Bir kaç gün önce bu sayfada kadın işçilerin, annelik sebebiyle işten ayrıldıklarında kıdem tazminatı alamamalarını eleştiren bir makalem yayımlandı. Böyle bir makale kaleme almama, doğumdan sonra çalışmakta zorlandığı için işini bırakmak isteyen ancak kıdem tazminatı hakkından vazgeçmeyi de göze alamayan bir anne vesile olmuştu. Çocukları engelli doğan ya da sonradan engelli hale gelen annelerden de zaman zaman sorular geldiğini anımsayınca kıdem tazminatı konusunu engelli çocukları olan anneler bakımından da gündeme getirmek istedim.
Kıdem tazminatı işverenin cebinde kalıyor!
Günümüzde engelli çocuğu olan ebeveynleri koruyucu çok sayıda düzenleme yapıldığı halde bu durumun işçiler bakımından haklı fesih sebebi olarak kabul edilmesi için hala bir gündem oluşmadığı görülüyor. Engelli çocuk annelerinin çalışarak elde ettiği gelir düzeyi ve çocuklarının bakım masrafları düşünüldüğünde işten ayrılmaları çalışmalarından daha avantajlı olabiliyor. Engelli çocukların annelerine duyduğu ihtiyacın sağlıklı çocuklardan daha fazla olması da sebeplere eklenince annelerin çalışmayı bırakıp, çocuklarının bakımını üstlenmeleri dışında bir seçenekleri kalmıyor. Fakat İş Kanunu işçiye fesih hakkı veren durumları sınırlı sayıda düzenlemiş. Bu sebeplerin arasında engelli bir çocuğa sahip olmak bulunmuyor. Başka bir anlatımla, engelli çocuğa sahip olmak işten ayrılmak için haklı sebep sayılmıyor! Dolayısıyla işçi bu sebeple iş sözleşmesini feshettiğinde kıdem tazminatı hakkından mahrum kalıyor. Aynı işyerinde uzun süre çalışan işçiler için bu tazminatın ne kadar önemli bir hak olduğunu, kıdem tazminatının eksik ödenmesinin bile işverenlere her yıl binlerce dava açılmasına neden olduğunu bilmeyeniniz yoktur. Engelli çocuğu olan bir anne için de kıdem tazminatının kolayca vazgeçilebilecek bir hak olmadığını tahmin edebilirsiniz. Bu annelerin işten ayrıldıklarında uğrayacakları gelir kaybının, çocuktaki engel sebebiyle artan masraflarının, sarsılan psikolojilerinin üzerine bir de kıdem tazminatından mahrum kalmaları kolay tolere edebilecekleri bir durum olmasa gerek. Oysa işverenlerin ileride bu tür ödemeleri yapmak için kendilerini ekonomik olarak önceden hazırladığını çalışma hayatından biliyoruz. Fakat annenin tartıştığımız sebeple iş akdini feshetmesi durumunda kıdem tazminatı adeta işverenin cebinde kalıyor. Engelli bir çocuk, hayatı zorlaşan bir aile ve bu durumdan işverenlerin kazanç sağlamasına müsaade eden bir Kanun...Bu sonucun hakkaniyete uygun olduğu söylenebilir mi?
İsrail’in gerisindeyiz!
Aslında ülkemizde engelli çocuğu olan çalışanların çalışma hayatlarını kolaylaştıran, çocuklarına daha nitelikli bakım hizmeti sunmalarına olanak tanıyan önemli düzenlemeler mevcut. İşçilere çalışma sürelerinde esneklik sağlanması, devlet memurlarına nöbetlerde, tayinlerde ve lojman tahsisinde avantajlar sunulması, engelli çocuğu olan annelere erken emeklilik hakkı verilmesi bunlardan birkaçı. Ama nedense engelli çocuğa sahip olanların işten ayrılma hakları üzerine bir gündem oluşmamış. Konu üzerinde hep iş akdinin devam edeceği olasılığına göre çalışmalar yapılmış. Oysa engelli çocuğu olan bir annenin çalışmasının, sağlıklı çocuğu olan bir annenin çalışmasından çok daha zor olduğunu ve bu durumun anneyi işten ayrılmaya yönlendireceğini herkes tahmin edebilir. Başka bir anlatımla, bundan daha haklı, bundan daha hoş görülebilir bir sebep olabilir mi! Bu konuda işçilere fesih hakkı tanıyan ülkelerden bir tanesi İsrail. İsrail’de annelik nedeniyle ve çalışanın kendisinin veya aile üyelerinden birinin kötü sağlığı nedeniyle istifa etme ve kıdem tazminatı alma hakkı bulunuyor. Yani erkek işçilerin de bu hakkı bulunuyor. Üstelik işçi, sadece çocuğunun değil aile üyelerinden birinin sağlığı sebebiyle de bu hakkı kullanabiliyor. Ülkemizde ise engelli çocuğu olan annelere bile bu imkân verilmiyor.
İş Kanunu’nda aile birliğinin gözetilmesi
Diğer taraftan devlet memurlarına bu konuda işçilerden daha geniş imkanlar tanındığı görülüyor. Ağır engelli eşi veya bakmakla yükümlü olduğu birinci derece kan hısımları başka şehirlerde yaşayan memurlara yer değiştirme imkanı sunulurken, aynı durumdaki işçiler ya aileyi ya da kıdem tazminatını gözden çıkarmak zorunda kalıyor. Statülerinin ve çalışma koşullarının birbirinden farklı olması nedeniyle aynı imkanın işçilere tanınması fiilen mümkün olmasa da memurlara verilen tayin hakkının karşılığı olarak işçilere de iş sözleşmesini feshetme ve kıdem tazminatını alma hakkı tanınabilir. Yeri gelmişken eklemeliyim ki aile birliğini sağlamak amacıyla da işçilere fesih hakkı verilmesi önemli bir adım olacak. Örneğin İzmir’de çalışan ve ailesi Hakkari’de bulunan bir işçi, ailesinin yanına dönmek istediğinde bu durum işçiye fesih hakkı vermiyor. Bu sebeple yapılacak fesihlerde işverenin kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmadığından işçi ya aileden ayrı kalmak ya da kıdem tazminatını gözden çıkarmak durumunda kalıyor. Bu nedenle mağdur olan işçiler tanıdım. Aile dostu bir yılda bu konuların da gündeme alınmasının önemli bir adım olacağı kanaatindeyim.
Engelli çocuk babaları, engelli eşi ve ana-babası olanlar
Engelli çocukların annelerinin sağ olmadığı durumlarda ya da annenin çalışmasının babaya göre daha avantajlı olduğu hallerde çocuğa babaları bakabilir. Bu durumda babalara da fesih hakkı, dolayısıyla kıdem tazminatı hakkı tanımak gerekiyor. Hatta engelli eşi ve engelli anne ya da babası olan işçiler bakımından da bu konu tartışılmalı. Böyle bir imkan sağlandığında bu işçiler gönül rahatlığıyla işten ayrılabilecek, kıdem tazminatı sayesinde ek gelir elde edecek ve aile bir arada olacak. Bu yılın aile yılı olarak kabul edilmesi vesilesiyle iş akdinin işçi tarafından haklı sebeple feshini düzenlenen 4857 sayılı Kanununun 24. maddesine ya da 1475 sayılı İş Kanunun 14. maddesine “annelere, engelli çocuğu olan anne ve babalara, engelli anne veya babası olan işçilere, eş ve çocukları farklı şehirlerde yaşayan işçilere” fesih hakkı, dolayısıyla kıdem tazminatı hakkı tanıyan bir hüküm eklenmeli.
Yasal olanın helal olanla örtüşmesi
Geçtiğimiz günlerde rahmetli Alev Alatlı’nın verdiği bir konferansın kısa videosunu izlemiştim. Bu yazıyı yazarken aklıma konferanstaki cümleleri geldi.” Her yasal hak helal değildir.... Aslolan hakkın helal edilmesi... 21. yüzyılın en yaman projesi, helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerekir…” diyordu. Buradan esinlenerek şunları söylemek istiyorum: Engelli çocuğuna bakmak için işinden ayrılan bir annenin gözden çıkarmak zorunda kaldığı kıdem tazminatını ödememek işverenin yasal hakkıdır. Ama helal değildir! Engelli eşine, engelli ana veya babasına bakmak için işinden ayrılan bir işçinin gözden çıkarmak zorunda kaldığı kıdem tazminatını ödememek işverenin yasal hakkıdır. Ama helal değildir! Eşi başka bir ile tayin edildiği için aile birliğini tercih eden ve bu sebeple kıdem tazminatından mahrum kalan bir işçinin kaybettiği kıdem tazminatı da işverenin yasal hakkıdır ama helal değildir! Aile yılı olan 2025 yılının öncelikli projesi, “aileyi, anneleri, engellileri” mağdur eden hükümlerin tek tek tespit edilmesi ve yeniden düzenlenmesi olmalıdır. Zira aslolan vatandaşın haklarının yasal olması değil, devletin, kanunlarını “helal” hale getirmesidir.


