Bizim hiç aklımız da mı yok?

Bizim hiç aklımız da mı yok?

İktidar gücünü bizim güçsüzlüğümüzden değil, birbirimizin gücünden haberdar olmamamızdan alıyor ve öfkemizin azlığına değil, öfkemizde yalnız olmadığımızı fark etmememize güveniyor olabilir. Belki de artık ekranların başından kalkıp biraz da masa etraflarında toplaşmanın zamanıdır

Bizim hiç aklımız da mı yok?

Hatırlar mısınız, bir zamanlar bu ülkede kuvvetler ayrılığı diye bir kavram vardı?

Yasama, yürütme ve yargının yanı sıra basın diye bir dördüncü kuvvet vardı?

Hatta beşinci kuvvet olan sivil toplum kuruluşları, bağımsız medyalar, sokaktaki insanlar vardı?

Peki kuvvet ne demekti onu hatırlar mısınız?

Öncelikle güç demekti, bir şeyi etkileme, değiştirme, harekete geçirme ya da dayanma kapasitesi anlamına gelirdi.

Devlet de kuvvetliydi, iktidarlar da ama gerektiğinde karşılarına dikilebilen gazetecilerden, mizahçılardan, dernek üyelerinden, sendikacılardan, akademisyenlerden, hukukçulardan, aydınlardan, sanatçılardan oluşan ve susmayı reddeden kalabalık da kuvvetliydi.

Kuvvet önemli bir kavram.  

Kuvvetli bir korku her şeyi değiştirebilir.

Kuvvetli bir gelenek her şeyi koruyabilir.

Kuvvetli bir konuşma insanın gözünü açabilir.

Kuvvetli bir düşünce tüm baskılara karşı varlığını sürdürebilir.

Ama kuvvetli bir kötülük de insanı, düzeni, cesareti, inancı, adaleti her şeyi ama her şeyi yerle bir edebilir.

Kuvvetlerin birbirini denetleyemediği sistemler o yüzden tehlikelidir. Denetimsiz kudret de artık zaten kudret değildir.

Demokrasi insanlara da kurumlara da sınırsız özgürlük vaat eder; denetimsiz özgürlük vaat etmez. Haliyle demokrasilerde bir iktidarın iktidarını kötüye kullanmasının engellenmesi de ancak başka iktidarlar tarafından denetlenip durdurulmasıyla mümkün kılınır.

Şimdi düşünün;

İktidar neden kendini bu kadar kuvvetli hissediyor ve siz neden kendinizi onun karşısında bu denli kuvvetsiz sanıyorsunuz?

Evet, 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilerek denetim mekanizmaları toptan devreden çıkarıldı.

Evet, yeni sistemde meclisin işlevi azaltıldı.

Evet, ülke tek imzalı kararnamelerle yönetilmeye başlandı.

Evet, hukuk sistemi ele geçirildi, basın işgal edildi.  

Evet, öğrenilmiş çaresizlik cepte. Öngörülemez yaptırımların tehdidi ortada. Üst üste kaybedilen savaşların yılgınlığı net.

Ama yine de…

İktidar gücünü bizim güçsüzlüğümüzden değil, birbirimizin gücünden haberdar olmamamızdan alıyor ve öfkemizin azlığına değil, öfkemizde yalnız olmadığımızı fark etmememize güveniyor olabilir.

Oysa şu anda bu ülkede birbirinden habersiz, birbirini tanımayan, birbiriyle farklı ideolojileri, farklı hayalleri, farklı kültürleri olan milyonlarca insan aynı korkuları ve aynı çaresizliği yaşıyor, aynı yalnızlığı hissediyor. Bu da aslında ortada bir yalnızlık ve çaresizlik yok anlamına geliyor.

Eğer haber siteleri kapatılıyorsa, her türlü medyaya kayyım atanıp, televizyonlara, gazetelere çökülüyorsa, kişisel hesaplara bile ardı ardına erişim engeli getiriliyorsa...

Belki de artık sadece denetlenebilir ve yasaklanabilir elektronik erişimlere bel bağlamayı bırakıp bir yandan da organik erişim alanlarına geri dönme zamanı gelmiştir.

Birbirimizle konuşmanın, haberleşmenin, birlikte düşünmenin ve tartışmanın, birbirimizin gözünün içine bakarak ve birbirimizin sesini yeniden duyarak haberleşmenin zamanıdır.

Ekranların başından kalkıp biraz da masa etraflarında toplaşmanın zamanıdır.

Yeniden ve bambaşka bir yerden birbirimizle tanışma zamanıdır.

Yitirilen kuvvetlerin yasını tutmak yerine yeniden kuvvet toplamanın peşine düşme zamanıdır.

…

Muhtaç olduğumuz kudret belli ki kanımızda yok ama bizim hiç aklımız da mı yok?


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler