Aralık ayında on gün ara ile Cumhuriyetin ilanından bir yıl önce, 1922 yılında, doğan iki çocukluk arkadaşını kaybettik.
Bu iki arkadaştan biri “Hocaların Hocası” olarak tanınan Profesör Dr. Nermin Abadan’dı. Türk asıllı babası öldükten sonra daha çocuk yaşlarında Avusturyalı annesinin yanından ayrılıp Türkiye vatandaşlığını seçmesinin ardından, yeni ülkesinde en yüksek akademik kademelere yükselen ve Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğünü de içeren zenginlikte bir hayat yaşayan bu öncü ve simge kadın aydın, Cumhuriyet tarihindeki yerine saygı ile emanet edildi.
Birlikte fotoğrafını sunduğumuz 88 yıllık arkadaşı Nilüfer Mizanoğlu Reddy’yi ise ancak dar bir çevre, belki de bir avuç İngilizce Türkçe çeviri uzmanı, onlar da ismen tanıyabilir. İkisini de Türkiye aydınlanma sürecinin başarılı birer örneği, ilk kuşak Cumhuriyet aydın kadın prototipinin 21. yüzyıla uzanan temsilcileri olarak görebiliriz.
* * *
Nermin Abadan-Unat ile Nilüfer Mizanoğlu-Reddy’nin yolları 1937 yılında İzmir Kız Lisesi’nde kesişir. İki gençten biri “Macar Nermin” olarak tanınır ve yanlış Türkçe telaffuzu arkadaşlarının gülüşmelerine yol açar. Nilüfer Mizanoğlu ise ilkokula Harf Devrimi’nin kanunlaştığı 1928 yılında başlamıştır. Annesi Üsküp doğumludur ve ailece Balkan Savaşları’nın çöküntüsünü yaşamıştır. Bu aileden ileride İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen Hıfzı Algan gibi şahsiyetler de çıkacaktır.
Galatasaray mezunu babası Mehmet Alaeddin Mizanoğlu, Osmanlı Sarayı yakın çevresinde yetişmiştir, fakat Cumhuriyet değerlerini içtenlikle benimseyecektir. İleriki yıllarda Masonluk ve kooperatif hareketlerinde etkin olacaktır. Üçü kız, dört çocuğunu da okutmak üzere tüm olanaklarını seferber etmekten kaçınmaz. Ortanca ve küçük kızları Dışişleri Bakanlığında önemli merkezlerde büyükelçiliğe yükselmiş devlet memurları ile evlenip Türkiye’yi yurt dışında temsil edeceklerdir. Küçük kızı hayattadır ve zarif yaşamını Ankara’da Akay Yokuşu’nun hemen üstündeki yetmiş yıllık babaevinde sürdürmektedir.
Nilüfer Mizanoğlu, babasının kimi zaman ters giden ticari işleri nedeniyle şehirden şehre geçireceği lise eğitiminin ilk yıllarında İzmir’de okuyacaktır. İki gencin İzmir Kız Lisesi’nde yeşeren arkadaşlıklarına, sonradan Türkiye’nin ünlü sosyoloji profesörü olarak tanınacak Mübeccel Belik (Kıray) de katılır. Bu üçlünün ilişkileri hayat boyu sürecektir. İleride, İzmir Kız Lisesi’nin bu döneminin mezunlarından dörtte biri akademik kariyeri seçecek ve dallarında yüksek başarılar göstereceklerdir.
Lise öğrenimine İstanbul Erenköy Kız Lisesi’nde devam eden Nilüfer Mizanoğlu, ileride tek parti döneminde milletvekili, avukat, ünlü şair, yazar ve üniversite profesörü olarak tanınacak öğretmenler tarafından eğitilir. Fransızcayı ilkokuldayken öğrenmeye başlar. Daha sonra Fransızca derslerini, Ankara’da bitireceği lisenin son sınıfında Nâzım Hikmet’in ilk eşi Nüzhet Hanım’dan alacaktır. Ankara’da birlikte okuduğu bilim insanı Yıldız Sertel’le de hayat boyu bir arkadaşlık kuracaktır.
