Kaleci şansıyla ikinci kez 3 puan!

Kaleci şansıyla ikinci kez 3 puan!

Şans melekleri bir takıma kaç kez tebessüm eder, kaleci hatalarından gelen ikinci 'piyango' galibiyet daha ne kadar idare eder bilinmez; ama Ankara’nın çamurunda sürüklenen oyunda felaketi önleyen tek bir adam vardı: 6 kurtarışla kalesinde devleşen Uğurcan Çakır!

Kaleci şansıyla ikinci kez 3 puan!

Futbol, bazen 90 dakikalık bir tiyatro oyunudur; ancak bazı perdeler vardır ki daha ilk düdükte senaryonun ne kadar tatsız yazıldığını fısıldar kulağınıza. Başkent deplasmanında, patates tarlasını andıran bir zeminde geçen ilk 45 dakika, tam anlamıyla cömertçe çöpe atılmış bir zaman diliminden ibaretti. Sahanın çamuru bir yana, zihinlerdeki ağır çekim futbol anlayışı oyunu iyice kördüğüme çevirdi. Yine tabelayı değiştiren bir kaleci ikramı, yine bir şekilde haneye yazılan üç puan... Fakat futbolun adalet terazisi her zaman bu kadar müsamahakar davranmaz; şans meleğinin Galatasaray’ın omzunda sonsuza dek ikamet edeceğini sanmak, sezona dair yapılabilecek en büyük illüzyondur.

Barcelona eşleşmesinin o yüksek tempolu, akıl oyunlarıyla dolu manevrasından sonra Gençlerbirliği deplasmanının sancılı geçeceğini öngörmek bir kehanet değildi. Asıl mesele; o büyük sahneden inip bu meşakkatli coğrafyaya ayak basarken doğru kadro mimarisini kurgulayabilmekte, forma adaletini o soyunma odasına nakış nakış işleyebilmekteydi. Katalan devine karşı gece yarılarına kadar taktik tahtası başında sabahlayan, her ihtimali zihninde ilmek ilmek ören Okan Buruk’a hakkını teslim etmiştik. Ancak görülüyor ki, Şampiyonlar Ligi hayalleriyle geçen uykusuz gecelerin ardından Ankara deplasmanı için tek bir sayfa dahi mesai harcanmamış. Bizler saha içinde adeta gezinen, formalite icabı koşan Leroy Sane’nin vurdumduymazlığını sorgularken, asıl soruyu kulübedeki akla sormak gerekmez mi?
Sayın Hocam; kulübenin derinliğini İlkay’ın tecrübesiyle, Nhaga’nın dinamizmiyle tazelemeyecekseniz, bu hamle oyuncuları ne zaman sahne alacak? Lucas Torreira’nın yokluğunda orta sahanın sigortası atıyor; Mario Lemina’nın adeta lastiği patlamış bir kamyon gibi sahada bocalayışı gözlerden kaçmıyor. Hafızamızı zorluyoruz: Lemina’nın, yanında Torreira olmadan tek başına omuzladığı, parıldadığı tek bir maçı hatırlayan var mı? Galatasaray’ın sezon başında bu gerçeğe rağmen aynı ezberde ısrar etmesini rasyonel akılla izah etmek imkansız. Orta saha çöktüğünde, takımın omurgası kırılıyor; ne hücum organizasyonu kalıyor ne de ön alanda bir parıltı. Dönüp bakıyorsunuz, Gençlerbirliği’nin cömertçe harcadığı o net fırsatları Galatasaray bulsa tabela bambaşka bir hikaye anlatırdı. Kulübeden üç dokunuş gelene dek sahada hayalet gibi dolaşan bir takım; yalnızları oynayan bir Batrakov, didinen bir Osimhen... Ve günün sonunda Galatasaray’ın en iyisi olarak öne çıkan Uğurcan Çakır. Hikayenin özeti aslında bu kadar yalın.

Açık konuşalım; bu 90 dakika, Galatasaray’ın bu sezon cebine koyduğu en piyango, en şanslı galibiyettir. Kocaelispor maçında Abdülkerim’in attığı golde eldivenlerin ikramı, geçen hafta Kasımpaşa karşısında uzatma dakikalarında gelen mucizevi dokunuşlar... Bir takım bir sezonda kaç kez şans meleklerini bu kadar yorabilir? Oyun aklı her geçen hafta irtifa kaybediyor. Zemin ağır, zihinsel ve fiziksel yıpranma yüksek olabilir; ancak unutmamak gerekir ki aynı zemin rakip için de eşit derecede çamur, eşit derecede engebeliydi.

Takımın omurgasındaki aşınma alarm veriyor. Abdülkerim fiziksel olarak arzulanan seviyenin çok gerisinde, Barış Alper deposu boşalmış bir sprinter görüntüsünde, Davinson Sanchez ritmini bulabilmiş değil. Hepsinden öte, zaman zaman eleştirilen Lucas Torreira’nın yokluğu, o bölgede kara bir delik açıyor. Mertens’in bıraktığı o zihinsel mirası henüz dolduramamış bir takımın, Torreira’nın boşluğunu Nhaga ile ikame edemeyeceği çok açık.

Ve gelelim Leroy Sané parantezine... Tam 10 aydır ağları sarsamayan, skora katkı vermekten uzak bir profilin Galatasaray forması altında bu kadar krediye sahip olması, futbolun ekonomik ve mantıksal gerçekleriyle bağdaşmayan devasa bir lükstür. Galatasaray, isimlerin gölgesinde sığınarak değil; sahaya ruhunu, aklını ve organizasyonunu koyarak zirve yürüyüşünü sürdürebilir. Aksini ummak, rüzgarın esişine teslim olmaktan başka bir şey değildir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler