Hayatın yüzleşme anı "aynı karede fotoğraf vermekle" ilgilidir çoğu zaman. Kadraja birlikte girdiğiniz isimler, kurumlar, duruşlar önemlidir; yaşadığınız süre boyunca peşinizden gelir. T24, 17 yıllık geçmişinde kurucusu Doğan Akın’dan hâlen çalışan, daha önce çalışmış isimlere; haberde mesafenin, yorumda özgürlüğün var oluş şekline; sesi az çıkana, bastırılmaya çalışana her zaman alan açışına, verdiği mücadele ve ödediği bedellerle medya tarihinin önemli yerlerinden biri oldu (olmaya devam edecek). 28 yıllık dostum, meslektaşım Doğan ile de bu kurumun çatısı altında birlikte var olduğum meslektaşlarla da aynı kadraja girmekten, habercilik yapmaktan, ifade özgürlüğünü savunmaktan mutlu oluyorum.
T24’e engelleme kararı alındığı andan itibaren her görüşten geniş bir kesim dayanışma gösterdi, destek verdi. İfade özgürlüğünün ve haber alma hakkının savunusu için aradılar, geldiler, yayınlara davet ettiler. Benim katıldığım yayınlardan biri Apaçık Radyo’da "Radyo Agos"un programı idi. Pakrat Estukyan ile konuştuk. Yayında da söyledim; Pakrat Abi içtenlikle T24’ün karşı karşıya kaldığı zorluktan bahsederken ben, "nerede, kiminle konuştuğumun" farkındaydım. Açık Radyo, 16 Ekim 2024 tarihinde lisans iptal kararıyla karasal yayın yapamaz, yani radyodan duyulamaz hâle gelmişti. Şu an Apaçık Radyo olarak internetten yayın yapıyordu. Agos’un Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink 19 Ocak 2007’de katledilmişti. Rakel Dink’in tanımıyla "bir bebekten katil yaratan karanlık" aradan bunca zaman geçmesine rağmen hâlâ tam aydınlatılamadı. Bir kısmına doğrudan şahitlik ettiğim, bir kısmını okuduğum, ders verirken okuttuğum kapatmalar, karartmalar, katledilmelerle dolu uzun bir basın tarihi süreci. Bu dönem de en ağırlarından. Meslektaşım Fatoş Erdoğan "güncel bir bilanço" çıkarmış:
"1 ay içinde 10 gazeteci tutuklandı. 2 gazeteciye ev hapsi verildi. 1 gazeteci serbest bırakıldı. 1 gazeteci cezaevindeyken 2. kez tutuklandı. Fon soruşturmasına ilişkin paylaşım ve haberleri nedeniyle gözaltına alınan gazeteciler Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı, 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla tutuklandı. Adli kontrolle (yurt dışı yasağı ve imza zorunluluğu) serbest bırakılan İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’e, başsavcılığın itirazı üzerine 'ev hapsi' verildi.
Gazeteci Oya Lale Arslan, 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' ve 'terör örgütü propagandası yapma' iddiasıyla tutuklandı.
Gazeteci Selahattin Günday, 2011 senesinde Kaşif Kozinoğlu'nun Beşiktaş Adliyesi'ne girerkenki görüntülerini haberleştirdiği iddiasıyla, '2011 senesinde yürürlükte olmayan' MİT Kanunu'nun 27. maddesi kapsamında tutuklandı. Gazeteci Selahattin Günday, cezaevindeyken 'örgüt kurma suçundan' ikinci kez tutuklandı.
Gazeteci Ali Tarakçı, X hesabından yaptığı 'Çok önemli bir Bakan cuma günü istifa edecek' paylaşımı nedeniyle 'yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasından tutuklandı.
Eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan gazeteci Fatih Ergin tutuklandı.
'Ailem Güvende' operasyonu kapsamında gözaltına alınan gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı.
Burdur'da bir internet haber sitesinin sahibi Hasan Güraksu, sitesinde yayımlanan 'Devlet hastanesinde bozuk etler hastalara mı yediriliyor' başlıklı haber nedeniyle 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla tutuklandı. Gazeteci Derya Okatan, yıllar önce incelenmiş bir hard diskte bulunduğu belirtilen belgeler gerekçe gösterilerek tutuklandı. Gazeteci Hüseyin Aykan 24 günlük tutukluluğun ardından tahliye edildi.
Evrensel, JINNEWS, Mezopotamya Ajansı, Kısa Dalga, Bianet ve T24 gibi yayın kuruluşlarının internet siteleri veya sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi.
Çok sayıda gazetecinin kişisel sosyal medya hesabı da 'millî güvenlik' ve 'kamu düzeni' gerekçeleriyle engellendi."
Fatoş Erdoğan’ın bilançosuna iktidar ortaklarının yönetici sıfatındaki isimlerin "frekans iptal edilmesi çağrıları yapılan" televizyon kanallarını da eklemek gerekir. Türkiye tarihinin en ağır basın ve ifade özgürlüğü bilançolarından biri. Burada birkaç soru akla geliyor: Neden bu baskı? Suskunluk sağlandıktan sonra ne olacak? Bu şartlarda seçime gidilirse seçimlerin adil olduğu söylenebilir mi? Şunu da eklemek gerekiyor: İktidarın her dediğini destekleyen medya oluşturmak iktidara yaradı mı? Sormayan, sorgulamayan, tartışmayan, ifade özgürlüğünün olmadığı memleketin durumu nasıl olur? Türkiye’nin başta ekonomideki krizden fon skandalına geldiği noktaya baktığınızda herhâlde alınan yanıt pek çok şeyi ifade ediyor.
Birkaç tespite ihtiyaç var.
Birincisi… Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne ilk günden beri yetkilerin tek elde toplanmasının riskli, yanlış olacağını söyleyenler, denge ve denetlemenin olmadığı bir sistemin kaybettireceğini belirtenler haklı çıkmadı mı? Anayasa Hukukçusu Kemal Gözler’in sistem öncesi ve sonrası yaptığı pek çok uyarı, değerlendirme kamuoyunun hafızasında.
Özellikle iki noktayı hatırlamak gerekiyor: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçildiğinde kararlar tek kişi tarafından alınacağı için daha rasyonel, daha etkili ve daha hızlı bir şekil olacağı iddia ediliyordu. Koalisyon hükûmetleri de olmadığı için daha istikrarlı bir şekilde ülke yönetilecekti. Peki öyle mi oldu? Şu an Türkiye’yi ikili bir koalisyon yönetiyor: AKP-MHP. Seçim zamanları bu koalisyona ihtiyaca göre "ekler" yapılıyor. Bir diğer konu; Erdoğan bürokrasiden hep şikâyet etti. Yeni sistemle birlikte bürokrasinin en kilit yerlerine atama yetkisi alındı. Son fon skandalında görüldü ki "iktidara yakın isimlerin atanmasına dikkat edilen kritik pozisyonlarda" en hafif tabirle büyük ihmaller var.
Bir zamanlar "dava"yı önemseyen iktidar elitlerinin bir kısmının "para"yı ön sıraya alması, bunun ortaya çıkması yeni bir sorgulama dalgasını da beraberinde getiriyor parti içi ve tabanı için.
Anketlere önem verdiği bilinir Tayyip Erdoğan’ın. Kamuoyunun nabzını oradan takip eder. Ancak nabzın attığı önemli bir diğer yer sosyal medya. Ben uzun süredir iktidar yöneticilerinin yazdıklarının altına bırakılan mesajları okuyorum. Sadece muhalif olanlar değil; canı yanmış, çaresiz kalmış iktidar destekçileri de var buralarda. Bunların önemli bir kısmı da ismini cismini saklayıp "slogan atan, ileri geri konuşan" değil; ismiyle cismiyle feryat edenler.
Muhalefet belediyelerinin ardı ardına tutuklanması ya da saf değiştirmesi sizce mutlu ediyor mu iktidar seçmenini? Bir zamanlar "helal oy", "seçmen iradesi", "seçimin ertesi günü çalışmaya başlayan teşkilat", "kapı kapı çalışmak" tanımları iktidarın en çok kullandığı, övündüğü argümanlardı. Bugün oy kayıpları kadar tabanı da daralan bir parti var. İktidar içi tartışmaların büyüdüğü, farklı grupların olduğu anlaşılıyor, konuşuluyor.
Ve bu partinin, oluşan sistemin tek dayanağı Cumhurbaşkanı Erdoğan… Bütün yük ona bırakılmış durumda.
Bitirirken…
Bir gazetecinin görevi gördüklerini yazmak, söylemektir. Kamu adına, halk adına yapar bu görevi. Sorar, sorgular. Bunun karşılığı gözaltı, tutuklama, erişim engeli olamaz. Yeni anayasa yapım tartışmaları gündemde. Başta ifade özgürlüğü, özgürlüklerin kısıtlandığı, tartışmanın olmadığı yerde Anayasa mı olur? Üstelik şu anki Anayasa’da da kimi maddeler uygulanmazken. AYM ve AİHM kararlarına uyulması Anayasa’ya göre şart değil mi? Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Can Atalay neden hapiste hâlâ?
Türkiye’nin basın tarihinde yaşananları aklımızda tutarak bugün haksızlığa uğramış olanların sesi olma görevimizi hiç unutmadan T24’ün erişim engeli haksızlığının bitmesi için çabalayacağız.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


