Peçeteni al da gel

Peçeteni al da gel

Alexandre Dumas’nın “Mutfak Sözlüğüm”, en az “Üç Silahşörler” kadar sürükleyici. Hele öylesine lezzetli yemek tarifleri var ki kendinize ilginç bir ziyafet çekmek isterseniz bu tariflerden yararlanabilirsiniz

Peçeteni al da gel

 

Kitap, boş zamanların doldurucusu değildir.

Aydınlatıcıdır!

Lambadır!

Karanlıkların düşmanıdır.

Bütün dünyanın bildiği yazarlar da mutfak üzerine kalem oynatmışlardır!

Örneğin, “Üç Silahşörler” romanının yazarı Alexandre Dumas bunların en önde gidenidir…

Ünlü yazar, yazmak konusunda olduğu gibi yemek konusunda da epey iştahlıdır. Hem yazar hem pişirir hem de tıka basa yer.

Yazarın son isteği, yemek konusunda ciddi bir kitap yazmaktır. “Mutfak Sözlüğüm” işte bu istekten doğan kıymetli bir eserdir…

Adı sözlüktür ama sözlüğün çok ötesinde bir esedir.

Kitapta, edebiyat ve gastronomi iç içe durur. Dumas’nın edebi damak tadı, yaşadığı dönemde hazırladığı yemeklerin reçeteleri, verdiği davetlerin mönüleri, pişirme teknikleri, tekmili birden bu kitaptadır.

Size yaşamınızı renklendirecek bilgiler sunar.

Örneğin Roma döneminde, özellikle konuşan ve öten kuşların yalnızca dillerinin servis edildiğini bu sözlükten öğreniriz.

Daha neler neler...

Bazı ilginç satır başlarında anlatılanları şöyle özetleye biliriz:

Keklik ziyafetlerin en aranılan kuşuydu. En çok İyonya’da ve Frigya’da avlanılanlar beğenilirdi.

Her konuk davet edildiği yemeğe kendi peçetesi ile giderdi.

Tavus kuşu ilk kez bu dönemde, bütün tüyleri ile birlikte servis edildi.

Balıklar taze olsun diye, deniz kıyısından Roma’ya koşarak balık taşıyan özel köleler vardı.

Dülger balığı ve tekir gibi güzel renkli balıklar, pişirilmeden önce odanın ortasındaki mermer tezgahın üstüne yerleştirilir, can çekişme anında oluşan renk değişiklikleri şehvetle izlenirdi.

Kalkan balığında kullanılacak sos için, İmparator Domitianus senatoya başvurmuş ve senatodan oy birliği ile biberli sosun kullanılabileceği kararı çıkmıştı.

Roma’ya konuk olan Kleopatra, kendi ülkesinin bu ölçüde bir zenginliğe ulaşamamanın üzüntüsü içinde, kulağına taktığı inci küpelerden birini limon suyunun içinde eritip, içmişti. Yirmi dört karatlık bu inci, altı milyon gümüş Roma kuruşu değerindeydi. Diğer küpesini de eriteceği sırada Antonius tarafından engellendi.

İmparator Heliogabalus dönemin en çılgınlarından biriydi. Suriye seferinden dönüşte Roma’ya çıplak kadınların çektiği bir at arabasıyla girmişti. Yediği yemekleri not alan vakanüvisi yanından hiç ayırmazdı. Tavuskuşu, bülbül, kuzgun, sülün ve papağan dilinden yaptırdığı pateyi çok severdi. Evindeki bütün tabaklar ve çanaklar saf altından olmasına rağmen, bir kullandığı tabağı ikinci kez asla kullanmazdı.

Yunan zenginlerinin verdiği akşam davetlerinde, yemek yerken uzanılan yataklar kaplumbağa kabukları, fildişi ve bronzla süslüydü. Bazılarında inci ve değerli taşlar bile görülmüştü. Şilteler altın işlemeli, lal rengi kumaşlardan yapılmıştı. Sakiler, “konukların hiçbir dileğini geri çevirmeme” emri almış güzel oğlanlar ve genç kızlardı.

Tarih kitapları bundan 2300 yıl önce Aglais adında bir kadın komedyenden bahseder. Kadın akşam yemeğinde beş kilo et, her biri yarım kilo ağırlığında 12 ekmek yiyor, yanında 6 şişe şarap içiyordu.

Dumas’nın sözlüğü, en az “Üç Silahşörler” kadar sürükleyici. Hele öylesine lezzetli yemek tarifleri var ki kendinize ilginç bir ziyafet çekmek isterseniz bu tariflerden yararlanabilirsiniz.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler