Dün, Akademi Giriş Sınavı (AGS) sonuçları açıklandı. Sınava giren 400 bini aşkın öğretmen adayı arasında yalnızca 10 bin kişi Milli Eğitim Akademisi’ne kabul edilecek. Yani, sınav salonunda yan yana oturan 40 kişiden sadece biri… Kabul oranı yüzde 2,5’ten bile az. Bu rakam, hem adayların zorlu mücadelesini hem de devletin öğretmen istihdamındaki dar görüşlülüğünü net biçimde gösteriyor.
Bir mezun ordusu, bir avuç kadro
Her yıl, eğitim fakültelerinden 50 binden fazla genç mezun oluyor. Buna önceki yıllardan atama bekleyenleri eklediğimizde, işsiz öğretmen sayısının 600 binleri bulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Diğer bir ifadeyle açıklanan 10 binlik Akademi kontenjanı, birikmiş öğretmen talebinin yalnızca yüzde 1,5’ine cevap verebiliyor.
Bir planlama krizi: YÖK ile MEB arasındaki koordinasyon eksikliği
Bu tablo, devletin kendi kurumları arasında iş akışı sağlanamadığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. YÖK, eğitim fakültelerine her yıl binlerce kontenjan veriyor; MEB ise bunların yalnızca bir kısmını istihdam edebiliyor. Sonuçta:
- Her yıl artan mezun sayısı eğitim sisteminde bir yük haline geliyor.
- Atama bekleyen öğretmen sayısı 600 bin seviyesine ulaşırken, bazı branşlarda mezun sayısı mevcut kadronun 10–15 katı fazla.
Bu durum, YÖK ile MEB’in koordinasyondan yoksun kontenjan planlamasını, hem gençlerin umutlarını hem de kamunun nitelikli insan kaynağını ciddi şekilde zedelediğini gösteriyor.
Geçmişten bugüne: Rakamların söylediği
2000’li yılların başında atama sayıları 20 bin civarındaydı. 2012’de 56 bin atamayla son 20 yılın zirvesine ulaşıldı. 2023’te ise 44 bini geçti. Ama bugün Akademi aracılığıyla yapılan 10 binlik atama, son on yılların en düşük sayılarından biri. Seçim öncesi dönemlerde artırılan kontenjanlar seçim geçtikten sonra düşürülüyor. Düşünün ki bir ülkedeki çocukların ya da gençlerin eğitimi de seçim yatırımlarına endekslenmiş durumda. Dünya gerçekliğinden daha ziyade siyasi konjonktüre göre yapılan bir atama planlaması!
Branşlarda adaletsiz dağılım
Bazı alanlarda atama sayılarına bakınca hayal kırıklığı büyüyor. Son atama döneminde özellikle ilk ve ortaöğretimdeki temel branşlarda rakamlar sembolik:
- İlköğretim Matematik: 162
- Fen Bilimleri: 267
- Matematik Öğretmenliği: 117
- Tarih: 28
- Türk Dili ve Edebiyatı: 29
Diğer yandan bazı branşlar kontenjanlarda görece öne çıkarılmış durumda:
- Sınıf Öğretmenliği: 4 bin 378
- Özel Eğitim: 3 bin 87
- Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi: 1.802
- Okul Öncesi: 1.321
Bu dağılımın arkasında ihtiyaç analizi olabilir. Ancak bu sayılar bize göre uzun yıllardır yapısal bir adaletsizlik duvarının örüldüğünü de öne çıkarıyor: Diğer yandan YÖK’ün “Hangi fakültelere kontenjan veriyoruz?” sorusunu kendisine yeniden sormasının zamanının da çoktan geçtiğini ifade etmeliyiz.
Milli Eğitim Akademisi: Umut mu, bekleme odası mı?
Akademi modeli, mülakatı kaldırıp yazılı ve uygulamalı bir eğitim süreci vaat ediyor. Ancak süreç hâlâ muğlak:
- Akademi eğitim takvimi ve başlangıç tarihleri net değil.
- Hangi illerde Akademi merkezleri kurulacağı tam olarak açıklanmadı.
- Adayların barınma, ulaşım ve maddi ihtiyaçları konusunda netlik yok.
- Akademi’den mezun olanlara atama önceliği veya kaynağına dair net bilgi paylaşılmadı.
Açıklamalar ertelenir, süreç netleşmezse, sistem umut değil kaygı yaratır.
Sadece bugün değil, yarın da tehlikede
YÖK’ün öğrenci almaya devam ettiği, MEB’in ise kadro üretmekte zorlandığı bir ortamda:
- İşsiz öğretmen sayısı artabilir.
- Nitelikli adaylar başka alanlara kayabilir.
- Belirli branşlarda ve bölgelerde öğretmen açığı kalıcı hale gelebilir.
Son söz: Öğretmeni bekletmek, eğitimi bekletmektir!
Dün açıklanan AGS sonuçları, sadece bir sınavın sonucu değil; eğitim politikalarının somut yansımasıdır. Bu tabloya bakıp şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten öğretmen yetiştirmeyi mi hedefliyoruz, yoksa sadece “sınav kazanan” sayısını mı kısıtlıyoruz?
Eğitim, uzun vadeli ve bütüncül planlama gerektirir. Ciddi ülkelerde öğretmen atama süreci değiştirilecekse en az 5-6 sene öncesinden kamuoyuna açıklanır. Üniversite tercihi yapacak öğrenciler açıklanan yeni duruma göre eğitim fakültelerini seçer ya da seçmez. Maalesef ülkemizde eğitim planlamamıza yön veren dinamikler dünya gerçeklikleri değil, siyasi konjonktür ve anlık kararlardır. Milli Eğitim Bakanı değiştiğinde atama ve sınav sistemleri gibi birçok şeyin değişiyor olması, devlet politikasına dönüşmüş, bütüncül ve uzun vadeli bir eğitim stratejimizin olmadığını göstermektedir.
Özetle, kapsayıcı bir planlamadan uzak belirlenen atama sayıları bugün kapıda 400 bin öğretmeni bekletirken, doğaldır ki yarın bu sayı 800 binlere çıkacaktır. Unutmayalım ki, öğretmeni bekletmek demek, öğrenciyi de alacağı eğitimi de bekletmek demektir.


