2026 AGS’nin ardından

2026 AGS’nin ardından

Öğretmen yetiştirme sistemi, üniversite planlaması, müfredat, sınavlar ve istihdam politikaları birbirinden bağımsız düşünülemez. Bunların tamamı aynı vizyonun parçalarıdır. Türkiye’nin artık sürekli değişen sistemlerden değil; öngörülebilir, istikrarlı ve bilimsel temellere dayanan bir eğitim politikasına ihtiyacı vardır. Biz gerçekten öğretmen mi yetiştiriyoruz, yoksa sürekli değişen sistemlere uyum sağlamaya çalışan nesiller mi?

2026 AGS’nin ardından

Bugün yüz binlerce öğretmen adayı, yaklaşık bir yıl süren yoğun hazırlık maratonunun ardından Akademi Giriş Sınavı’nda (AGS) ter döktü. Kimi sınav salonundan yüzünde tebessümle ayrıldı, kimi ise emeklerinin karşılığını alıp alamayacağına ilişkin derin bir belirsizlikle…

Her sınav gibi bu sınav da yalnızca bilgi düzeyini değil; zamanı yönetebilme becerisini ve psikolojik dayanıklılığı da ölçtü. Şimdi ise sınav heyecanı yerini uzun bir bekleyişe bırakmış durumda.

ÖSYM, önümüzdeki günlerde 2026 AGS’ye kaç adayın başvurduğunu, kaç kişinin sınava katıldığını, sınavı geçerli sayılan ve çeşitli nedenlerle geçersiz kabul edilen aday sayılarını kamuoyuyla paylaşacaktır. Ancak rakamlar açıklanmadan önce dahi sınavın genel karakterine ilişkin önemli değerlendirmeler yapmak mümkün görünüyor.

Bilgiden çok muhakeme ön plandaydı

Sınavdan çıkan adayların ortak değerlendirmesi, özellikle Türkçe ve Matematik testlerinin beklenenden daha seçici olduğu yönünde oldu.

Diğer testlerde ise ezber bilgiyi ölçen klasik soru anlayışından ziyade; yorum yapabilen, bilgiyi günlük uygulamalarla ilişkilendirebilen ve muhakeme becerisi yüksek adayları öne çıkaran bir yaklaşımın benimsendiği görülüyor.

Bu yönüyle bakıldığında yalnızca mevzuatı ezberleyen değil; mevzuatı anlayan, güncel gelişmeleri takip eden ve analitik düşünme becerisini geliştiren adayların daha avantajlı olduğu söylenebilir.

Toplam 80 sorudan oluşan sınavda; 15 Türkçe, 15 Matematik, 6 Tarih, 6 Coğrafya, 8 Mevzuat ve 30 Eğitim Bilimleri sorusu yer aldı. Alan sınavı uygulanan branşlarda  AGS puanı adayın yerleştirme puanının yüzde 50’sini oluştururken alan sınavı olmayan branşlarda AGS puanı Milli Eğitim Akademisine yerleşmede tek başına etkili olacak..

Dolayısıyla bu sınavda yapılan her bir doğru cevap, geçmiş yıllara göre çok daha büyük bir değer taşıyor.

Süre, bilginin önüne geçti

Adayların üzerinde en fazla durduğu konulardan biri de sınav süresi oldu.

Soruların zorluk seviyesinden bağımsız olarak birçok aday, süreyi yetiştirmekte zorlandığını ifade etti. Bu nedenle bilgisi yeterli olan adaylarla zaman yönetimini başarılı yapan adaylar arasında belirgin bir fark oluştu.

Aslında bu durum sınavın temel belirleyicilerinden birinin yalnızca bilgi değil, zamanı doğru kullanabilme becerisi olduğunu da ortaya koyuyor.

Asıl yarış şimdi başlıyor

Sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından gözler Millî Eğitim Bakanlığı’nın açıklayacağı branş kontenjanlarına çevrilecek.

Her branşta ilan edilecek kontenjan içerisinde yer alan adaylar, Millî Eğitim Akademisi’ne kabul edilme hakkı kazanacak.

Yaklaşık on ay sürecek ve dört dönemden oluşacak akademi eğitiminde adaylar; yüzde 60 uygulamalı, yüzde 40 teorik eğitim alacaklar.

Ancak burada çoğu adayın yeterince farkında olmadığı önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Akademiye girişte belirleyici olan AGS puanı, akademiye kabul edildikten sonra sıfırlanmış olacak. Atama tercihlerinde esas alınacak ölçüt, adayların akademi sürecindeki akademik başarıları olacak.

Başka bir ifadeyle AGS, yalnızca akademinin kapısını açacak; asıl sıralama ise akademinin içinde yeniden oluşacak.

Akademi sürecinde adaylara atanmış öğretmen maaşının yaklaşık yüzde 50’si oranında ödeme yapılacak olması ise sistemin dikkat çeken uygulamalarından biri olarak öne çıkıyor.

Akademi sisteminin ilk sınavı

Yeni sistem daha ilk yılında bazı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Özellikle akademi eğitimlerinin birçok branş için farklı illerde planlanması, adayların en fazla eleştirdiği konular arasında yer aldı. Ailesinden ve yaşadığı şehirden uzaklaşmak zorunda kalacak adaylar açısından bu durum hem ekonomik hem de sosyal anlamda önemli bir yük oluşturuyor.

Temennimiz, ilerleyen yıllarda akademi eğitimlerinin mümkün olduğunca adayların ikamet ettikleri illerde veya bölgesel merkezlerde gerçekleştirilebilmesidir.

Bir diğer dikkat çekici başlık ise akademide görev yapan eğitmen profili oldu.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sistem ilk açıklanırken eğitimlerin ağırlıklı olarak akademisyenler tarafından yürütüleceğini ifade etmişti. Uygulamada ise önemli ölçüde görevde bulunan ve doktora eğitimini tamamlamış öğretmenlerin görevlendirildiği görülüyor.

Kontenjanlarda denge hâlâ kurulamadı

Son yıllardaki öğretmen atamaları incelendiğinde bazı branşlarda kronikleşen bir kontenjan sorununun devam ettiği görülüyor.

Edebiyat, Tarih, Coğrafya, İlköğretim Matematik ve Fen Bilimleri gibi temel alanlarda kontenjanlar oldukça sınırlı tutulurken; Özel Eğitim, Okul Öncesi, Türkçe ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliklerinde görece daha yüksek sayılar açıklanıyor.

Doğal olarak uzun yıllardır düşük kontenjanlarla karşılaşan branşlarda görev bekleyen adaylar, yeni dönemde daha dengeli bir dağılım yapılmasını bekliyor.

Öte yandan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in lise eğitim süresine ilişkin yaptığı değerlendirmeler de öğretmen adaylarının gelecek planlamalarını doğrudan etkileyebilecek gelişmeler arasında yer alıyor.

Umutların arkasında siyasi beklenti de var

Dikkat çeken bir başka husus ise öğretmen adaylarının son yıllara göre daha umutlu görünmesi.

Bunun temel sebeplerinden biri, 2028 yılında yapılması beklenen genel seçimler.

Birçok aday, seçim sürecine girilirken kamu istihdamının artırılacağı ve öğretmen atamalarında da kontenjanların yükseltileceği beklentisini taşıyor.

Türkiye’nin siyasi geçmişi dikkate alındığında bu beklentinin tamamen temelsiz olduğunu söylemek de kolay değil.

Sorun sınavda değil, sistemde

Aslında bugün konuşmamız gereken asıl mesele sınavın zorluk derecesi değildir.

Çünkü sınavlar zor da olabilir, kolay da…

Asıl mesele; eğitim politikalarının, üniversite kontenjanlarının, öğretmen ihtiyacının, sınav sisteminin ve istihdam planlamasının birbirinden kopuk şekilde yürütülmesidir.

Gelişmiş ülkelerde eğitim politikaları günü kurtarmak için değil, gelecek nesilleri yetiştirmek için hazırlanır. Üniversitelerin kontenjanları, öğretmen ihtiyacı, müfredat ve sınav sistemi yıllar öncesinden planlanır. Gençler de hayatlarını bu öngörülebilir yapı üzerine kurarlar.

Bizde ise çoğu zaman sınavın adı değişiyor, sınavın kapsamı değişiyor, müfredat değişiyor, yerleştirme sistemi değişiyor; kimi zaman bunların tamamı birkaç yıl, hatta birkaç ay içinde gerçekleşebiliyor.

Kendimi de bu sürecin içine katarak rahatlıkla söyleyebilirim ki son otuz-kırk yılda başladığı eğitim sistemiyle mezun olabilen öğrenci sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır.

Bu tablo, yalnızca öğrencileri değil; öğretmenleri, akademisyenleri ve eğitim sisteminin bütün paydaşlarını belirsizliğin içine sürüklüyor.

Sonuç olarak;

Eğitim, günlük tartışmaların ya da dönemsel politik tercihlerin konusu olamayacak kadar hayati bir alandır.

Bir ülkenin geleceği; sınavların kaç soru olduğuyla değil, o sınavların hangi eğitim anlayışının ürünü olduğuyla şekillenir.

Öğretmen yetiştirme sistemi, üniversite planlaması, müfredat, sınavlar ve istihdam politikaları birbirinden bağımsız düşünülemez. Bunların tamamı aynı vizyonun parçalarıdır.

Türkiye’nin artık sürekli değişen sistemlerden değil; öngörülebilir, istikrarlı ve bilimsel temellere dayanan bir eğitim politikasına ihtiyacı vardır.

Gençler geleceklerini birkaç ay sonra değişebilecek yönetmeliklere göre değil, yıllar sonrasını görebilecekleri sağlam bir planlama üzerine kurabilmelidir.

Çünkü güçlü devletler, eğitim sistemlerini sınavlara göre şekillendirmez; sınavlarını, uzun vadeli eğitim politikalarının doğal bir sonucu olarak inşa eder.

Belki de bugün AGS’den geriye kalan en önemli soru şudur:

Biz gerçekten öğretmen mi yetiştiriyoruz, yoksa sürekli değişen sistemlere uyum sağlamaya çalışan nesiller mi?

 

 

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler