- Müdürüm, kusura bakmayın, bu hafta mesaime birer saat geç başlayabilir miyim?
- Hayrola?
- Pazartesi akşamüzeri İtalyan şarapları tadımı var. Salı günü Bordo’dan iki şatonun patronları tadım için geliyor. Çarşamba akşamüzeri de Arjantin Başkonsolosluğu tadım için davetiye gönderdi…
- Ne yapalım, madem someliyesin, gideceksin. Sonra biraz geç çıkarsın…
Hafta başında İstanbul’un pek çok kaliteli otel ve restoranında böyle diyaloglar yaşandı. Zira görevleri sadece şarap garsonluğu yapmakla kalmayıp mekânlarının şarap alımlarıyla da ilgilenen someliyeler ile şarap kavlarının sahip ve yöneticileri, tadımdan tadıma koştular.
Artık eskisi kadar içmeyen, özellikle genç kuşakların içkiden kaçındığı Avrupa ve ABD’de şarap pazarı daraldıkça, şarap üreticileri yeni pazar arayışlarına girdiler. Ve düne kadar tenezzül edip pek ilgilenmedikleri Türkiye gibi ülkelere de önem vermeye başladılar.
İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası’nın etkinliğinde İtalya’nın efsane üreticilerinden Gaja’nın renkli serüveni anlatıldı, şarapları tanıtıldı
İtalya’nın çılgın üreticisi
Geçen hafta İstanbul’a şarap çıkarması yapan ilk üretici, İtalya’nın kuzeyindeki Piemonte bölgesinin efsane ismi Gaja oldu. Sadece bu bölgeyle sınırlı kalmayan, son yıllarda Toskana ve Sicilya’da da yatırımlara girişen iki asırlık firmanın ihracat müdürü Francesco Giardino, İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası’nın Boğaz’daki Shangri-La otelinde düzenlediği buluşmada yeni şaraplarını tattırdı. Doğrusu, firmanın merkezi olan Barbaresco’da yaptığı şaraplar ve Toskana’daki Ca Marcanda şaraphanesinin ürünleri benim için yabancı değildi. Ama Sicilya’lar tam bir sürpriz oldu. Gaja’nın bir bölge üreticisi ile ortaklık kurarak yaptığı “Idda” şarapları Etna yanardağı eteklerindeki bağlardan geliyordu ve beklenmedik yumuşaklıktaydı. Sicilya bağları genelde Afrika’dan gelen sıcak rüzgârlarla kavrulur ve aşırı olgunlaşan üzümlerinin şarapları hantal, yakıcı derecede alkollü olurdu. Asırların üreticisi ise buradaki bağlarını yüksekçe ve serin bir arazide kurmuş, üzümleri de biraz erken hasat ederek şaraplara tazelik ve canlılık katabilmişti. Piemonte’nin geleneksel şarapçılığında yaptığı reformlarla “şarap sihirbazı” olarak anılan patron Angelo Gaja’nın 86 yaşına rağmen bağdan bağa koşturduğunu öğrenmek, bunların boşuna olmadığını gösteriyordu.
Saint Emilion bölgesinden Yon-Figeac şatosunun sahibi Alain Château 70 şarap profesyoneline şaraplarını tattırdı
İki şatodan kırmızılar
Ertesi günkü tadım da yine bir otelde, bu kez Point Hotel Balmumcu’daydı. Düzenleyen köklü ithalatçılardan Baron Şarapçılık, konuklar da Bordo’dan iki şatonun sahipleriydi. Tam 70 şarap profesyonelinin katıldığı tadımların öncesinde Bordo şarapçılığı ile ilgili ayrıntılı bir sunum yapıldı, “Bordo şaraplarıyla ilgili pahalılık ve lüks algısı haksızlık. Yüksek fiyat ligindeki Bordo şarapları üretimin ancak yüzde 2’si” denildi. Ve ardından sahiplerinin anlatımıyla Château Yon-Figeac ile Château Lamarque’ın tadımlarına geçildi. St. Emilion’dan Yon-Figeac’ın “Grand Cru” payeli olmasına rağmen, favorim Haut-Medoc bölgesinden herhangi bir sıfatı olmayan Lamarque’ın şarapları oldu.
Arjantin şarapları tadım etkinliğinde ülkenin Malbec üzümünden yaptığı kırmızılar öne çıktı
Haftanın şarap maratonu, Grand Hyatt otelindeki Arjantin şarapları tadımıyla son buldu. Köşelerde masalar kurularak ayaküstü yapılan tadımda Türkiye’de bulunan Arjantin şaraplarının yanı sıra, bu ülkenin Türk piyasasına girmek isteyen bazı firmalarının ürünleri de vardı. Fransa kökenli olmasına rağmen artık bu Latin Amerika ülkesinin ulusal üzümü haline gelen Malbec’ten yapılma kırmızılar iyiydi, Chardonnay ağırlıklı beyazlar ise orta kırattı. Malbec-Şiraz ve Malbec-Cabernet Sauvignon kupajları da, doğrusu dikkat çekiciydi. Arjantin Başkonsolosu’nun konuklarla tek tek ilgilenmesi, bu ülkenin şarap ihracatına verdiği önemi gösteriyordu.
Malbec tamam, ya Öküzgözü?
Bir süredir Batı dünyasından dışlanan ve haritalarda bile Ortadoğu ülkesi olarak gösterilen Türkiye’nin şarapla hatırlanması ve Türk şarapseverlere bu seçeneklerin sunulması, elbette güzel… Büyük yazar Hemingway’in “Dünyanın en uygar içkisi” dediği şarabın kültürünü geliştirdikçe yaşam kalitemizin artacağı da ortada.
Ama bu çıkarma bir sorunu da gündeme getiriyor, yapay olarak baskılanan döviz fiyatları yüzünden ithalat cenneti haline geldiğimizi de yüzümüze vuruyor. Ette, cevizde, bademde olan şarapta da oluyor. Raflarımızda Arjantin’in buram buram meyve ve çiçek kokulu Malbec’lerini uygun fiyatlara görüp sepetimize koyarken, ucuz döviz yüzünden Öküzgözü’nün, Kalecik Karası’nın da haksız rekabete uğradığını, bu yüzden kendi ülkesinde pazar kaybettiğini unutmamak gerekiyor…
“Onlar da ihracata yönelsin” mi dediniz? Döviz fiyatları enflasyonun altında arttıkça ve olması gereken değerin altında seyrettikçe, ihracat kâr getirmiyor ve Türk şarabının uluslararası arenadaki rekabet şansını azaltıyor. Hem şarap üreticisinin, hem de tüketicisinin mutlu olacağı bir ortam için, ekonomi politikasının değişmesi gerekiyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