Genç Cumhuriyet’in eğitim seferberliğinin tüm enerji ve coşkusuyla yetişen bu parlak öğrenci, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin (DTCF) “Altın Çağı” olarak tanınan yıllarında felsefe, psikoloji ve sosyoloji bilim dalları karması programından 1944 yılında mezun olur. Sonradan her biri olaylı bir şekilde bu fakülteye veda edecek olan Muzaffer Şerif, Niyazi Berkes, Pertev Naili Boratav gibi hocaların ve Behice Boran’ın rahle-i tedrisinden geçer. 1951 TKP tutuklamalarında hapse girecek olan Rozet Avigdor’la fakülte yıllarında başlayan arkadaşlıkları Amerika ve Fransa’da yarım yüzyıl sürecektir.
Yeni Cumhuriyet’in ilk yıllarında büyük özverilerle yurtdışında okuttuğu bu genç ve parlak hocalar sol eğilimli oldukları gerekçesiyle şiddete varan tehditlerle üniversiteden elenir ve akademik kariyerlerini yurtdışında, dünyanın sayılı üniversitelerinin sunduğu kürsülerde sürdürmeye devam ederler.
Nilüfer Mizanoğlu’nun üniversite öğrencilik yılları DTCF’nin Nazi Almanyası yanlısı aşırı Türkçüler ile sol liberal öğretim üyeleri arasında yargıya yansıyan polemikler ve kavgalara da tanık olur. Bu hadiseler, aynı zamanda Tek Parti Rejimi içinde Türkiye’nin 20. yüzyılının ikinci yarısındaki akıbetini belirleyecek bir rota ayarlamasının siyasal ve ideolojik bir yansımasıdır. Uğur Mumcu bu dönemi “40’ların cadı kazanı” diye tanımlar.
Cumhuriyet’in yetiştirdiği yüksek öğrenim görmüş ilk kadın kuşağı genelde eşitlikçi, özgür düşünceye yatkın ve akılcıdır. Dünya ile ilişkileri Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hasan Âli Yücel döneminin (1938–46) o ünlü Dünya Klasikleri çevirileri ile kat be kat genişleyip zenginleşmiştir. Edebiyat, felsefe, şiir, tiyatro ve müzik eski dönemlerle kıyaslanamayacak bir şekilde, özellikle şehirli genç kuşakların düşün hayatına girmiştir. Cumhuriyet liselerinde ileride çevirileri ile ünlenecek yabancı dil öğretmenleri de ders vermektedir.
O dönemde genelde yaygın düşünce tarzı, Osmanlı İmparatorluğunu paylaşmak için sabırsızlanan ve hor gören düşmancıl bir dünyaya, bileğinin gücü ile olduğu kadar kültürü ile de eşit koşullarda katılma özlemidir. Tanzimat’la başlayan bu büyük özleme bir tür Batı hümanizması evrenselliği ile harmanlanmış ulusalcılık da diyebiliriz.
* * *
Nilüfer Mizanoğlu, DTCF’yi başarıyla bitirdikten sonra, hocalarının öneri ve desteği ile babasının da sağladığı olanaklarla başvurduğu, Harvard Üniversitesi’nin kadınlar şubesi olarak tanınan Boston’daki Radcliffe College’a doktora çalışmaları için kabul edilir.
1945 yılında krom madeni taşıyan bir şileple yaptığı ve bir ay süren maceralı bir deniz yolculuğunun ardından Amerika’ya vardığında, o ülke ve Avrupa’da, Ankara hükümetinin verdiği yurt dışı yaşama iznine tabi kayıtlı Türkiye vatandaşlarının sayısı 100’e bile varmıyordu.
Radcliffe Koleji’ne kaydolduktan sonra az bildiği İngilizcesini geliştirmeye koyulur. Öğrenciler bir siyahî dışında hemen tümü hali vakti yerinde beyaz Amerikalılardır.
Ancak, Hitler Almanyası’ndan kaçan dünya çapında hocaların da katkıları ile zengin, çok sesli ve edebiyat, felsefe, sosyoloji, psikoloji ve tarih gibi disiplinleri birlikte okuma olanakları sunan DTCF’den sonra ABD’de girdiği bu okulun dar ve teknik konular üzerine uzmanlık gerektiren müfredatı onu doyurmaz. Devletin hışmına uğrayıp Amerika’nın en prestijli üniversitelerinden birine yerleşen DTCF’den hocası ve dünyada sosyal psikoloji anabilim dalının kurucuları arasında sayılan Profesör Muzaffer Şerif’in yol göstermesi ile kaydını New York’un dünyaca tanınmış Columbia Üniversitesi’ne yaptırır.
* * *
Savaş sonrası yılların New York’unun hızlı temposu, değişik ülke ve kıtalardan gelen renkli insanları, zengin kütüphane ve müzeleri, genç Nilüfer’i bir girdap gibi içine çeker. Bu yıllarda Amerika’da yükselen ırk ayrımı ve sömürgeciliğe karşı toplantı ve eylemlere katılır. 1946 yılında, böyle bir eylem sırasında aynı üniversitenin lisansüstü öğrencisi, bağımsızlığına kavuşmak üzere olan Hindistan Madras doğumlu Enuga Reddy* ile tanışır.
Nilüfer Mizanoğlu Reddy, Enuga Reddy
İki idealist genç doktora yazmak yerine evlenip bir aile kurmayı seçerler. Bu, hem o dönemlerin ırklar arası evlilikleri onaylamayan beyaz egemen Amerika’sı, hem de geldikleri ülkelerdeki aileleri için yadırganması kaçınılmaz bir birliktelik olarak başlar. Ancak iki gencin ilkeli tutumu ile her iki aile de kısa bir süre içinde torunlarını bağırlarına basarlar.
Yeni kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bağımsızlık ve ırk eşitliği hareketlerini destekleyen biriminde uluslararası diplomat sıfatı ile görevlendirilen Reddy, 1960’lı yıllarda bağımsızlığına kavuşacak ülkelerin ilerici kadroları ile yakın ilişkiler kurar. Nilüfer Mizanoğlu Reddy de bir Birleşmiş Milletler diplomatının eşi olarak 20. yüzyılın Üçüncü Dünya liderleri olarak tarihe geçecek kimi şahsiyetleri evlerinde konuk ederek yakından tanıma fırsatı bulur. Duvarları Abidin Dino ve Bedri Rahmi tablolarıyla dolup taşan kitap raflarının sürekli rekabet halinde bulunduğu alçakgönüllü evleri, yıllar geçtikçe sayıları artacak olan Türkiyeli akademisyen, yazar ve diğer konukların da uğrak yeri olacaktır.
Altmış yılı New York’ta geçecek bu mutlu evlilik 70 yıl sürecektir ve Nilüfer Mizanoğlu Reddy’ye hayatını seçtiği gibi düzenleme olanakları sağlayacaktır. Birleşmiş Milletler’de Genel Sekreter Yardımcılığı’na kadar yükselen Enuga Reddy’i, Mandela Güney Afrika’sı, yaşam boyu ırk ayrımına karşı verdiği çabalarından dolayı onurlandıran yüksek devlet nişanına layık görmüştür.
* * *
Nilüfer Hanım, 1938 yılından beri düzmece suçlamalarla cezaevinde bulunan Nâzım Hikmet’in 1950 yılında Bursa Hapishanesi’nde başlattığı açlık grevini destekleyen uluslararası kampanyalara katılır. Nâzım Hikmet’in şiirlerinden seçtiklerini İngilizce’ye çevirip ABD ve Hindistan’daki ilerici dergilerde yayımlanmalarını sağlar. Bunlar şairin İngilizce yayımlanan ilk çevirileridir.
Fakülteden arkadaşı Rozet Avigdor’un da yaptığı çevirilerle birlikte hazırladıkları “Poems From Nazım Hikmet” (Nâzım Hikmet’ten Şiirler) kitabı 1954 yılında New York’ta yayımlanır ve şairin dünyaca tanınmasına katkıda bulunur. Bundan 50 yıl sonra da Erhan Turgut’un editörlüğünde ve Abidin Dino’nun da eskizleri ile birlikte Fransa’da üç dilde yayımlanan hacimli ve kapsamlı “Nâzım Hikmet – Özgeçmişi ve Şiirleri” antolojisi için de çeviriler yapacaktır.
New York’taki en yakın arkadaşlarından biri Amerikan feminist sanat öncülerinden ünlü May Stevens’dır (1924–2019). Birlikte stüdyo çalışmaları yaparlar ve Nilüfer Mizanoğlu Reddy küçük çapta da olsa resim sergilerine Anadolu motifli tablolarla katılır.
Amerika’da hayat kurmasına rağmen Türkiye’den kopmamıştır, kopmamaya da büyük özen gösterir. Yakınlarının düzenli olarak gönderdiği rulolarla gazete, kolilerle gelen edebiyat dergileri ve en son çıkan kitaplar aracılığı ile ilgi ve bilgisini besler. Seksenli ve doksanlı yaşlarından itibaren de internet üzerinden günde dört beş Türkçe gazete izleyecektir. Türkiye’de yapılan her seçimde oyunu en yakın konsoloslukta kullanır. Hayatları Amerika’da geçen karı koca Reddy’ler bir onur ilkesi olarak doğdukları ülkelerin vatandaşlıklarını korurlar.
Onu yetiştiren Cumhuriyet Türkiye’sinin yaşam anlayışı ve fakülte yıllarının Ankara’sının kültür ve düşün dünyası, orada edindiği dünya görüşü, güncel zevk ve alışkanlıkları, Nilüfer Hanım’ın hayatına süreklilik kazandırıp, belirleyici rol oynayacaktır. Bu alışkanlıkların başında gelen okuma sevgisi, ailesi ve yakınlarına “Hayatta kitap okumadığım tek günü hatırlamıyorum” diyecek kadar güçlüdür.
Nilüfer Mizanoğlu Reddy
Nâzım Hikmet çevirilerinin yarattığı ilgiden sonra, ünlü çevirmenler Talat Sait Halman ve Nermin Menemencioğlu’nun da özendirmeleriyle aralarında Orhan Veli, Sait Faik, Gülten Akın, Oğuz Tansel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Attilâ İlhan’ın da bulunduğu bir “Türk Şiiri Antolojisi” hazırlar. Edebiyat tutkunu bir amatörün hevesi olarak başlayan bir süreç hayat boyu süren kalıcı bir uğraş haline dönüşür.
Çevirileri ABD’de çeşitli akademik ve edebiyat dergilerinde çıkmaya başlar. Bu arada kocası Osmanlı döneminde İngiltere tarafından elçi olarak atanan 18. yüzyıl İngiliz aristokratı Leydi Montagu’nun İstanbul’da Saray kadınlarının yaşamlarına geniş yer veren oryantalizm klasiği “The Turkish Embassy Letters”ı “Türkiye’den Elçilik Mektupları” adıyla Türkçeye kazandırır.
Çoğu kişinin köşelerine çekilmeyi düşündüğü 60’lı 70’li yaşlarında, Nilüfer Mizanoğlu Reddy, dünya çapında gelişen kadın hareketlerinin ivme kazanmasının verdiği enerji ile çalışmalarını Türkiyeli kadın yazarlara odaklandırır. Amerika’da İngilizce olarak çıkan ve Talat Halman’ın editörlüğünü yaptığı “The Journal of Literary Translation” dergisinin (Edebiyat Çevirileri Dergisi) 1987 Sonbaharında çıkan Türkiye Özel sayısına Adalet Ağaoğlu, Tomris Uyar ve Nazlı Eray’dan çevirileriyle katkıda bulunur.
Bir yıl sonra da, Profesör İlhan Başgöz’ün editörlüğünde, iki baskı yapacak Indiana Üniversitesi Türkiye Araştırmaları serisinden “Short Stories by Turkish Women” (Türkiyeli Kadınlardan Kısa Hikâyeler) başlıklı bir antolojiyi bir önsözle birlikte kendi imzası ile yayımlayacaktır. Bütün çevirilerini kendisinin yaptığı bu seçme son derece kapsamlıdır. Nezihe Meriç, Sevim Burak ve Leyla Erbil ile başlayan antoloji, günümüzde klasikleşmiş olan Füruzan, Sevgi Soysal (erken yaşta ölen Sevgi Soysal ile Mizanoğlu ailesi Ankara’dan tanışırlardı), İnci Aral, Adalet Ağaoğlu, Tezer Özlü, Pınar Kür, Nazlı Eray, Işıl Özgentürk, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Ayşe Kilimci ve Latife Tekin’den seçmelerden oluşur.
Nermin Abadan-Unat ve Talat Sait Halman’a özel bir teşekkür içeren bu önsözde, Nilüfer Mizanoğlu Reddy, amacının Türkiye’de 1950’lerde iç, 1960’larda ise dış göçleri de içeren şehirleşmenin ve eğitimin getirdiği büyük toplumsal çalkantılar içinde şimdiye kadar susturulan ve yazıya dökülemeyen kadın seslerini dünya edebiyatına sunmak olduğunu belirtir. O zamanlara kadar erkek egemen bir alanda, gittikçe gürleşen sesleri ile edebiyat ödülleri alabilecek başarıyı gösteren kadın yazarların geniş okur kitlelerine ulaşabilmesiyle, “kadın edebiyatı” da artık çağdaş Türkiye’de varlığını ve gücünü kabul ettirmiştir.
Kadın yazarların açtığı bir alan, Türkiye’nin toplumsal sorunları ile birlikte kadın olmanın özgüllüklerine, iç dünyalarının mahremine ve gizemlerinin üstüne, o güne kadar görülmemiş bir biçimde gidebilme cesaretini göstermeleridir. Bu bakış, ironi, sorgulama, mizah ve şiirsel yaklaşımla, gözlerden uzak kalanı, yaşanan ama konuşulmayan bir dünyayı açmaya yöneliktir.
Bu yazarlar, Türkiye tarihinin şiddet dolu ideolojik kutuplaşma ve faşizan askerî darbelerinden de nasiplerini alacaklardır. 1980’li yıllarda da dış göçlerin sonucu Batı sanayi toplumlarında emek işçisi olarak yaşanan kadın hayatları da bu edebiyatın bir parçası olacaktır.
* * *
Mayıs 2023; 100 yaşındaki Nilüfer Mizanoğlu Reddy, Türkiye’deki seçimler için Boston’daki Türkiye Konsolosluğu’nda oy kullanıyor
Nilüfer Mizanoğlu Reddy, uzun yaşamının son yıllarına kadar, içinden geldiği ve kendini yetiştiren Cumhuriyet ilkelerine bağlı kaldı. İngiltere ve Amerika’da çıkan çeviri ve edebiyat dergilerinde yazıları ile Türkiye Aydınlanması’nın Anglo-Sakson dünyasına tanıtılmasına kendince katkıda bulunmaya çalıştı.
Doğup büyüdüğü çevrelerde o zamana kadar hiç rastlanmadık bir şekilde, kendisine Hintli bir eş seçip Amerika’da bir hayat kurabilmesi, onun güçlü kişiliğini ve iradesini yansıtır. Massachusetts eyaletinde Boston yakınlarındaki üniversite şehri Cambridge’de ölüm döşeğine yattığında, çevresinde Türkiye ve Hindistan kültürlerinin karışımından doğan üç kuşak ailesi bir sevgi hâlesi oluşturacaktır.
Çocuklarının torunlarını görmenin mutluluğunu yaşayabilen Nilüfer Hanım’ın, kuşaktan kuşağa genişleyen ve üç kıtadan katılımlarla daha da zenginleşen bu ailesi, içinde Latin Amerikalı, İsveçli damatlar, Çinli ve Danimarkalı gelinler ve onların çocuklarının bulunması ile bir gökkuşağı kadar renklidir. Kendi seçtiği hayat gibi.
Benim oğlan**
benim yaşıma bastığı zaman,
ben bu dünyada olmayacağım,
ama harikulâde bir beşik olacak dünya,
siyah,
beyaz,
sarı bütün çocukları
sallayan mavi atlas
döşekli bir beşik.
(Nâzım Hikmet)
Mehmet Ali Dikerdem kimdir?
|
* Enuga Sreenivasulu Reddy kimdir?
|
Doç. Dr. Mehmet Ali Dikerdem
Enuga Sreenivasulu Reddy, BM Genel Kurulu’na hitap ederken
Enuga Sreenivasulu Reddy (solda), BM çalışmalarından…

