Devasa istatistikler ve stoperden gelen 1 gol!

Devasa istatistikler ve stoperden gelen 1 gol!

Şampiyonlar Ligi yorgunluğu üzerine 28 şut ve 2.99 gol beklentisi ürettiğiniz gecede tabela 1-0’da kalıyor ve kurtarıcı stoperiniz oluyorsa; üstelik Osimhen yokken bu kadar üretken olup gol fakirliği yaşıyorsanız 11 tercihlerini ve beceriksizliği sorgulama vakti gelmiş demektir

Devasa istatistikler ve stoperden gelen 1 gol!

Futbolda bazen taktik tahtasındaki şemalar, uzun analizler ve kenar yönetiminin hamleleri değil; tek bir anın, tek bir ayak için doğru zamanda doğru yerde olması belirler gecenin rengini. Galatasaray için Kocaelispor karşısında alınan bu galibiyet, tam da böyle bir parantezin içine sıkıştı.

Okan Buruk’un teknik adamlık kariyerinde Kocaelispor’a karşı ilk kez zaferle tanıştığı akşamda, İstanbul’a "önce bir puan, nasipse üç" düsturuyla gelip otobüsü ceza sahası önüne çeken bir Selçuk İnan takımı vardı. 90 dakika boyunca kalesine adeta devasa bir duvar ören, tam 8 net kurtarışla maçın kahramanı olmaya aday Serhat, sadece tek bir anlık konsantrasyon kaybının kurbanı oldu. Futbolun yazısız kuralıdır; sekiz doğruyu tek bir hatayla çöpe atarsınız. Kaptan Abdülkerim Bardakcı’nın ceza sahası dışından gönderdiği o füze, hem Serhat’ın gecesini kararttı hem de kilitlenen oyunu açan çilingir oldu.

Galatasaray için tabeladaki üç puan çok kıymetli, kabul. Çekirge bir kez daha sıçradı ve sarı-kırmızılılar cebine hayati bir galibiyet koydu. Fakat bu zaferin arkasındaki asıl şifre, fiziksel temaslardan kaçınmayıp ayakta kalabilmekti. İkili mücadele kazanma oranında yüzde 53’e yüzde 47’lik bir üstünlük sağlayan Galatasaray, özellikle hava toplarındaki hakimiyetiyle rakibini adeta ezdi. Nitekim Amed, Konyaspor ve Samsunspor maçlarında rakiplerine fiziken üstünlük kurarak üç galibiyet çıkaran Kocaelispor, bu kez sert kayaya çarptı.

Saha içindeki adam adama savunma kilidine ve yaptığı hamlelere rağmen bir türlü çözüm üretemeyen Okan Buruk, sanırım maç bittiğinde en çok, sezona kulübede başlattığı kaptanına dua etmiştir. Kritik virajlarda Jakobs’un çabukluğuna güvenip Abdülkerim’i kulübede unutan Buruk, gecenin sonunda fırtınalı denizden gemisini karaya çıkaran kaptanının elini öpmeli.

Gelelim takıma yeni katılan renklere... Leao henüz ritmini bulmuş değil, bu çok net. Ancak fiziksel olarak o eşiği aştığında ve patlamayı gerçekleştirdiğinde, ligde hangi savunmanın canını yakacağını kestirmek güç.

Buna karşın Deniz Gül ve Batrakov isimleri, Galatasaray’ın yarınları adına son derece ümit verici. İkisi de tavanı yüksek, dinamik ve potansiyelli figürler. Okan Buruk’un geçmişine baktığımızda; Rizespor’da Vedat Muriqi’i, Akhisar’da Seleznov’u nasıl birer hücum silahına dönüştürdüğünü çok iyi biliyoruz. Deniz Gül’den de benzer bir pivot santrfor verimi alacaktır. Ancak genç oyuncuya küçük ama hayati bir dost uyarısı yapmak gerek: Kendini kolayca yere bırakıp penaltı alma alışkanlığı, futbol kamuoyundaki tüm sempatini alıp götürür. Sahada faul rekoru kırmak yerine oyunda kalmayı seçmelisin. Maçta hemen kendini ispatlama telaşını anlıyorum ama unutma; önünde Osimhen gibi bir dev var ve sen üç gol de atsan o kulübe seni bekler. Sabır, bu seviyenin en büyük meziyetidir.

Batrakov ise ayrı bir parantezi hak ediyor. Okan Hoca’nın bu genç yetenekten; 2000’lerin başında sahada basmadık yer bırakmayan, yırtıcı ve yaratıcı Emre Belözoğlu profili ile son yıllarda hücum bağlantısını ve akıllı presi ustalıkla yapan Mertens karması bir oyuncu çıkarabileceğine inanıyorum. Oyuncunun genç yaşı, yüksek temposu ve zekası bu hamura son derece uygun.

Elbette Osimhen’in olmadığı bir Galatasaray yazısı eksik kalır. Nijeryalı sahada olsaydı, şüphesiz yine onun ışıklar altında parladığı bir geceye tanıklık ederdik; zira oyun tam da onun aradığı genişlikteydi.

Ve gelelim dost acı söyler kısmına... Sevgili Okan Buruk; en sadık destekçilerin bile 11 tercihlerindeki ısrarlar yüzünden yavaş yavaş huzursuzlanmaya başladı. Eğer bir oyuncu, takımda Osimhen ya da Uğurcan Çakır’dan önce formayı garantiliyor ve buna rağmen sahada form formusuzluk sınırında geziyorsa, bunun faturası eninde sonunda teknik adama kesilir. Sözümüz elbette Barış Alper Yılmaz’a. Sağ kanatta Sallai-Barış ikilisinde ısrar etmek, rakip teknik adamlara o bölgeyi riske atıp savunma kurgusunu rahatlatma lüksü tanıyor.

Tabloya geniş açıdan bakalım: Şampiyonlar Ligi’nde 115 km koşan, hemen ardından ligde 28 şut atıp rakip ceza sahasında 44 kez topla buluşan ve 2.99 gol beklentisi (xG) üreten bir takım var. Ama günün sonunda skor tabelası 1-0 ve gol de bir stoperin jeneriklik şutundan geliyorsa... Osimhen’siz bir oyunda bu kadar üretip skoru üretmekte bu kadar zorlanıyorsanız, başlangıç kadronuzu ve oyun ezberinizi ciddi şekilde sorgulama vakti gelmiş demektir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler