Yetkiyi verdiğimiz kardeşimiz maalesef başaramadı

Yetkiyi verdiğimiz kardeşimiz maalesef başaramadı

Cumhurbaşkanlığı sisteminde siyasal sorumluluk bir kişinin boynunda. O da Cumhurbaşkanı. Yaptığı yanlış seçimlerin siyasi sorumluluğunu taşımak ve millete bunun hesabını vermek durumunda. Bu zannedildiği gibi beş yıldan beş yıla, seçimden seçime verilecek bir hesap değil. Fon krizinde de bir kez daha gördük ki herkes SPK’yı suçluyor, İstanbul Borsası’nın yönetiminin gözünün önünde olup bitene karışmadığından yakınıyor. Bu rezalet yaşandığından beri millete karşı siyaseten sorumlu Cumhurbaşkanı’nın bir açıklamasını okudunuz mu?

Yetkiyi verdiğimiz kardeşimiz maalesef başaramadı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

AKP’li Şamil Tayyar, siyasetten bürokrasiye kadar her yerde “tuhaf bir dağınıklık yaşandığını” söyledi.

Bu duruma o kadar sinirlenmiş ki Cumhurbaşkanı’na yaptığı çağrıda “Erdoğan’ın gölgesini kendi azameti sananların sıra dayağına çekilmesini, falakaya yatırılmasını veya fırlatılıp atılmasını” istedi.

Şamil Bey’e göre böyle yapılırsa herkes kendine gelebilirmiş.

Bürokrasiyi ve siyaseti kendine getirmek için kullanılacak aracın falaka veya sıra dayağı olması gerçekten ilginç bir ruh durumunu gösteriyor.

Parmaklarının kesilmesini, direnenin kellesinin vurulmasını istememiş Allahtan.

Hatırlarsınız belki, Şamil Bey’in bu durumdan ilk şikâyeti değil.

Daha önce de “siyaset ve bürokratik sistemin rayına oturtulması amacıyla, siyaset ve bürokrasi ile Cumhurbaşkanı arasında köprü kurması için Berat Albayrak’a özel bir pozisyon” verilmesini de önermişti.

Bu akılları kendisi mi buluyor, yoksa Berat Bey’i pazarlama faaliyetinin bir sonucu olarak sözcülük görevi kendisine düştüğü için mi yapıyor, bilmiyorum.

Bunu okuyacak olursa bana kızacaktır sanırım ama şunu söylemeliyim ki bürokrasideki tıkanmaya çözüm için önerilerde bulunduğu kişi, sorunun esas kaynağı, sorunu yaratan bizatihi şahsı!

Şamil Tayyar (solda) ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Haziran 2018 tarihinde, seçimden 5 gün önce düzenlenen bir mitingde “bu kardeşinize yetkiyi verin, şunla bunla nasıl uğraşılır görün” dedi ve milletimiz de o yetkiyi kendisine verdi.

Aldığı yetkiyi nasıl kullandığını ve şunla bunla nasıl uğraştığını da hep birlikte izliyoruz.

Notunun iyi olmadığını söyleyebilirim.

O kadar ki gördüğünüz gibi eski bir AKP milletvekili bile bürokrasinin çalışmadığından, siyasetten bürokrasiye kadar her alanda bir dağınıklık olduğundan yakınıyor.

Fon krizinde de bir kez daha gördük ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen sistem, tek bir adamın bütün gücü elinde toplamasına yol açtı ve o tek adam da ne sorunları çözebiliyor ne de sorun çıkarmadan memleketin işlerini yürütecek kadroları seçebiliyor.

Şimdi herkes SPK’yı suçluyor, İstanbul Borsası’nın yönetiminin gözünün önünde olup bitene karışmadığından yakınıyor.

İyi de görevini doğru dürüst yapamayan SPK’nın üyelerini kim seçti?

Üyeleri seçerken, gerçekten o görevlere layık olanları mı seçti, “bizdendir, buradaki ballı maaşı da o alsın” diye mi seçti?

Uzmanlık gerektiren bu tür kurullara “arpalık” muamelesi yapıldığının kimse farkında değil mi?

Güreşçi Hamza Yerlikaya, vaktiyle Vakıfbank Yönetim Kurulu’na tayin edildiğinde hangi bilgisinden yararlanılacağı düşünülmüştü?

Mesela şimdi görevini zamanında yapmadığı için suçlanan SPK üyelerinden biri Adalet Bakanı’nın eşi.

Yanlış anlaşılmasın, hukuk okumuş, hâkim olmuş, kuşkusuz ki değerli bir kadın kendisi.

Ama aile mahkemesi hakimiyken SPK’ya hangi vasıflarını kullanabilsin diye tayin edildi?

Uzmanlığı, bu tür katakullileri anlamaya yeter miydi?

Yetmediğini şuradan anlıyoruz ki o da fon vurgununu diğer üyeler gibi seyretmiş.

Onu suçlayabilir miyiz?

Evet suçlayabiliriz, “ben bu görevin gereklerini yerine getirecek donanıma sahip değilim” diyebilir, görevden “affını” isteyebilirdi.

Hayır o kadar da suçlayamayız, çünkü Cumhurbaşkanı’nı seçtik ki o da ehil insanları makamlara getirsin, onların bilgilerinden yararlanarak ülkeyi düzgün yönetsin.

