Kanunda olmayan suçun cezası da olmaz

Kanunda olmayan suçun cezası da olmaz

Ailem Güvende isimli operasyonu yürüten savcının işi gerçekten çok zor. Çünkü bu soruşturmadan amirlerini memnun edecek bir sonuç alabilmesi için çok şeyi birden ispat etmesi gerekecek. Bu kavganın gürültüsü içinde devlet gözetiminde soyulan yatırımcıları, emekliye ve memura verilmeyen milyarların fonlar marifetiyle buharlaşmasını, pahalılıktan boş kalan tencereleri unutturmak da daha kolay tabii

Kanunda olmayan suçun cezası da olmaz

Ailem Güvende ismi verilen operasyonun, T24’e erişim engeli getirilmesine gerekçe yapıldığı günlerde Orta Asya bozkırlarında dolanıyordum.

O günlerde yazamamamın nedeni budur; korkup saklanmadım yani!

Dün bu yazıyı yazdığım saate kadar erişim engeline yapılan hukuki itiraz henüz hâkim tarafından değerlendirilmemişti.

Beklentim o ki bu hatalı karardan dönülecektir, ama bugün ama yarın.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararı, “suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması” amacıyla verilmiş bir karar.

“LGBT propagandası” yapmanın, Türk aile yapısını zayıflatacak bir sonuç yaratarak gençlerin cinsel yönelim ve gelişimlerinin olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor.

Bu yazdığım son cümleyi okuyunca benim de sırtımın hafiften ürperdiğini söylemek isterdim ama içimden yükselen duygu doğrusunu isterseniz kahkaha atma isteği oldu.

“LGBT propagandası yapmak” kavramına takıldım önce.

Bu nasıl oluyor da olabiliyor, bunu bilmiyorum.

Yani bir grup insan bir araya gelse ve mesela afişler bastırıp duvarlara assa ve herkesi eşcinsel ya da “+” cinsel yönelimlere davet etseler, gençler bundan etkilenecekler diye düşünülüyor sanıyorum.

O reklamdan etkilenip koşturarak kendilerine eşcinsel arkadaş mı arayacakları zannediliyor?

Tanıdığım eşcinsel arkadaşlarımın nasıl bir propagandaya maruz kaldıklarını bilmiyorum ama bu durum pek öyle gelişmiyor gibi geliyor bana.

Ailem Güvende isimli operasyonu yürüten savcının işi gerçekten çok zor.

Çünkü bu soruşturmadan amirlerini memnun edecek bir sonuç alabilmesi için çok şeyi birden ispat etmesi gerekecek.

İnsan ruhunun karmaşık yapısını çözecek derin analizlere eşlik edecek yepyeni bir hukuk yaratmaları lazım ki çok zor.

Öte yandan bizim yasalarımıza göre eşcinsel olmak bir suç değil.

İsteyen istediği gibi olabilir, kimse karışamaz.

Karışmaya kalkıyorsanız, Ceza Kanunumuzun 216. maddesine göre “halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi” olarak tanımlanırsınız ki bu hapis cezası gerektiren bir suç.

Hepimiz insan olarak doğmaktan kaynaklanan haklara sahibiz, cinsel yönelimlerimiz bu hakların varlığını ortadan kaldırmıyor.

Eşcinsel ve “+” yönelimli bireyler de “zıtcinsel” bireylerin sahip oldukları hakların aynısına sahip.

Dolayısıyla durumlarından iftihar etme, durumlarını saklama gereği duymadan kendilerini ortaya koyma hakkına da sahipler.

Buna “propaganda” demeyi tercih edebilirsiniz elbette.

Bu propagandanın zararlarından gençleri korumak istiyorsanız siz de elinizdeki bu kadar imkânı kullanıp “zıtcinselliğin” propagandasını yapın derim.

Televizyon dizilerinde kız ile delikanlı öpüştü diye ceza kesmekten vazgeçin mesela.

Öte yandan eşcinsellik saklanması gereken bir ayıp ya da garabet değil, daha çok seveceğiniz tabirle “yaratanın bir takdiri” diyeyim.

İki lafın birinde hem “yaratılanı yaratandan dolayı sevdiğinizi” söylemek hem de “bazı yaratılanları” sevmemek olmaz.

Öte yandan anlıyorum ki adliyemiz Türk ailesi diye tanımlanan kavrama hiç güvenmiyor.

“Türk aile yapısı” diye sosyolojik bir kavram varsa, bu bir günde oluşmamış olmalı.

Bu yüzyıllara yayılan bir süreçte oluştu, olgunlaştı, bugünkü şeklini aldı.

Onun için de bir günde, bir yılda, 50 yılda yer ile yeksan olmaz, endişelenmeyin.

Türk aile yapısını asıl tehdit eden şey, bazılarının hırsızlıklarına, yolsuzluklarına çocuklarını da alet etmesi olabilir.

Tanınmış bir Türk düşünürü olan Recep Tayyip Erdoğan, 1994 yılındaki bir konuşmasında bunu şöyle ifade etmişti:

“Ben bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim, duymadım. Hırsızlık babadan evlada geçer, evlattan babaya değil. Dolayısıyla yönetimlerde hırsızlık, yukarıdaki üst yöneticilerden alttaki yöneticilere, oradan da halka yansır.”

Eşcinsellik böyle değil, bireysel bir durum ve endişelenmeyin bulaşıcı da değil.

Bu konunun durduk yerde bir “beka meselesi gibi” ortaya konulup, süslü polis operasyonlarıyla desteklenmesi ve arkası arkasına açılan davalar, yasaklanan sitelerle devam edip gitmesinin nedeni ise aslında “rejimin” kendisini tehdit altında hissetmesi.

Tehdit, eşcinsellerden gelmiyor, kabaca seçim korkusu diye tanımlayabiliriz.

Bir daha seçilememe korkusunun nedeni de daha önce de altını çizdiğim gibi “aileyi koruma içgüdüsü!”

Çünkü çoluk çocuk bulaştıkları öyle gıllıgışlı işler var ki olası bir seçim yenilgisinde yasal koruma zırhına sahip olmayan aile bireylerinin canı fena halde yanabilir.

Eşcinseller üzerinden bir kültür çatışması yaratmak ve böylece çocuklarının eşcinsel olmasından endişe edecek muhafazakârları rejimin oy gücüne dönüştürmek gibi bir plan var gibi görünüyor.

Bu kavganın gürültüsü içinde devlet gözetiminde soyulan yatırımcıları, emekliye ve memura verilmeyen milyarların fonlar marifetiyle buharlaşmasını, pahalılıktan boş kalan tencereleri unutturmak da daha kolay tabii.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler