Yapraklar gökyüzünü boyuyor

Yapraklar gökyüzünü boyuyor

Sonbahar tüm Türkiye’de insanı çeşitli duygulara sürükler, kimini aşçı, kimini ressam, kimini âşık, kimini şair yapar. Sizi bilmem ama bana yaşama sevinci verir

Yapraklar gökyüzünü boyuyor

Gelsin artık!
Pek heveslenme, mevsimler kaydı, daha var…
Bunaldık sıcaklardan!
Poyrazı mı özledin…
Ve geldi.
Sonbahar.

Sonbahar nedense hüzünlü bir mevsim diye anılır kimilerince. Dökülen sarı yaprakların yüzündendir bu çağrışım belki. Sarı yapraklara kim yakıştırmış ki hüznü?
Ben sonbaharı severim. Belki de bu mevsimin başlangıcında doğduğum içindir bu sevgi. Bu mevsimde gökyüzünde uçuşan hüzün değil de yapraklardan yapılma rengârenk konfetilerdir: sarılı, kırmızılı, yeşilli, turunculu...
Sonbahar bir ressamdır, doğayı ustaca boyayan bir ressam. En güzel tablolar, onun verdiği pozlarla yapılır.
Sonbahar, usta bir şairdir. En güzel mısralar, havada uçuşan renkli yaprakların verdiği ilhamla yazılır.
Sonbahar, usta bir şeftir. En lezzetli yemekler bu aylarda yetişen ürünlerle pişer.
Lezzet gezisine İstanbul’la başlayalım isterseniz. Aslında sonbaharın renkleri, İstanbul’un içinde pek görülmez. Belki biraz asırlık çınarlardan kaldırımlara dökülen sarı yapraklar anımsatır bu renkli mevsimi.
Size sonbaharı görmeniz için Yıldız ve Emirgan parklarına veya Beykoz Koruluğu’na gitmenizi öneririm. Bir bardak çay, bir fincan kahve eşliğinde sonbahar tablosunu doya doya seyredebilirsiniz.
En iyisi Anadolu Kavağı’na gitmektir. Beykoz’dan sonra tepeleri kaplayan kestane ağaçları, kavaklar, meşeler yolculuğunuzda size renkli bir dostluk sunarlar. Yolunuz deniz kıyısında sona erer.
Sonra Yoroz Tepesi’ne tırmanıp dünyanın en güzel Boğaz manzarasını seyredebilirsiniz.
Bu mevsimde balık boldur. Palamut yağlanmıştır, hamsi yavaş yavaş kendini gösterir. Çinekoplar ve sarıkanatlar ızgaraya konacak boyutlara gelmişlerdir. İstavrit zaten tazedir.
Kıraçalar ise çekirdek misali! Çıtır çıtır.
Şansınız varsa erken lüfere de rastlayabilirsiniz. Uzun oltacılar, denizin üstüne yayıldı bile.
Sonbahar İstanbul’da en güzel ve en lezzetli Anadolu Kavağı’nda gelip geçer.
Polonezköy de sonbaharda tabloya dönen adreslerden biridir. Ağaçlardan her renk yaprak uçuşur. Bu tablonun içinde gezinmek isterseniz, bir sabah kahvaltısını buradaki güzel mekânlardan birinde yapmanızı öneririm.
Bakmayın sonbaharı İstanbul’un içinde göremezsiniz dememe.
Görmeseniz de koklayabilir, tadına bakabilirsiniz. Hangi balıkçıya gitseniz olur. Hepsinde mezeler lezzetli, balıklar taze, salatalar sonbahar kokuludur.
Türkiye’de sonbaharın en yakıştığı yerlerden biri Kastamonu ve çevresidir.
Devrek’e giden yol rengârenk bir tünele döner.
Ağaçlar güzellik yarışına girişir. Kimi vişneçürüğü yapraklarını takar, takıştırır. Kimi sarı yapraklarını uçuşturur eteklerinde. Kimi sarılara bürünür. Kimi kırmızıya boyar dallarını.
Hava duman kokar. Odun sobalarından çıkan duman, ağaçlarla sarmaş dolaş olur.
Kastamonu’nun doğası güzeldir ama mutfağı damak çatlatacak kadar lezzetlidir. Bu mutfaklarda tam 812 çeşit yemek, 51 çeşit ekmek, 38 çeşit çorba pişer... Her kasabada namı tüm Türkiye’ye yayılmış birkaç aşırı lezzetli ürün vardır:
Taşköprü’nün sarımsağı, Tosya’nın üzümü, pirinci, İnebolu’nun kestanesi, Azdavay’ın armutu, Araç’ın cevizi, kızılcığı, İhsangazi’nin siyez buğdayı ve üryani eriği, kanlıca mantarı...
Şekerciliğin, yufkacılığın, kadayıfçılığın, lokumculuğun da doğum yeridir bu sonbahar kenti.
İç Karadeniz, biraz Marmara, biraz İç Anadolu. Bu üç bölgenin kesiştiği yerdeki Kastamonu hem bu bölgelerden gelen mutfak alışkanlıkları hem de bereketli topraklarının cömertçe verdiği ürünlerle kendine muhteşem bir mutfak yaratmıştır.
Onun için sonbaharda soluğu Kastamonu’da almak gerekir.

Tüm dünyanın en sevgili ormanı olan Küre de sonbaharın güzellerindendir. Oradaki ağaçlar da süslenir, püslenir, renklenir, uzaklardan gelecek olan gezginler için hazırlanır.
Küre Ormanları’nın bitişiğinde Amasra vardır. Burada yapılan tekir, hamsi ve mezgitin tadı, insanın damağını bayram yerine çevirir. Çünkü kızartma için özel tavalar, özel teknikler kullanılır. Amasra’nın kat kat yapılan salatası da dillere destandır. Bu salatanın içinde, çevrede yetişen tüm otları bulmak mümkündür.
Lokantaların en kıymetli elemanları, sekiz katlı salata yapan özel ustalardır.
Yedigöller, sonbaharın fotoğrafı gibidir. Renkli ağaçları yansıtan ayna gibi göller, rengârenk yaprakların halı gibi örttüğü açıklıklar, kurbağa vıraklamaları, kuş sesleri... Ama burada yemek yiyecek yer yoktur (veya o zamanlar yoktu). Onun için siz de benim gibi yapın, buraya gelmeden önce bakkaldan alacağınız malzemeleri lezzetli bir sandviçe dönüştürün. Bu muhteşem manzaranın, sandviçinizi bir ziyafet yemeğine dönüştüreceğinden hiç şüpheniz olmasın!
Kapadokya da sonbahar mevsiminin yakıştığı bölgelerden biridir. Yatık gelen güneş ışığı, zaten rüya diyarı olan Kapadokya’yı iyice inanılmaz kılar. Peri bacalarının tepelerinden sarımsı masallar uçuşur durur. Görmeseniz de duyarsınız bu masalların sesini.
Hazır sonbaharın peşine düşmüşken, Kapadokya lokantalarında testi kebabının, çömlekte pişen fasulyenin, Niğde tavasının, çıtır çıtır pidelerin de tadına bakmanız gerekir.
Gökova, Marmaris koyları sonbaharda da yeşil elbiselerinden soyunmazlar. Çünkü çam ormanları, her yeri sarıp sarmalamıştır. Bu yeşil ormanın içine düşen bir meşe, bir çam, bir kestane, bir kayın, bir kavak ağacı renkli yaprakları ile ormanın şımarıklarıdır.
Bu mevsimde Marmaris hem sessiz hem de lezzetlidir. Pazar yerleri rengârenktir. Balıklar tezgâhları süsler. Mezeler nedense damakları lezzetleriyle şaşırtırlar. Deniz çarşafa döner. Bu mevsimde koyların küçük lokantalarında yemek yemeye doyum olmaz.
Aslında sonbahar tüm Türkiye’de insanı çeşitli duygulara sürükler, kimini aşçı, kimini ressam, kimini âşık, kimini şair yapar.
Sizi bilmem ama bana yaşama sevinci verir.

Damağınıza öneriler

Tam Yedigöller’e gitmenin zamanıdır. Ağaçlar bu aylarda renkli elbiselerini giymeye başlarlar. Onları seyretmeye doyum olmaz. Göllerdeki yansımaları tabloyu andırır. Bu cennet diyarına giderken yolunuz aşçılar diyarı Mengen’den geçecektir. Burada bir yemek molası vermenizi öneririm. Müdür Lokantası o yörenin en lezzetli lokantasıdır. Bu esnaf lokantasında bütün yemekler lezzetlidir ama bulgur çorbasının yeri ayrıdır.

Safranbolu bu mevsimin en güzel poz veren yerlerinden biridir. Bu muhteşem ilçenin evleri ve sokakları size geçmişe doğru bir yolculuk yaptıracaktır. Safranbolu, evleri, tarihî çarşısı, camileri, rengârenk doğasının yanı sıra lokumu ve lezzetli yemekleriyle de kendisine hayran bırakacaktır. Oraya giderken yol üstündeki Karadeniz Ereğlisi’ne uğramanızı, orada eğer hâlâ yaşıyorsa, Hasan Kuru’nun fırınını bulup pide yemenizi öneririm. Böylesine lezzetli pideyi az yemişsinizdir.

Kastamonu da bu ayların en güzel kentlerinden biridir. Doğa rengârenk olur. Kastamonu doğasının yanı sıra çok lezzetli yemekleriyle de ziyaretçilerini kendisine hayran eder. Kastamonu’ya gidince mutlaka susamsız simitle yapılan tiriti yemek gerekir. Buranın pastırmasının lezzeti de dillere destandır. Tabakoğlu pastırmacısına giderseniz benden selam söyleyin. Ayrıca Daday’daki İksir Çiftliği’ne gitmenizi de öneririm. Burada tüm yöre yemeklerini ve et ekmeğini yeme fırsatını bulabilirsiniz. Hindi etiyle yapılan bandumayı sakın unutmayın. Yağlı kırpık dönerleri de damak çatlatan cinstendir!

Önereceğim başka bir rota da Selçuk-Salihli arası olacak. Küçük Menderes Ovası’ndan geçen bu rota da çok lezzetli. Yemeye Selçuk’ta köfte yiyerek başlayabilirsiniz. Daha sonra yol üstündeki Tire’de Kaplan Dağı’ndaki Kaplan restoranda Tire kebabı ve ot yemeklerinin tadına bakabilirsiniz. Ödemiş’te Hurşit Kebap’ta yağlı köfte damağınızı şenlendirecektir. Bozdağ’ı aşıp gideceğiniz Salihli’deki yol üstü köftecilerinden herhangi birine girebilirsiniz. Çünkü meşhur odun köfteyi hepsi lezzetli yaparlar.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler