Atlas’ın ardından: Eğitimdeki boşluk, sokaktaki şiddet

Atlas’ın ardından: Eğitimdeki boşluk, sokaktaki şiddet

Kadın cinayetinin olmadığı bir güne uyanamıyoruz. Çocuklara ya da sokak hayvanlarına şiddetin sıradanlaştığı bir ülke olduk. Ve eminim Atlas da bizi uzaktan izliyor; “Beni bu hayattan kopartanlara ne ceza vereceksiniz?” diye bekliyor.

Atlas’ın ardından: Eğitimdeki boşluk, sokaktaki şiddet

Atlas bu hayattan karanlık ve kötü eller tarafından kopartıldı. Hepimizin içi ayrı yandı. 17 yaşında; daha ömrünün baharında, mavi gözlü, güzel yüzlü bir çocuktu. Kim bilir ne hayaller kuruyordu geleceğine dair… Hepsi yarım kaldı.

Atlas’ı dolaylı da olsa tanıyan biri olarak bu yazıyı kaleme almak, inanın benim için zor. Teyzesi Gülşah matematik öğretmeniydi ve biz uzunca süre aynı kurumda çalışmıştık. Zaman içinde dostluğumuz da epeyce gelişmişti. Atlas’ı ve ikiz kardeşini dilinden düşürmezdi. Hatta öyle ki, bir seferinde Gülşah Hoca’ya ders yazmamız gerektiğinde bana Atlas’ın ders çalışan fotoğrafını gönderip, “Üzgünüm, bu yakışıklıya matematikten 100 aldırmak istiyorum, başka birine ders yazın.” demişti. Atlas’ın ders çalışan fotoğrafı hâlâ bende duruyor…

Atlas ilk değildi. Daha geçen sene aynı bataklık Ahmet Minguzzi’yi kopardı bu hayattan. Dilerim son olur. Çünkü artık kimse nefes almıyor; ne Atlas, ne Atlas’ın ailesi, ne Ahmet, ne Ahmet’in ailesi…

Peki neden?

Bu cümle salt bir soru cümlesi değil. Bir isyanı, bir çaresizliği, elden bir şeyin gelmeyişini de haykıran bir cümle… Ne oldu, ne oluyor da böyle pırıl pırıl gençler birer birer hayattan alınıyor?

Toplumsal yozlaşma

Ana akım televizyon kanallarının gündüz kuşaklarında yayınlanan programları hepiniz biliyorsunuz. Aile içi şiddetten tutun, çarpık ilişkilere kadar bir sürü garip konu bu programların temel akışını oluşturuyor. RTÜK de sanki bizim gibi, sadece izliyor. Bazen de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yapması gereken şeyleri bu programlar yapıyor. Emniyetin görev alanına giren konulara yine bu programlar bakıyor; kayıpları arıyor, katili bulmaya çalışıyor…

O zaman sizin gibi ben de ister istemez soruyorum: Devletimiz nerede?

Yine ana akım kanallarda akşam gösterime giren dizileri hatırlayalım. Herkesin elinde bir silah; ağır konuşmalar, bitirim tipler, siyah takım elbiseli mafya figürleri her akşam bize dayatılıyor. RTÜK de salonda, oturma grubunun en güzel yerinde, en sadık izleyici olarak yerini alıyor!

O zaman sormak yine hakkımız değil mi: Devletimiz nerede?

Bu yayınların bu şiddet örgüsünü doğrudan beslediğini iddia etmek belki doğru değil; ancak bir etkisinin olmadığını söylemek de kolaycılık olmaz mı?

Ekonomik yozlaşma

Özellikle son 5–10 yıldır ekonomide yaşadığımız kriz, köşe dönmeciliği ve kısa yoldan zengin olma arzusunu, yeni neslin bilinçaltına gönderiyor ve genel ahlak standartlarını yeniden dizayn ediyor. Bu defacto tasarım; yeni nesil çetelerin haraçlarını ödemeyen mekânları kurşunlamasına, yasa dışı bahis sayfalarından medet umulmasına, kaynağı belirsiz paraların sisteme aktarılarak aklanmasına ve yasaklı maddelerin kullanımının yaygınlaşmasına neden oluyor. Suç bataklıkları, bu yoz ortamın kendilerine sunduğu hiçbir fırsatı kaçırmıyor ve suça meyilli herkesi içine çekiyor. Para kazanmanın ve toplumda saygı gören bir statü elde etmenin yolu ne yazık ki artık okuyup doktor, avukat ya da mühendis olmaktan geçmiyor.

Hukuki yozlaşma

Mahkemelerde hâkimin arkasındaki duvarda “Adalet mülkün temelidir” yazar. Yani adalet, devletin ve rejimin temelini oluşturur. Eğer adalet olmazsa o rejimin, o yönetimin temeli sağlam değildir. Ancak toplumda hukuka ve adalete duyulan güven her geçen gün eriyor. Mahkemelerden çare bekleyenler ya buna çok geç ulaşıyor ya da çare diye bekledikleri şey vicdanlarını rahatlatmıyor.

Kadın cinayetinin olmadığı bir güne uyanamıyoruz. Çocuklara ya da sokak hayvanlarına şiddetin sıradanlaştığı bir ülke olduk. Tüm bunların altında yatan sebeplerden biri de, adalet beklediğimiz mercilerin bunu sunamaması.

Ve eminim Atlas da bizi uzaktan izliyor; “Beni bu hayattan kopartanlara ne ceza vereceksiniz?” diye bekliyor.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, toplumu bir arada tutan değerlerden biri devlete duyulan güvendir. Şayet devlet kendisine duyulan bu güveni boşa çıkarırsa, toplumda karmaşa çıkar; suç örgütlerinin sayısı her geçen gün artar ve herkes kendi adaletini kendisi aramaya başlar. Özetle, eğer bir çocuğun hayatını alan birinin kaç yıl ceza alacağı konuşuluyorsa, ortada sadece bir cinayet değil; çökmüş bir adalet duygusu vardır.

Eğitimde yozlaşma

Birkaç senede bir, hatta bazen her yıl değişen eğitim sistemi; müfredat değişiklikleri, kaldırılan ve yerine gelen yeni sınavlar, öğretmenlik mesleğinin itibarındaki erozyon; okullardan mezun edilen öğrencilerin niteliğiyle ilgili bize büyük ipuçları veriyor. Sokakta olduğu gibi okullarda da şiddet aldı başını gitti. Akran zorbalığından tutun da, hastanelerde doktor döven hasta yakınları gibi öğretmen döven veliler ve öğrenciler türemeye başladı.

Elbette “eğitim önce ailede başlar” diyoruz ama okulların bu konudaki fonksiyonları hiç de azımsanacak gibi değil. Öte yandan, bir yanda parası olanların en iyi okullarda, iyi imkânlarla aldığı eğitim var; enerjisini okulun spor salonunda spora yönelten, etkinlik salonunda bir sanat dalına aktaran, ihtiyaç duyduğunda birebir destek alan öğrenciler… Diğer yanda ise ekonomik zorluklar içinde asgari ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ailelerin, 40–50 kişilik sınıflarda eğitim alan çocukları.

Bu iki farklı kategorideki okullarda, Millî Eğitim Bakanlığının “millî” bir müfredat belirleyememesi; özel okullar ile devlet okullarında farklı ders ve eğitim yöntemlerinin uygulanması, öğrencilerin ortak bir değer ve bilinç dünyasına sahip olmasını engelliyor.

Sosyolojik yozlaşma

Zaman içinde aile yapılarının değişmesi şüphesiz önemli faktörlerden biri. Geniş aile içinde yetişen, anne ve babasının ilgisi eksik kaldığında amca, anneanne, babaanne, dede gibi aile büyükleri tarafından desteklenen çocukların toplumsal bilinç ve ortak sorumluluk duygusu çok daha farklıydı.

Günümüzde ise anne-baba ilgisinden eksik kalan çocuklar, bu ilgiyi sosyal medyada ve sokakta tamamlamaya çalışıyor. Dijital dünyadaki figürlerin şaşaalı yaşamları çocukların ilgisini çekiyor.

Bir dostum, son dönemde ünlülere yönelik yapılan uyuşturucu baskınlarının, onları takip eden kişiler üzerinde caydırıcı olmak bir yana, bu yaşam tarzını normalleştirebileceğini söyledi. Emniyetin bu haberleri medyaya servis ederken bu hassasiyeti de gözetmesi gerekir.

Son dönemde sıklıkla tartışılan “suça sürüklenen çocuk” kavramı da ayrıca ele alınmalı. Elbette çevresel faktörlerle suça sürüklenen, gerçekten korunmaya muhtaç çocuklar vardır. Ancak bu kavramın edilgen ve masumlaştırıcı biçimde kullanılması toplumsal vicdanı rahatsız ediyor. Bilinçli şiddeti bu kavramın arkasına gizlemek, ne Atlas’ın ruhunu rahatlatır ne de toplumu.

Evet, Atlas artık aramızda değil. Ama Atlas’ın annesi de, teyzesi de, ikizi de yaşamıyor. Bu nedenle bu suçu işleyenlerin sadece kendileri değil, aileleri açısından da sorumluluk meselesi tartışılmalıdır. Suç bireyseldir; bu evrensel bir ceza hukuku ilkesidir. Ancak mümeyyiz olmadığı kabul edilen bireylere veli ya da vasi atanıyorsa, cezai müeyyideler bakımından ilgili bağlamda ailelerin sorumluluğu da gündeme gelmelidir.

Belki söylediklerim ütopik. Farkındayım. Ama vicdanlara bir damla su serpeceğinden şüphem yok.

Peki neler yapılmalı?

1. Mafya dizileri ve gündüz kuşağı programları kaldırılmalı ya da çok sıkı bir denetime tabi tutulmalı. Tercih edilen haber dilinde “yan baktı”, “tartışma çıktı” gibi suçu meşrulaştıran dile bağlayıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.

2. Eğitimde millî bir müfredat oluşturulmalı, ortak değerlere sahip bir nesil yetiştirilmeli. Proaktif bir yöntem izlenmeli; okullarda suça meyilli olduğu tespit edilen kişiler özel izlemeye alınmalı.

3. Sosyal medya ve dijital platformlardaki denetimsizlik ortadan kaldırılmalı.

4. Ailelerin, çocuklarının davranışlarından sorumlu tutulabileceği düzenlemeler tartışmaya açılmalı.

5. Atlas’ı, Ahmet’i, Hakan’ı hayattan koparanlara, toplum vicdanını rahatlatacak cezalar verilmeli; mevcut yasalar yeterli değilse gerekli değişiklikler yapılmalı.

6. Konuyu canlı tutabilmek ve zaman içinde gündemin arkasında kalmasını önlemek için bu ve benzeri vakalar kamuya açık bir takip sistemiyle izlenmelidir. Atlas’ın adı, bir utanç levhası olarak hafızamızda asılı kalmalıdır.

İlgili İçerikler