Ciao Bella diyelim mi?

Ciao Bella diyelim mi?

Fon skandalının ardından “görevden affını istemek" bir yöntem olarak önümüze düşerken, futbolda bedel ödemek çok daha net ve acımasız oldu. Bursa'da İtalya karşısında alınan ağır mağlubiyet ve tribünlerde çınlayan ‘’Ciao Bella’’ (Elveda Güzelim) sesleri, faturanın sadece Montella’ya kesilemeyeceğini gösterdi ancak Türk futbolunu bu noktaya getiren TFF yönetimi ile İtalyan Hoca'nın da artık "affını isteme" vakti gelmedi mi?

Ciao Bella diyelim mi?
Montella

Futbolun kendi içindeki absürt matematiği ile memleketin gündelik, girift absürtlüğü aynı potada eridiğinde; ortaya tam da bu akşamki gibi insanı hayrete düşüren tezatlar sarmalı çıkıyor. Bir tarafta kendi öz vatanı İtalya’ya karşı Türkiye’nin mukadderatını çizen, koltuğu sallantıda ve haleflerinin gölgesi şimdiden yedek kulübesine düşmüş Vincenzo Montella... Diğer tarafta ise patlak veren fon skandalının ardından "affını isteyen" Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya.

Siyasette koltuktan çekilmenin adı, sorumluluktan ziyade "af dilemek" gibi edilgen bir zarafete bürünürken; sahada, iki çizgi arasında bedel ödemek her zaman çok daha katı, dolaysız ve acımasız oldu. Biri makamından rıza ve sükûnetle çekilirken, diğerinin kaderini doksan dakikanın sonunda filelerle buluşan meşin yuvarlak tayin edecek. Bir ülkede mesuliyet almakla af dilemek arasındaki sınır bu kadar muğlaklaşmışken, yeşil sahadaki skorbordun sarsılmaz ve berrak netliğine sığınmak belki de ruhumuzun tek tesellisiydi.

Fakat günün esas büyük paradoksu, ne sahanın ne de siyasetin dar koridorlarından geldi. Bir komedyenin, Deniz Göktaş’ın, bakanın vaziyetine zekice atıfta bulunarak yaptığı parıltılı savunmanın ardından "tutuksuz yargılanmasına" sevindik bu topraklarda. İşi sadece tebessüm ettirmek olan insanın özgürlüğünü kaybetmeyişini büyük zafer payesiyle kucaklamak... Neresinden tutsanız, ironisi kendi ağır yükü altında ezilen, kederli tebessümden fazlası değil.

Ne var ki, absürtlüğün adeta norm haline geldiği coğrafyada, sığınacak tek limanımız olan yeşil çimler de bu akşam bize acı hayal kırıklığından başkasını vaat etmedi. Kendi ülkesine karşı taktik savaşına giren İtalyan teknik adam ve sahada adeta dağılan, çaresizliğe teslim olan A Millî Takım... Skor tahtasındaki farklı ve ağır mağlubiyetle birlikte gözler Montella'ya çevrildi; görevden alınma kararı henüz resmiyete dökülmemiş olsa da, koltukta oturmanın bedeli artık başının üzerinde sallanan keskin Demokles’in kılıcına dönüştü.

Açıkçası, arkadaşlarım İtalya’nın 9 oyuncusunu Bursa’ya getirmediğini söylediklerinde çok korkmuştum. Korktuğum ne yazık ki başıma geldi. Yeni çağırılanların sahnesinin Bursa olmasından çok çekinmiştim.. Özellikle ilk yarıda öyle komik durumlara düştük ki futbol adına yazılacak çok şey kalmamıştı.. Adamların sağ beki bizim ceza sahamızda elini kolunu sallayarak gezip bir de gol atınca, korkmaktan bile utandım. Futbol adına bir tek Arda Güler vardı aklımda. Gerisi mi? Hiç olmadığı kadar çabuk unuttum her şeyi..

Gecenin faturasını, Fransa maçını Montella’ya yıkmak işin en kolay, en sığ tarafı. Ya diğerleri? Hani Amerika’ya giderken villa sözü verenler var ya, onlar ne olacak? İstifa bile etmesinler; gitsinler “görevden af dilesinler" mesela, olmaz mı? Türk futboluna zerre katkıları var mı yok mu hiç tartışılmıyor. Artık Avrupa Şampiyonası’na, Dünya Kupası’na ipini koparan gidiyor ve oralara ayak basınca idareciler kendilerini başarılı ilan ediyor. Asıl mesele orada ne yaptığınızdır; lakin dönüp bakıyoruz, oralarda da elle tutulur hiçbir şey yok.

Önce Fransa karşısında Kocaeli, ardından İtalya karşısında Bursa stat zemini... İkisi de kelimenin tam anlamıyla berbat çimler. Bu statları UEFA mı seçiyor yoksa TFF mi? Elbette popülist kararlar peşinde koşan TFF yönetimi. Mancini istese böyle zemin hazırlatamazdı; nitekim İtalya kötü zemine zaten alışık. Seyirci harikaydı fakat yine de sormak lazım: Eylül sonu neden Bursa?

Bugüne kadar Montella’nın tercihlerine takmıştık kafayı. "Neden 9 numarasız oynuyorsun?" diyorduk. İyi ki oynamamış! O 9 numaraya top gitmedikten sonra sahada bulunmasının ne faydası var ki?

Sahanın ortasındaki hezimetin faturasını sadece kulübede çaresizce duran İtalyan’a kesmek, meselenin kökündeki idari acziyete göz kapatmaktır; zira ilk yarıda kalede görülen üç ağır gol, Montella kadar TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun da eseridir. Bursa tribünlerinin tek ağızdan yükselttiği istifa çığlıkları, sadece kulübedeki teknik adama değil, Türk futbolunu vizyonsuzluğa mahkûm eden federasyon yönetiminin de bizzat yüzüne çarpıldı. İtalyanların meşhur veda marşı Ciao Bella bu akşam Bursa semalarında çınlarken, insan ister istemez memleketin gündemine dönüyor: Siyasette fon skandalının ardından koltuğunu bırakan Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya gibi, Türk futbolunu bu çökkünlüğe sürükleyenlerin de "affını isteme" vakti çoktan gelmiştir. İtalyanca bir "Ciao" ile vedalaşmak, belki de hem Montella hem de kendisini koltukta tutan Hacıosmanoğlu iradesi için bu millete olan en büyük borçtur.

Maçı izlerken hem sahada hem de saha dışında tek hazır ismin Fatih Terim olduğunu gördüm. Fatih Hoca, canlı yayın yorumculuğu nasıl yapılır herkese bir kez daha ders gibi gösterdi. Hoca ekran başında böylesine hazırken, yarın Riva’ya davet edip Montella’nın yeri için bir görüşme yapsanız mı acaba? Fakat bunu yaparken önce Montella ile yolları resmen ayırın; aksi halde Fatih Terim’den alacağınız karşılıkla çok fena refüze olursunuz, aman dikkat...

İlgili İçerikler