Kontrol altında olan kriz değil

Kontrol altında olan kriz değil

Bürokrat ve siyasetçilerin fonlara ve fonlara kaynak sağlamak için manipüle edilen hisse senetlerine yatırdıkları paraların büyüklüğünün nedeni, hepsinin “aileden zengin olması” olabilir mi? Bütün paranız 100 milyon liraysa, hepsini götürüp bir tek fona yatırır mısınız? Bunların konuşulmasını istemezler. Bu nedenle medyayı baskı altına almak sorunu “kontrol altına almak” anlamına geliyor…

Kontrol altında olan kriz değil
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü fon soruşturmasında, 9 Ekim itibarıyla "şüpheli" olan sayısı 220'ye, tutuklu sayısı 85'e yükseldi

Medyayı baskı altına alarak fon krizinin “kontrol altına” alınmasının nedeni, bu bulaşmış AKP elitlerinin ve yakınlarının paçayı sıyırmaları. Çünkü bu krizin temeli, T.C. kurumlarının bir partinin organlarına dönüşmüş olmasına dayanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, borsada hisse senedi oyunlarıyla yürütülen “fon yap, para kap” krizinin “cerrahi bir titizlikle çözülüp, kontrol altına alındığını” söyledi.

Krizin kontrol altına alınmasını sağlayan “önlemler dizisi” bir neşterden ziyade baltaya benzediği için Cumhurbaşkanı’nın “cerrahi titizlik” benzetmesine katılamayacağım.

T24 gibi bir haber sitesine erişimi engellemek, Halk TV’ye el koymak, gazetecileri cezaevine ya da ev hapsine yollamak, sosyal medya hesaplarını engellemek gibi önlemler, “cerrahi bir titizliğe” işaret etmiyor.

Vurguncuların isimlerini saklamak için “lekelenmeme hakkı”nın arkasına saklanmak da daha çok bir orta oyununda Pişekar’ın yaratabileceği mizaha karşılık geliyor.

Evet bu “tedbirlerle” bazı şeylerin milletimiz tarafından öğrenilebilmesinin önüne geçmek mümkün olduğu için kriz kontrol altına alınmış gibi görünüyor ama aslına bakarsanız kontrol altında olan da kriz değil, bu işe bulaşmış AKP elitlerinin ve yakınlarının paçayı sıyırmaları. Kontrolün amacı bu.

Bu kriz, “nefsine yenilmiş üç beş sütü bozuk”tan kaynaklanmadı.

Bu krizin temeli, T.C. kurumlarının bir partinin organlarına dönüşmüş olmasına dayanıyor.

Düzenleyici ve denetleyici kurumların yönetimine atananların liyakatsizliklerinin yanı sıra “çeşme akarken testiyi doldurma”nın yönetsel bir kültür haline gelmesinden kaynaklanıyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksinde Türkiye, 2001 yılında 54. sıradaydı. Geçen yıl 182 ülke arasındaki yerimiz ise 124. sıraydı.

Son çeyrek yüzyılda bu gerilemeyi yaratan faktör bu yönetsel kültürdür.

Bu vurguna karışanların isimlerinin sır gibi saklanmasının nedeni de budur.

Bürokrat ve siyasetçilerin fonlara ve fonlara kaynak sağlamak için manipüle edilen hisse senetlerine yatırdıkları paraların büyüklüğünün nedeni, hepsinin “aileden zengin olması” olabilir mi?

“Aileden zengin” bir bakan yardımcısının 100 milyon lira gibi bir tutarı böyle fonlara yatırabiliyor olması için geride “ailesinden” ne kadar daha para kalmış olması gerekir?

Bütün paranız 100 milyon liraysa, hepsini götürüp bir tek fona yatırır mısınız?

Bunların konuşulmasını istemezler.

Bu nedenle medyayı baskı altına almak sorunu “kontrol altına almak” anlamına geliyor.

Dertleri hep olduğu gibi “algıya oynamak!”

Ama öyle görünüyor ki artık kendi tapulu alanları saydıkları İslami cemaatlerden bazılarını bile bu algı oyunlarıyla kandıramıyorlar.

***

“İslami hassasiyet” meselesi

Türkiye’nin önde gelen bazı dini cemaatlerinin, iktidar elitlerinin fon vurgunu karşısında susup oturmadıklarını ilk kez gördük. Bundan sonra ne yapacakları, “güçlünün yanlışları, yolsuzluk, torpil ve kul hakkının yenilmesi” karşısında susup, susmayacakları daha önemli. Bu da sanırım onlar için bir “ahlak sınavı” olabilir…
İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı adına Erenköy Cemaati, fon krizine yönelik olarak bu ay peş peşe açıklama yayımladı

İktidar elitlerinin fon vurgunu, bugüne kadar görülmemiş bir tepkinin de ortaya çıkmasına neden oldu.

Türkiye’nin önde gelen bazı dini cemaatlerinin bu vurgun karşısında susup oturmadıklarını ilk kez gördük.

AKP iktidarı boyunca “İslami hassasiyetleri rencide edebilecek” o kadar çok şey oldu ama hepsinde başlarını ters yöne çevirmeyi ve görmezden gelmeyi tercih ettiler.

Tepki gösteren topluluklardan biri İnsan ve Medeniyet Hareketi, bir tarikat değil.

Bazı vakıflar, dernekler, gençlik teşkilatları (Genç Hareket) ve İnsan Vakfı (İVEM) gibi alt yapılar üzerinden örgütlenen, geniş kapsamlı İslamcı bir hareket bu.

Fon vurgununun ardından yayınladıkları bildiride şunu söylüyorlar:

“Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin gayriahlaki fiilleri yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın itibarını zedeler.”

İslam’ın itibarının bu nedenle zedeleneceği hayli aşırı bir iddia.

Zedelenecek itibar, İslam dininden ziyade siyasal İslamcıların itibarı olmalı.

“Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin gayriahlaki fiilleri” doğal olarak kendilerini bağlar, bütün Müslümanları değil.

İMH’nin sorunu, bugüne kadar AKP’nin her türlü icraatını “Müslüman iktidar” gerekçesiyle desteklemesi ve hukuksuzlukları, “yenilen kul hakları”nı görmezden gelmesidir diye düşünüyorum.

Bütün bu olanlar bir günde olmadı, en başında gözlerini yummasalardı bugün belki de böyle bir konuyu hiç tartışmıyor olurduk.

Erenköy Cemaati’nin Aziz Mahmud Hüdai Vakfı adına yayınladığı bildirisinde “Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlâk söylemi, inandırıcılığını kaybetmeye mahkûmdur. Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan, ahlâktan bahsetme hakkını da kaybeder” denilmiş.

Biraz geç kaldıklarının farkındalar mıdır bilmiyorum ama önemli değil.

Bundan sonra ne yapacakları, “güçlünün yanlışları, yolsuzluk, torpil ve kul hakkının yenilmesi” karşısında susup, susmayacakları daha önemli.

Bu da sanırım onlar için bir “ahlak sınavı” diye değerlendirilebilir.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler