Hapis arkadaşlığı, dostluğu çok değerlidir. Günün 24 saati aynı küçük hücrede geçen saatler, dakikalar…Hele uzunsa-uzatılmışsa yıllar…Haksızca, siyasi nedenlerle özgürlük kaybedilmişse… Direnç önemlidir, dik duruş elbet. Ama eşinden, evladından, anasından, babasından, dostlarından koparılmış olmak zordur. Ve kimsenin şahit olmadığı anlarda, bazen bir sözde-bazen bir türküde-bazen bir görüş sonrası hücrene döndüğünde kurduğun iki cümle bir nefestir.
Konuştuğunda Türkiye’nin her kesiminden isimlerin dediğini duymaya, anlamaya çalıştığı Selahattin Demirtaş’ın son yazısı üstüne yazıyorum bu satırları. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karara rağmen 10 yıldır (3570 gündür) Edirne’de tutuluyor Demirtaş. Beş yıldır aynı hücreyi paylaştığı Dr. Selçuk Mızraklı yarın tahliye oluyor. 1800 gündür süren bir yoldaşlık. Mızraklı bir doktor. 2019 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğunda onunla gazeteci olarak sohbet etmiştim. Sohbet sık sık onu tanıyıp yanımıza gelenlerin sevgi sözleriyle kesilmişti. Kimseyi kırmadan, dökmeden kucaklaştı herkesle. 2016’dan beri kayyımlarla iradesi çalınan seçmenler, “Ya yeniden olursa” diyor, o “Demokrasi yolculuğundan vazgeçmek yok”’ diye yanıt veriyordu. Sonra yüzde 63 ile belediye başkanı seçildi. Ardından kısa süre sonra (dört ay) iktidar tarafından ‘görevden alınan’ belediye başkanları arasına yazıldı adı. İstanbul’da görevden alınma sonrası buluştuğu gazeteciler arasında ben de vardım. Şöyle diyordu:
“Seçim öncesi demokrasi ile bir sonuca varılacağını söyledik. Ya yeniden kayyum atanırsa diyenlere demokrasiden bahsettik. Şimdi yalancı durumuna düştük. Ben topluma, gençlere şimdi ne diyeceğim?”
O sözlerin canlı şahitlerinden biri de bendim. Toplantıdan kısa bir süre sonra, önce gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Mızraklı’nın avukatları, “Belediye başkanlığıyla ilgili olarak bir şey sorulmamış. Bir itirafçının uyduruk beyanına dayanılarak, tutuklamaya sevk edilmiş gibi görünüyor. Yine suç icat etmeye çalışıyorlar. Kısıtlama var, sorgu tutanağını göremiyoruz” diyordu. Aynı günlerde Mızraklı’nın elleri arkadan kelepçeli bir fotoğrafı servis de edilmişti medyaya. HDP’li pek çok belediye başkanı gibi görevden alınmış, tutuklanmış, hapsedilmişti. O günlerde bu konuyu yazmıştım T24’te.
Tutukluluğu da sonrası da hem onun hem pek çok HDP’li ismin yaşadıkları, davaları, sözleri çok az haber ve yorum konusu oldu. Bugün demokrasi-hukuk konusunda gelinen, memleketin her kesimine yayılan ağır durumun en önemli iki gerekçesi, iktidarın pozisyonuna göre yazı yazma-yorum yapma ile hayata, özgürlüklere daha ‘Batı’dan bakma idi.
Demirtaş yazısında Mızraklı’yı Diyarbakırlılara emanet ediyor: “Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.”
Salı akşamı Diyarbakır’da Mızraklı’ya yapılacak karşılama, oradaki kalabalık, o gün ve ilerleyen günlerde Mızraklı’nın demeçleri siyasi anlamda da önemli olacak. Elbette Demirtaş’ın bakışını yansıtması açısından da kritik değer taşıyacak. Demirtaş’ı ziyarete giden siyasetçilerin çoğu sonradan düzeltilen kamuoyuna anlattıkları ile Edirne ziyaretçilerinden siyasetçi olmayanların ‘yakınlara bahsettikleri’nden daha anlamlı bir çözümlemeden bahsediyorum.
Bu arada Demirtaş’ın yazısında sürece dair kimi mesajlar da var. Bunları süreç karşıtlığı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ancak yine de kimi cümleler üzerine düşünülmeye değer:
“Bu defaki bulmaca bir hayli zor olsa gerek, Hoca içinden çıkmaya çalışıyor. Epey düşündükten sonra buluyor, soldan sağa dokuz harfli ‘kardeşlik’miş. ‘Sorusu neydi?’ diyorum. ‘Sorusu cevabından daha zor’ diyor. MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kollektif duygu durumu. ‘Zormuş’ diyorum.”
Buradan Demirtaş’ın Kürt sorununun çözümündeki atılan adımların toplumsallaşamadığı eleştirisini getirdiğini de çözüme giden sürecin ilk adımının MGK gibi bir kurumun son onayına bırakılmasının da konuyu tam anlayamamak, kolaylaştırmamak olduğunu ima etmesi olarak da okuyabiliriz. En azından ben öyle anladım. Haksız mı?
Yine MGK göndermeli diğer bir bölüm:
“Yukarıdan aşağıya altı harfli, ‘adalet’. Sorusu neymiş? ‘Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.’ Zormuş gerçekten.”
Bu satırların okurları biliyordur. Yıllardır uygulanmayan AYM ve AİHM kararıyla serbest kalması gerekenlerin hapisliği sürüyor. Ve bir süredir ekim ayında yapılacak MGK’da süreç ile ilgili yapılabilecek bir pozitif değerlendirme ile birlikte AYM ve AİHM kararları da uygulanabilecek deniyor. Peki neden şimdi değil? Ya da ya ekimde de bu kararlar uygulanmazsa?
Bitirirken…
Demirtaş, 10 yılı bulan hapisliği boyunca kendi için hiçbir talepte bulunmadı. 44 yıl hapis kararı verildiği gün bile ‘çözüm ve barış’ çağrısı yaptı.
Yazısında bir bölüm insani olarak herkesin derinden hissetmesi gereken bir mesajı da barındırıyordu:
“Hava çok sıcak, basık, boğucu, terliyoruz habire. Bazen bu kuyunun dibinde nefes almak bile zorlaşıyor.”
10 yıldır bir ‘kuyunun dibinde tutulan’ haksız tutukluluğu bitse barışa ve birlikte yaşama çok şey katacak bir isim Demirtaş. Onun, Figen Yüksekdağ’ın, Can Atalay’ın, Tayfun Kahraman’ın, Osman Kavala’nın, Çiğdem Mater’in yıllardır mahkeme kararıyla içeride tutulanların özgürlüklerine hemen kavuşması için hala neden bekleniyor?
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


