“Onun adamı, bunun adamı” sistemi

“Onun adamı, bunun adamı” sistemi

“AKP çevreleri”, fon krizinde Erdoğan’ın “onun adamı, bunun adamı” diye hareket etmeyeceğini söylüyormuş. Sadece bu kulis haberi bile bize gösteriyor ki bugün herhangi bir devlet kadrosunda önemli bir pozisyona gelebilmenin tek koşulu var: Ya onun adamı olacaksınız ya da bunun adamı!

“Onun adamı, bunun adamı” sistemi
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, milletvekillerini selamlıyor

Önce haberi yanlış mı görüyorum diye gözlüğümü silmek istedim ama sonra hatırladım ki artık gözlük kullanmıyorum.

Haber şöyleydi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski ve yeni SPK başkanlarını görevden aldı!

Yenisinin görevden alınmasını anlayabilmiştim ama eskisini nasıl görevden alabiliyordu, kafam karıştı.

“İşte” dedim kendi kendime, “gerçekten güçlü bir Cumhurbaşkanı böyle olur!”

Görevde olmayanı bile olmadığı görevden alabilen bir güç bu!

Niye sadece eskisini de görevden almış da daha da eskisini yerinde bırakmış diye bir düşüncenin beynimde yeşermesine de izin vermedim ama.

Yeniden güç toplayıp haberi sonuna kadar okuyunca anladım ki eski SPK Başkanı, meğerse sonradan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) Başkanı yapılmış, o görevden alınmış.

AKP iktidarında haber editörlüğünde de ciddi bir gerileme var, bunu da geçerken söylemiş olayım.

Görevden alınan eski SPK, yeni KGK Başkanı biliyorsunuz belki, önde gelen bir AKP’linin oğludur.

Hep derim, bu AKP’lilerin çocuklarını yetiştiriş tarzları herkese örnek olmalı.

Gerçi bu genç kardeşimiz ancak kurum başkanı olabiliyor, belli ki yetenekleri kurum başkanlığı ile sınırlı.

Armatörlük, uluslararası petrol nakliyatı, gıda toptancılığı, zincir köfteci işletmeciliği gibi alanlarda kaydedilmiş bir başarısı yok; bu özelliği ile diğer AKP elitlerinin çocuklarından ayrışıyor.

Bu kulis haberini okuyunca geçen hafta sonunda yayımlanan bir başka haberi hatırladım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bürokrasi, kabine ve partide değişiklikler yapmak için DDK raporunu beklediğine ilişkin bir kulis haberiydi bu.

Kimlerden oluştuğunu, kaç kişi olduklarını bilmediğim ve isimleri haberlerde “AKP kaynakları” ya da “AKP çevreleri”diye geçen bir grup var.

Bu kulis haberi de onlara dayandırılıyordu.

Bu grubun hayata olan pozitif yaklaşımını takdir etmiyor değilim.

Evrene sürekli olumlu mesaj yayıyorlar, “iyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir” darbımeselindeki gibi!

İşler saklanamayacak kadar kötü gitmeye başladığında ortama böyle kulis haberleri yayıyorlar: Reis her şeye vakıf, zamanını bekliyor, bir neşter vuracak, her şey güllük gülistanlık olacak diye!

Kuşkusuz ki bunları uydurduklarını düşünmüyorum.

Uydurmuyorlar ama hayal kuruyorlar: Reis’in partideki ya da hükümetteki başarısızlıklara daha fazla tahammül göstermeyeceğine ilişkin bir hayal bu.

Bu hayalin mütemmim cüzü de boşalan makamlara kendilerinin getirilmesi tabii.

Barış Manço’nun o çok eğlenceli şarkısındaki gibi yani: Acıh da bağa vir!

“AKP çevreleri”, fon krizinde de Erdoğan’ın “onun adamı, bunun adamı” diye hareket etmeyeceğini söylüyormuş.

Sadece bu kulis haberi bile bize gösteriyor ki bugün herhangi bir devlet kadrosunda önemli bir pozisyona gelebilmenin tek koşulu var: Ya onun adamı olacaksınız ya da bunun adamı! Şunun adamı, filancanın kayını, falancanın görümcesi, bilmem ne abinin bacanağı olmazsanız kimseye ekmek yok.

Bu işte torpili en kuvvetli insan da görebildiğim kadarıyla Bilal Bey kardeşimiz.

Bu da normal çünkü şu anda Cumhurbaşkanı’nın en güvendiği hatta belki de tek güvendiği isim o.

Türk tipi Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde her şeyin başı da Cumhurbaşkanı, sonu da Cumhurbaşkanı.

Türkiye Cumhuriyeti gibi devasa bir organizasyonu yönetirken önemli makamlara bizzat atama yapmayı tercih ediyor.

Düşünün ki bakanlar bile yardımcılarını kendileri seçemiyorlar, Saray atamalarını yapıyor.

Bu durum kaçınılmaz olarak atamalarda liyakatten çok “kimin adamı” sorusunu öne çıkarıyor.

Bir vesileyle görevden aldıklarına bile işlevsiz de olsa önemli bir makam bulabiliyor.

Fahrettin Altun’un rejimin en önemli postundan Vatikan’a büyükelçiliğe kadar gitmesinin nedeni bu.

Kaldırıp bir kenara koymuyor, bir post buluyor.

“Adamımızdır” diye yapılan her tayin, bir makamın daha arpalığa dönüşmesine yol açıyor.

Bunun için de kurumlarımızın içleri boşalıyor.

Cumhurbaşkanı bu yolla Türkiye’yi yönetebildiğini düşünüyor ama aslında yaşadığımız rüzgârın önünde savrulan kurumlar.

Rejim yönetemiyor, idare – i maslahat ediyor.

Onun için Saray gerçeklerden tamamen kopmuş, medyayı susturarak, muhalefeti bastırarak seçime kadar gidebileceğini ve seçimi de kazanabileceğini zannediyor.

“AKP çevrelerinin” bilmediği şu ki mesele o adamın gidip, bu adamın yerine gelmesinden daha vahim.

Zannediyorlar ki bir önceki tayini yanlış yapan Reis, bu kez doğru adamları doğru makamlara getirecek, işler de böylece düzelecek.

“AKP kaynaklarına” büyük hiciv şairimiz Şair Eşref’ten bir beyit armağan etmek isterim:

“Eyleme beyhûde ey biçâre feryâd – ü figân,Âh – ı mazlûmu hükümet musiki zanneyliyor.”

(Günümüz Türkçesiyle: Boşuna feryat etme ey çaresiz halk / Hükümet mazlumun ahını müzik zannediyor.)


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler