Futbolda skorboard bazen gerçeği gizler ama oyunun hafızası asla unutmaz. Galatasaray sahası, yönetimi, kenar yönetimi ve o tribünleri dolduran binlerce sevdalısıyla Kasımpaşa mücadelesini bir video analiz odasında tekrar tekrar izleyip doğru notları almalı. Eğer o notlar alınıp gereken dersler çıkarılırsa, Mayıs ayında bu 90 dakikanın adı “Şampiyonluk Virajı” diye yazılır.
Büyük resim bu. Ama gelin, o resmin ortasına çerçeveyi kıran bir adamı yerleştirelim: Barış Alper Yılmaz. Maç berabere bitse, gecenin manşetinde kalesinde devleşen, tek başına takımını ayakta tutan Kasımpaşa eldiveni Gianniotis olurdu kuşkusuz. Ama Yunan kalecinin o parıltısını, Barış’ın jeneriklik plasesi söndürdü.
Şu bir gerçek ki Barış Alper; kalede Uğurcan Çakır’ın eldivenlerini giymek dışında bu sahada her rolü oynayabilecek bir joker. Milli takımın o çalkantılı, sancılı haftalarında sol çizgide de gördük onu, Belçika karşısında santrfor hüviyetinde de. Montella döneminin kapanışına denk gelen o kaotik atmosferde bile İtalya ağlarını havalandıran tek isimdi. Geçtiğimiz sezonu ekran karartmalarla açıp, şampiyonluk gecesi elinde taraftar grubunun bayrağıyla depar atarak kapatan bu çocuk, Galatasaray’ın sahaya yansıyan ruhudur.
Okan Buruk’un maç öncesi tercihi eleştirilebilir ama sahaya sürdüğü mantık doğruydu. Sakatlığı bulunan Sallai’nin yokluğunda sağ bekte Kaan Ayhan mı yoksa Barış mı sorusu gündeme geldiğinde şahsen benim de zihnimde soru işaretleri belirmişti. Kasımpaşa’nın o hareketli, ele avuca sığmaz oyuncusu Ali Yavuz’un karşısında ağır kalabilecek bir Kaan Ayhan senaryosu, filmin sonunu çok başka yazabilirdi. Okan Hoca riski aldı, Barış o kanadı koridor yaptı ve 90 dakikayı gecenin kahramanı olarak tamamladı.
Tabii maç bitti, sosyal medyada o bildik tozlu klasörler yine açıldı: “Bu Galatasaray’ın neden orijinal bir sağ beki yok?”
Soru meşru. Sacha Boey’in bıraktığı o yüksek profil mirastan sonra oraya dikiş tutturabilen bir isim gelmedi. “Geldi de tutmadı” diyelim biz ona. Şimdi Sallai sağ beke evrilmeye çalışılıyor. İyi de bu adam Macaristan Milli Takımı’nın sağ açığı, orijinal bir bek değil ki... Transfer döneminde o çok övülen “futbol aklı” sanırım mesai harcamak yerine tatil yapmayı seçmiş. Barış ve Sallai ile bu yama tutar mı? Dönem dönem tutar. Ancak kaybedilen her puanda bu eksiklik, ısıtılıp ısıtılıp önünüze konur. Bizden söylemesi.
İşin dost acı söyler kısmına gelirsek... Galatasaray’ın genlerinde Avrupa gecelerinin havası başkadır ama unutmayalım; karşınızdaki takım Barcelona seviyesi olduğunda, bu savunma zaaflarını şansla örtemezsiniz. Takımını öne geçiren Abdülkerim, dün gecenin en kritik hatalarına imza attı. Torreira’nın kırmızı kart gördüğü pozisyonda ucuz bir faul beklentisine girdi; hakem o düdüğü çalmayınca eksik kaldınız. Beraberlik golünde ise Rak-Sakyi’yi adeta bir tiyatro izler gibi izledi, neticesinde gol kaçınılmaz oldu.
Osimhen’in sahaya ayak basmasıyla oyunun son perdesi yazıldı. Eren’in de hakkını verelim; Osimhen hamlesiyle Galatasaray 10 kişi kalmasına rağmen sahada devleşti, rakibini hapsedip maçı kopardı.
Şimdi gelin biraz matematiğin diliyle konuşalım, rakamlara mercek tutalım... Galatasaray neden xG (gol beklentisi) farkında ligin zirvesinde otururken, gerçek gol averajında rakiplerinin gerisinde kalıyor?
Sarı-kırmızılılar 16 gol kaydetmiş durumda ama kaçırdığı net fırsatlarla da listenin en üstünde. Bu veri bize hücumdaki ana sorunun pozisyon üretmek değil, o pozisyonları bitirme verimsizliği olduğunu gösteriyor. Fakat madalyonun bir de savunma yüzü var. Galatasaray kalesinde sadece 6,7 xG pozisyon vermişken tam 11 gol yemiş! Yani rakipler bulduğu ilk ciddi fırsatta tabelayı değiştirmiş.
Demek ki bu tabloyu sadece “santrforlar kaçırdı” diyerek geçiştiremeyiz. İki temel hayati problem var:
- Hücumda yakalanan pozisyonların gole çevrilme oranı (bitiricilik).
- Rakibe verilen az sayıdaki şutun kalede golle sonuçlanma yüzdesi.
Bu istatistik şampiyonluk yarışını nasıl etkiler? Galatasaray bu xG seviyesini koruduğu sürece ligin en dominant hücum takımı olmaya devam eder. Fakat bitiricilikteki bu cömertlik sürer ve kalede beklenenden fazla gol yenmeye devam edilirse, özellikle denk kuvvetlerin mücadelesinde can yakan puan kayıpları kaçınılmaz olur.
Çünkü şampiyonluk maratonunda kağıt üzerinde ne kadar pozisyon ürettiğiniz değil, o üstünlüğü tabelaya ne kadar soğukkanlılıkla yazabildiğiniz tescillenir.