Asıl suçlanması gereken bu atamayı yapan olmalı. Diğerleri fer’i fail diyelim!

Cumhurbaşkanı adam seçme görevini doğru yapamamış, bu kesin.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı sisteminde siyasal sorumluluk bir kişinin boynunda.

O da Cumhurbaşkanı.

Yaptığı yanlış seçimlerin siyasi sorumluluğunu taşımak ve millete bunun hesabını vermek durumunda.

Bu zannedildiği gibi beş yıldan beş yıla, seçimden seçime verilecek bir hesap değil.

Bu rezalet yaşandığından beri millete karşı siyaseten sorumlu Cumhurbaşkanı’nın bir açıklamasını okudunuz mu?

Sanki hiç oralı değil gibi görünmüyor mu?

İyi de şunu bunu güzel yönetsin diye hangi kardeşimize yetki vermiştik?

Ekonomiden tutun da şu son rezalete kadar iyi yönetilen ne var?

* * *

Hayati Yazıcı’ya mübarek cuma sorusu

Singapurlu bir yatırım fonu ile bazı Türklerin kurduğu bir şirket, kuruluşundan sadece 6 ay sonra, 61. T.C. hükümetini ikna ederek Bakanlar Kurulu kararıyla “Kuzey Irak’tan karayoluyla petrol ve ürünleri” taşımak konusunda “tek yetkili şirket” olmayı başardı. Irak hükümeti petrolünün çalındığını fark edince de dava açtı ve Türkiye 1 milyar 400 milyon dolar ceza ödeyecek. Hayati Yazıcı Bey, belki bu mübarek cuma günü sorumu yanıtlar: Bu şirketin ortakları kimlerdi, bu Bakanlar Kurulu kararı nasıl verildi?
Hayati Yazıcı

Mübarek cuma gününün yüzü suyu hürmetine sorduğum bir sorunun yanıtını, sorunun ana muhatabı eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’dan alamadım.

Taner Bey, belli ki askerlikte tam siper olmayı iyi öğrenmiş, sipere öyle bir yattı ki göremiyoruz, sesini duyamıyoruz.

Tabii kendisine hak vermiyor da değilim.

Bu soruya vereceği yanıt kendisi açısından sorunlar yaratma istidadı gösterebilir.

Önce geçmiş bölümlerin özeti:

Olay Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan topraklarda geçiyor.

Kahramanları T.C. 61. Bakanlar Kurulu, Singapur’da kurulu iki yatırım fonu, Kuzey Irak Kürt Yönetimi, Irak Cumhuriyeti yönetimi, Fransa’daki uluslararası tahkim mahkemesi, bir de bendeniz!

Singapurlu bir yatırım fonu ile bazı Türkler önce bir şirket kurdular. Şirketin amacı petrol nakliyesi yapmaktı.

Sonra Türkler durduk yere sahip oldukları hisseleri başka bir Singapurlu fona devrettiler.

Bu şirket, kuruluşundan sadece 6 ay sonra, 61. T.C. hükümetini ikna ederek Bakanlar Kurulu kararıyla “Kuzey Irak’tan karayoluyla petrol ve ürünleri” taşımak konusunda “tek yetkili şirket” olmayı başardı.

Irak hükümeti petrolünün çalındığını fark edince de dava açtı ve Türkiye 1 milyar 400 milyon dolar ceza ödeyecek.

Köprüleri satmayı hayal ettikleri paranın kaçta kaçı olacağını hesap bilenler, bilmeyenlere anlatsın lütfen.

Taner Bey, yer yarılıp da içine girince hükümetin diğer bakanlarına sordum.

Sırasıyla Bülent Arınç, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım’dan yanıt çıkmadı.

Birinin özgül ağırlığı vardı, kullanamadı.

Diğeri iddialı bir parti genel başkanı, duymazdan geldi.

Umudum “bu kirli hesapların içinde olmayacağım” diyen Ahmet Davutoğlu’nda idi o da fos çıktı!

Sonradan öğrendim ki Binali Bey kendi canının derdinde, mallarına çökmek isteyenlerle pazarlıkta, benim soruyu göremedi tabii.

O hükümetin bakanlarından Egemen Bağış’a sormayı aklımdan geçirdim, bakara makara diye kakara kukara yapar, soruyu geçiştirir diye ona sormaktan vazgeçtim.

Hayati Yazıcı Bey’de karar kıldım, ağır, oturaklı, sözü dinlenir bir politikacı.

Hem de hükümetin Gümrük ve Ticaret Bakanıydı. Belki bu mübarek cuma günü sorumu yanıtlar.

Soruyu hatırlatayım: Bu şirketin ortakları kimlerdi, bu Bakanlar Kurulu kararı nasıl verildi?

1 milyar 400 milyon ABD dolarını tüyü bitmemiş yetim bile ödeyecek.

Kuruluşundan altı ay sonra bu şirkete bu imtiyaz verilirken, bunlar kimdir, neyin nesi, kimin fesidir diye sordunuz mu?

Yoksa boş kâğıda mı imzayı bastınız?

Gerçekten çok merak ediyorum: Bu şirketin sahipleri kimler? Gözleri çekik mi? Bıyıkları ve sakalları var mı?

Onlar para kazansınlar diye niye cezayı biz ödemek zorunda kalıyoruz?

Kestane kebap, acele cevap!


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler