemenizi isterim.
Grateful Dead: 2024 Kennedy Center Honors
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


