Yavaşlığın öncüsü bu kez acele etti

Yavaşlığın öncüsü bu kez acele etti

Günümüzün moda kavramı “sürdürülebilirlik”in en iyi örneğini hayata geçiren Slow Food’un kurucusu Carlo Petrini’yi kaybettik…

Yavaşlığın öncüsü bu kez acele etti

Roma’daki ünlü İspanyol merdivenlerinde oturup etrafı seyrederek sohbet eden arkadaş grubu, burunlarına gelen ağır koku ile irkildi. Hiç de alışık olmadıkları itici bir kokuydu bu. Kaynağını bulmak için etrafı kolaçan ederken, birden İtalya’nın bu en ünlü meydanının yanı başında açılan McDonalds’ı fark ettiler. Koku, Amerikan fast food impatarorluğunun bu yeni şubesinin patateslerini kızarttığı yağdan geliyordu.

İçlerinden Carlo, isyan etti: “Bu ne yahu… Biz buna lâyık mıyız?”

Gıda ve gastronomi dünyasını yıllar boyunca etkisi altına alacak, daha “sürdürülebilirlik” kelimesi ortalarda yok iken bu kavramı en iyi biçimde hayata geçirecek Slow Food hareketi, 1986 yılında yaşanan bu isyanın ardından doğdu. Carlo Petrini ve arkadaşları tüm dünyaya yayılacak bir karşı çıkışın fitilini ateşleyerek kısa sürede küresel bir hareket haline gelen Slow Food’u kurdu, yöresel lezzetlerin ilk büyük fuarı Salone del Gusto’yu başlattı ve ardı ardına gelen etkinliklerle unutulmaya yüz tutmuş pek çok yerel lezzeti yok olmaktan kurtardı. Ancak hayatını yavaşlığa adayan Petrini, dünyayı terk etmek için biraz acele etti ve geçtiğimiz hafta 77 yaşında aramızdan ayrıldı…

Dünyanın dört yanından 5 bin çiftçinin katıldığı Terra Madre (Toprak Ana) buluşmaları, Petrini'nin en büyük başarılarından biriydi

“Ütopya eken, gerçeklik biçer”

Carlo Petrini 1949’da yılında İtalya’nın Bra kentinde otomobil teknisyeni bir babanın oğlu olarak doğmuştu. Trento Üniversitesi’nde sosyoloji okurken Avrupa’yı etkisine alan ’68 eylemleri onu da politize etmiş, genç yaşta sosyalist bir eylemci olmuştu. Gazetecilik ve radyoculuk yapmış, 1976’da ise Belediye Meclisi’ne seçilmişti. Bulunduğu her ortamda sivrilen örgütçü karakteriyle dergiler çıkarmış, etkinlikler düzenlemiş, kitapçılar açmış, dernek ve kooperatifler kurmuştu.

Slow Food hareketinin nüvesi sayılabilecek “Barolo Dostları Derneği”, bunlardan biriydi. Kuzey İtalya’nın bu değerli şarabının ve kalitesini yükseltmeyi ve onu dünyaya tanıtmayı amaçlıyordu. İtalyan gastronomi dünyasının öncü dergisi Gambero Rosso da çekirdeğinde yer aldığı projelerden biriydi. En büyük “eseri” ise, 1989’da bir manifesto ile kurulan salyangoz simgeli Slow Food hareketiydi. İlk başlarda sadece İtalya’da faaliyet gösteren hareket kısa sürede dünyaya yayıldı, 160’ı aşkın ülkede 100 binin üzerinde üyesi olan dev bir çember haline geldi.

Dünyanın dört yanındaki unutulmaya yüz tutmuş yöresel lezzetleri ortaya çıkaran Salone del Gusto fuarları… Kişilikli yöresel şarapları tanıtan Dünya Şarapları Rehberleri… Güney yarımkürenin çiftçileri ile dayanışma için “Kardeş Sofralar” projesi… 5 dilde yayınlanan Slow dergisi… Yavaş tempolu ve doğaya saygılı şehirler için Cittaslow ödülleri… Bra’da kurulan Gastronomi Bilimleri Üniversitesi… Biyolojik çeşitliliği ve sürdürülebilir tarımı teşvik amacıyla çiftçileri, çobanları, balıkçıları, şefleri, akademisyenleri ve tüketicileri bir araya getiren uluslararası Terra Madre ağı... Tümü de, “Ütopya eken gerçeklik biçer” diyen Petrini’nin ütopyalarının meyveleriydi.

Petrini, “Gıda endüstrisi ve hijyen normlarının gelenek ve zanaatla bağdaşmayan kıskaçları, beslenme kültürünü silip süpürecek bir tufan haline geldi” diyordu. “Asti’de yemek yerken, Motta di Costigliole’nin meşhur biberinin Hollanda seralarından gelen şişman kuzenleri tarafından bastırıldığını gördük. Badaluccofasulyesinden bir çorba içebilmek için ise adeta torpil bulmak gerekiyordu! Slow Food ile bu gidişatı tersine çevirmeye çalıştık…” Çabaları boşa da gitmedi, kaybolmaya yüz tutmuş pek çok meyve, sebze, pişirme yöntemi ve yemek tarifi yeniden canlandı, çiğ sütten peynir üretmenin yasaklanması gibi engelleyici düzenlemelere karşı zaferler kazanıldı.

Carlo Petrini çevre ve tarım ile gastronomi arasında bağ kurduğu için “eko-gastronom” olarak anılıyordu

Türkiye’ye de defalarca geldi

Petrini bu çabaları sırasında Türkiye’ye de tam altı kez geldi, Slow Food şubelerini ziyaret etti. Bunlardan birinde ben de kendisiyle bir röportaj yapma şansı buldum. 2013’teki Gezi eylemleri sırasında parka giderken birden Petrini’yle karşılaştım, kendisini bir kahve içmeye davet ettim. O da tüm dünyayı etkileyen eylemleri merak etmiş, gelmişken yerinde görmek istemişti. Gezi eylemcilerini haklı bulmuş, destekleyici şeyler söylemişti.  Şarap ve içki reklamlarına o günlerde getirilen yasaklamaya da şaşırmış, “Gerekçe gençlerin ve halkın sağlığı mı? McDonald’s’a, fast food’a karşı değiller ama şaraba karşılar, öyle mi? Halk sağlığını düşünüyorlarsa fast food reklamlarını niye yasaklamıyorlar?” demişti.

“Slow Food’u birçok siyasi partiden bile daha politik buluyorum” dediğimde, “Yaşa!” diyerek neşeyle elime vurmuştu.

“Gastronomi sadece bir reçeteler toplamı ya da zevk değil. Tabii ki zevk boyutu var ama tarım, genetik, biyoloji, ekonomi-politik, hepsinin toplamı gastronomiyi oluşturuyor. Beslenme bir insan hakkı olmasına rağmen bugün dünyada günde 24 bin kişi açlıktan ölüyor. Ayrıca unutmayalım sadece beslenme değil, yediği besinlerden lezzet alma da bir insan hakkıdır” sözleri de ona aitti.

Petrini ile 2013'teki eylemler sırasında Gezi Parkı'nda karşılaşmış, bir röportaj yapmıştım

Güleryüzlü bir öncüydü

2000’lerin başlarında çok etkili olan, yarattığı farkındalıkla misyonunu belli ölçüde yerine getiren, bugünlerin moda kavramı “sürdürülebilirlik”in de öncüsü olan Slow Food hareketi son yıllarda biraz hız kesti. Kimbilir, belki bunda enerjisi bitmek bilmeyen bu büyük ütopistin karaciğer hastalığıyla boğuşmasının ve perde gerisine çekilmesinin de etkisi vardı.

Birleşmiş Milletler tarafından “Yeryüzü Kahramanı” ilan edilen, Time dergisince “Avrupa’da Yılın Adamı” seçilen, The Guardian gazetesince “Dünyayı kurtarabilecek 50 kişi” arasında gösterilen, Cumhurbaşkanları’nın ellerinden özel ödüller, üniversitelerden fahri doktoralar alan, zamanın Prensi, bugünün İngiltere Kralı Charles tarafından özel olarak onurlandırılan Petrini, artık aramızda değil. Ama mirası da sadece geride bıraktığı örgütler ve zihinlerde canlandırdığı kavramlar değil.

Petrini, Türkiye’de de Sinek Sekiz yayınevince yayınlanan “Slow Food Devrimi” kitabında çocukluğunun geçtiği Langa bölgesinde hiçbir zaman kaçırmadığı bir Paskalya geleneğini anlatmıştı. Bazıları keman, trombon ve akordeon çalan siyah pelerinli gruplar çiftlikleri dolaşıp kapıları çalar, asırlardır dillerden düşmeyen

“Verin, yumurtaları verin

tavuklarınızın yumurtladıklarını

komşularınız bize haber verdi

sepetlerinizin dolup taştığını”

şarkılarıyla yumurta, peynir, salam ve şarap toplarmış.

Bu törenlere her ilkbahar sektirmeden katılan Petrini, yazları Pamplona’da Aziz Firmino için düzenlenen boğalı koşuyu ve kışları Carru’da Yağlı Manda Fuarı’nda düzenlenen haşlama ziyafetlerini de hiç kaçırmazmış. Ve Slow Food’daki arkadaşlarına da sık sık tekrar edermiş: “Artık eğlenmiyorsanız, boş verin gitsin…”

Petrini’nin bıraktığı bir miras da bu: Güleryüzle mücadele… Başarısının bir sırrı da sanırım bu.

İlgili İçerikler